Ahmet ZORLU

ORTASINI BULMAK.

Ahmet ZORLU

Son yıllarda, demokratik kültürümüzü yerle bir eden anlayış, maalesef cephesini genişleterek icraatlarını sürdürüyor.

Bu anlayışın getirdiği toplumsal kutuplaşma de ülke halkını iki ayrı noktada bir araya getiriyor.

Gönüllerde ve beyinlerde büyük bir kopuş yaşıyoruz.

Bunun pratik yaşama yansımalarını da görmeye başladığımızı üzülerek dile getirmek istiyorum..

Bu atmosferin oluşmasında, hem parti lideri, hem Cumhurbaşkanı olarak, hem partisinin ilçe başkanını, hem kaymakamını, hem mahkeme heyetini atama yetkisine sahip bir ismin önemli bir katkı yaptığını üzülerek belirteyim.

Hele 2016 Ağustos’unda başlayan Ohal Dönemi ile birlikte, yayınlanan kararnamelerle bilerek veya bilmeyerek mağdur edilen insanların, haklarını aramaları için var olan yargı yollarının tamamen kapatılması, mağdur sayısında patlama yaşanmasına yol açıyor.

Dua edin, kamu görevlisi iseniz, sizinle aynı ismi taşıyan ama hiç gitmediğiniz bir kentte oturan ‘Ali Bilmem ne’ ile isim benzerliğiniz olmasın. Ya da Ali Bilmem ne’nin hakkında bir kovuşturma veya soruşturma olmasın.

İlk kararnamede işinizden olur, belki gözaltına alınırsınız.

Ama “Ben ‘Ali Bilmem ne’ değilim” tezini hiçbir hukuk kurumu kararı ile doğrulamazsınız.

Zira başvuracağınız her merci size, “OHAL döneminde çıkan kararnamelere bakma, haklıyla haksızı ayırma noktasında yetkili değiliz” cevabı verecektir.

Aynı durum halk katmanları arasında da kopuş ve cepheleşme şeklinde kendisini gösteriyor.

Ankara’da 80 yaşındaki bir kadıncağızın cenaze defni sırasında yaşananlar, bu somut durumun hayata yansımış halidir.

Tek çözüm gride buluşmaktır.

Birinin Siyah dediğine diğeri Beyaz diye diretince, uzlaşılması mümkün bir çok konu bile içinden çıkılmaz hale geliyor.

Yani siyaset kurumlarımızın ve toplumsal yapılanmaların griyi de keşfetmesi, bazen gride buluşulabileceğine inanması gerekir.

Gri, ne siyah, ne de beyazdır.

Şu gerçeğin unutulmaması gerekir.

Eğer bir ülkede toplum belli bir ayrışmanın içine girmişse, yönetenlere düşen görev toplumsal huzurun yerleşmesi için çaba göstermektir.

Geçen hafta gördük, Dadaloğlu Şenliği sırasında milletvekili cıkıp ideal siyasetçinin nasıl olması gerektiğini anlatıyor.

Konuşmasında ne isim, ne ima var.

Ama Sayın Mehmet Özhaseki, tıpkı bir zamanlar dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Barolar Birliği Başkanına gösterdiği gibi tepkisini dile getiriyor.

Yani yönetenler, en küçük eleştiriye, en küçük imaya bile tahammül gösteremeyecek kadar önyargılı.

Bunun nedeni ise, ekonomide, içerde ve dışarıda işlerin iyi gitmemesi.

Eger 15 yıldır ülkeyi yöneten bir anlayış, yönettiği ülkeyi ‘Beka sorunu vardır’ noktasına getirdi ise, o yönetimin derhal bırakıp gitmesi, yerine geleceklerin ise gideceklerden ülkeyi getirdikleri bu tablo nedeniyle hesap sorması gerekir.

Ama bizde öyle olmuyor.

Dün ‘Türkiye Seninle Gurur duyuyor’ diye sloganlarla karşıladığımız Barzani bu gün Türkiye’yi bölmekle itham ediliyor, dün ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’ diye bağıranlar, “Hain Barzani’ diye meydanları inletiyor.

Ama bu nitelikli! Kalabalık, “Yahu biz bu adamı dün omuzlarımızda taşımıştık” sorgulaması yapmaya gerek görmüyor.

Aynı durum Fetö süreci için de söylenebilir.

2013 yılındaki Türkçe Olimpiyatlarında 10 Bin Kişilik Salon hınca hınç dulmaş, bir o kadarı etkinliği dışarıdaki sinevizyondan izliyor ve Fetullah Gülen için gözyaşı döküyordu.

Peki bu gün bu kalabalık nerede?

Ben söyleyeyim, Cumhuriyet Meydanında Fetö’yü lanetliyor.

Bir ülke için, bir insan için değerler böyle çabuk aşınmamalı, aşındırılmamalı.

Parlamenter Demokrasilerde, yasalar deneme yanılma yöntemiyle yapılmaz.

Bu gün hala Fetö dayatması ile hayata geçirilen bir çok yasa uygulamada. Bunların başında 4+4+4 Eğitim sistemi gelmektedir. Hukukla ilgili düzenlemeler hala caridir ve Fetö’nün eseri olarak adliyelerde uygulanmaktadır.

Hele 3-5 bin kişi gözetilerek yasa hiç yapılmaz.

Yasalar toplumun geneline şamil olmalıdır.

Bu iktidar döneminde maalesef, torba yasa, kararname gibi ucubelerle mağdurlar ordusu yaratılmıştır.

Bakınız, tek bir örnek vereyim..

Çek Kanunu yeniden düzenlendi, borcunu ödemeyenler salındı, sayıları belki 3-5 bindi. Ama şu anda aramızda 30-50 bin karşılıksız çek mağduru var.

Fetullah Gülen için özel kanun çıkarıldı ve beraat etmesi sağlandı.

Şimdi yana yakıla Fetullahı ABD’den geri istiyoruz..

Ergenekon ve Balyoz gibi davalardan önce, meclisten geçen bir kanun ile hakim ve savcılar, verdikleri hükümlerle ilgili sorumsuz kabul edildi, binlerce insan Ergenekon ve Balyoz Mağduru oldu. Ama astığı astık, kestiği kestik kararlar veren mahkeme heyetleri hakkında mağdurların dava açmasının yolu kapatıldı.

Türkiye’yi yönetenlerin bir gerçeği çok iyi bilmesi gerekir.

Bu ülkenin yüzde 50’si sizinle aynı düşünmüyor.

Kalan yüzde 50’de istediğinizi yapın diye size oy vermedi.

Öyleyse aklınızı başınıza alın, ülkemin geneline hizmetle yükümlü olduğunuz gerçeğini görün.

İşsizliği, ekonomik çöküşü, zikzaksız dış politikayı, toplumsal barışı ve huzuru inşa edecek çalışmalar yapın ki, millet yaptıklarınızı savunabilsin.

Gece yarısı kumpasları, demokratik olmayan ülkelere matuf uygulamalardır.

Vazgeçin ve içinde herkes olan işlere kafa yorun..

Bunun için de, gride buluşma kültürü edinin.

Yazarın Diğer Yazıları