Ahmet ZORLU

TEK TİP..

Ahmet ZORLU

Yayınlanan son kararnameye göre, "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs"  ile "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçunu işleyenler duruşmaya getirilirken, ‘badem kurusu renginde’ tulum giyecek.

Aynı kararnameye göre, "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs", "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan", "Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı" suçlarını işleyenlerle, "Devletin güvenliğine karşı suçlar" ile "Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar" nedeniyle örgüt kuran tutuklu ve hükümlüler ise duruşmalara ‘gri’ renkli tulum giyerek katılacak.

Yani, 696 sayılı KHK'ya göre, 5275 sayılı "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun"a eklenen maddeyle, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanlara, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen giysileri giyme zorunluluğu getirildi.

Türkiye’nin de, altında imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gereğince “Masumiyet Karinesi” evrensel bir yargı doktrinidir ve yargıda  temel bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişi hüküm giymeden önce , tutuklu dahi olsa- çalıştığı resmi kurumlar tarafından suçu sabitlenene dek masum olduğu ilkesini gözetmek zorundadır. Burada bir kavram kargaşası ortaya çıkmaktadır. Suçu kesinleşmemiş bir bireyin masumiyet karinesine göre “masum” sayılması değil “suçlu sayılmaması” şeklinde bir anlam yüklenmesi daha doğrudur. Zira sanık ne masumdur ne de suçludur. Sadece ve sadece şüphelidir. Onun suçlu veya suçsuz olduğu ancak ve ancak yargılama sonucu  ile belli olur.

KHK ile yapılan düzenlemeyle, tutukluya hükmü, giydirildiği ‘Badem Kurusu’ veya ‘Gri’ renk kıyafetle Adalet Bakanlığı’na bağlı Cezaevi vermiş olmaktadır. Zira giydirilen bu kıyafetle suçu sabit biri haline getirilmektedir. Yani mahkeme heyetinin dosyasına bakmasına lüzum kalmamıştır, giysisine göre kararını verebilir.

Gül Kurusu kıyafetle hakim huzuruna çıkan sanık, potansiyel olarak, "Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs" ya da "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçunu işlemiş kabul edilecektir.

1215 yılında İngiltere’den çıkan ve ‘Büyük Sözleşme’ olarak bilinen Magna Carta’nın 39. Maddesi, “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”  hükmü ile insanlığa asırlar öncesinden büyük bir ders vermekte ve bu gün çağdaş dünyanın hukuk normlarında bu hükme yer verilmektedir.

Ayrıca,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Tek Tip Kıyafeti insanlık suçu olarak kabul etmiştir.

Biz PKK ve FETÖ’cüleri yukarda sıraladığım maddelerden yargılayıp cezalara çarptırdığımızı farzedelim, mahkemelerimizde.

Tamam bizim Anayasa Mahkemesi bakmıyor belki, ama tek tip kıyafetle yargı huzuruna çıkaracağımız her sanık, “Beni tep tip elbise giydirerek ve teşhir ederek yargıladılar.” diyecek, AİHM’de Türkiye Aleyhine dava açacaktır.

Sadece Fetö’den 135 bin sanığın yargılandığı gerçeğini göz önüne getirdiğimizde, halen Rusya’nın elinde bulunan AİHM’e en çok başvuru rekorunu Rusya’nın elinden alacağız. Ödeyeceğimiz milyonlarca Avro Tazminatı ise düşünmek bile istemiyorum.

Bu arada, aramızda dolaşan ‘Badem Kurusu’ ya da ‘Gri’ mahkum kıyafetli olması gerekenleri ise düşünmek bile istemiyorum.

Ve bu günkü yazımı, bir hukukçunun, Avukat Fevzi Konaç’ın  KHK ile getirilen Tek Tip kıyafetle ilgili görüşleri ile tamamlamak istiyorum;

“FETÖ suçundan tutuklu bulunanlara tek tip kıyafet giydirilmesi ile ilgili çıkarılan KHK  yanlıştır.Toplumu tatmin etmek için kural koymak yanlıştır..

Yargılama bitmeden, suçu sabit olmadan kişiyi toplum önünde mahkum etmektir... Adaletsiz bir uygulama olup sonuçta masum çıkarak beraat edenlerin o elbise ile rencide edilmesi ve hukuklarının çiğnenmesi demektir.

Kötü, emsal olmamalıdır. HERO tişörtü giyen bir kansız yüzünden. Binde bir kişi bile olsa hepsini aynı kefeye koymak ve kıyafetle mahkum etmek masum olana zulümdür.

Bakın on binlerce Bylock mağduru olan ve masum insan yargılanıyor ve tutuklandı, bedel ödediler, ama hileli bir fetö oyununa kurban gittikleri anlaşıldı... MİT rapor verdi, şimdi bu yanlıştan dönülmeye çalışılıyor. Sormak gerekmez mi? Bu bylock meselesinde hiç suçu olmayan insanlar tek tip kıyafet giydirilerek topluma reklam edilmiş olsaydı, çiğnenen onurları, izzetleri nasıl telafi ve tamir edilecekti? İftiraya uğrayan, yalan yanlış ihbarlarla mağdur olup, aklanan binlerce insan bu kıyafetle mahkeme mahkeme dolaştırılıp, masum çıkınca,  pardon(!) hata etmişiz denilmesi yetecek miydi?

FETÖ' ye olan kinimiz ve öfkemiz, bizi adaletsizliğe sevketmemeli, bu Kur'an ahkamıdır, suçun cezası idamsa asalım. Gereken en ağır cezayı verelim, ama suç sabit olana kadar en azından toplum önünde kişiyi psikolojik olarak mahkum ilan etmeyelim, adil davranalım”

Yazarın Diğer Yazıları