Ahmet ZORLU

ONUR..

Ahmet ZORLU

Günümüzde bazı değerlerin hoyratça harcandığı bir süreç yaşıyoruz.

Mesela, Yılbaşı gecesi kuruyemiş, cola, çay gibi ürünlerle sofra sonrası masa kurup eğlenmek günahtır.

Ama ayakkabı kutularına, makamın verdiği gücü istiflemek, ne suçtur ne de günah.

Yakalandığında, “İmam-Hatip yaptıracaktım” demesi ise, insanın aklına ‘Özrü kabahatinden büyük’ hatırlatmasını getirse bile..

Her ne kadar, bayiilerde neredeyse bilet kalmasa da, Milli Piyango Bileti ile umut satın almak günah ve haramdır.

Ama, Yüce dinimizin, ‘Devlet malından, bir hırka bile aşıranın cenaze namazı kılınmaz’ emrine rağmen, para aşkına birinin önüne, yönettiğin kurumun imkanları ile yatmak mübahtır.

Reza Zarab gibi uluslar arası bir hırsızın uçağına atlayıp Umre yapmak Türkiye’de kabahat bile sayılmaz.

Ama yol ortasına dikilen Kudüs’teki, Mescid-i Aksa Camii’nin maket duvarı önüne oturup soluklanmak günah ötesidir kafirliktir.

Halbuki, Mescid-i Aksa’yı göreniniz var mı bilmiyoruz, bu kutsal yapıda horlaya horlaya uyuyanlar bile var.

‘Sayın Cumhurbaşkanımız bizim Mabudumuzdur’ diye meclis kürsüsünden höykürmek neredeyse sevap sayılacak, ama bunun yanlışlığını dile getirmek ise küffarlıktır.

Dini değerlerimizde yaratılan bu aşınma, insani değerlerde de kendini ortaya koymaktadır.

Mesela Onur’dan başlayalım..

Bana göre, Onur en büyük insani zenginliktir.

Ama günümüzde, maalesef onur borsası kuruldu her yerde, her alanda..

Bunun son örneğini, son Kanun Hükmünde Kararname’nin yayınlanmasından sonra net bir şekilde gördük.

Kararnamenin yayınlandığı saatlerde Sayın Cumhurbaşkanı Afrika Gezisine çıktı.

Özellikle Affı çağrıştıran, 15 Temmuz ve 16 Temmuz günleri için yapılan düzenleme sonrası başlayan tartışmalar üzerine, Adalet Bakanı ve AKP Sözcüsü çıkıp, bu konuda düzeltme yapılabileceğini söylediler. İki gün Türkiye’nin gündemini bu konu oluşturdu. Zira bu maddenin içerisine gizlenmiş ve ilerde yaşanacak sokak olaylarına, hatta cinayetlere bile zemin hazırlayacağına inanılan “15 Temmuz gecesi ve devamında” kavramının ucu açıktı.

Bir çok iktidar organından, iktidar yanlısı kalemlerden bunun düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar geldi. Ama Sayın Başbakan dün sabah “Kararname aynen kalacak” diyerek tartışmaları bitirdi.

Hem de, ‘Tek ses’ uyarısı ile iktidar erkinde kararnamedeki hükmün sakıncalarına vurgu yapanları da susturarak.

Bu konuda, tek onurlu ses, Devlet Bahçeli’ye rağmen bir MHP Milletvekilinden geldi.

Bu sesten sonra da, partisinin çarmıhına gerilmesine rağmen geri adım atmayan Sayın Atilla Kaya’yı ben de buradan tebrik ediyorum.

Zira, 15 Temmuz Gecesi darbeye karşı direnen Milletimiz için yapılan bu düzenleme, bir af niteliğindedir.

16 Temmuz Sabahının görüntülerini hatırlayın.

Gariban Askeri Öğrencilerin nasıl linç edilmeye çalışıldığını.

O kanlı görüntüleri..

Evet, o gece ve sabahında, ihanet kalkışmasına karşı millet tek yürek oldu.

Ama bu, canavarca kendi askerinin boğazını kesenlerin masumiyetini de ortaya koymaz.

Zira Devlet, Devletin güvenlik gücü böylesi günler içindir.

Yakalanmasına yardım et, etkisiz hale getir ve polise, askere teslim et darbeciyi.

Onun boğazını kesmek de nereden çıkıyor.

Bu kararname hükmü, hukukta kabul edilemez bir düzenlemedir.

İptal edilmesi, ya da düzeltilmesi gerekir.

Bu yapılmadığı takdirde, yarın hak arayanlara saldırıp can alan, kan dökenler çıkacaktır.

Ya da örneğin Gezi olaylarında, tanık olduğumuz linç görüntülerini oluşturanlar yarın mahkeme huzurunda, “Bunlar darbe yapmak istiyordu, engelledim. Kararname hükmüne göre derhal beni bırakmanız gerekir” diye çıkışmalarına neden olacaktır.

Ve kararname için, ‘Düzeltilebilir’ ya da ‘Evet maksadı aşan bölümler var’ diyen sözcülerin, bakanların, kalemlerin de bu kararlı çıkışlarına, bundan sonra da devam etmelerini bekliyorum.

Bakalım, onur mu galip gelecek,  yoksa azar mı, hep birlikte göreceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları