Ahmet ZORLU

ÖNCELİK..

Ahmet ZORLU

Ülkemiz, getirildiği nokta itibarıyla, ‘Tehlike benim göbek adım’ ucuzluğunu felsefe edinmişlerin seslerinin, sağduyu ve sabır seslerini bastırdığı bir süreç yaşıyor.

Yönetenlerimiz, 3-5 kişiden dayak yiyip ellerinden kurtulduktan  sonra, hala o üç-beş kişiye uzaktan, ‘Erkekseniz teker teker gelin’ efelenmesine girişen zavallı görünümünde.

Sabır temenni etmek; İhanet..

Sağduyu temenni etmek; Vatan hainliği..

‘Afrini aldınız, sonra ne olacak?’ diye sormak; Teröristlik..

Beyler kendinize gelin.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sürdüğünüz Cephede, karşısında düzenli bir askeri yapı yok.

Teröristle savaşan, düzenli orduların başarılı oldukları görülmemiştir.

Çünkü ordumuzun karşısında düzenli bir birlik yoktur.

Adı üzerinde, PYD’li teröristler.

Onlar pusu kurar.

Onlar vurup kaçar.

Onlar mayın döşeyip olacakları uzaktan seyreder.

Onlar kadınları, yaşlılalır, sivilleri, kadınları kendilerine siper etmekte sakınca görmez.

Onların arkasında ABD gibi, Rusya gibi emperyal güçlerin silah desteği, eğitim desteği vardır.

Ondandır, 7 günde Kıbrıs’ın yarısını ele geçiren Kahraman Mehmetçiğimizin, 10 günde Afrin önlerine ancak gelebilmesi.

Her şeyden önce, yönetenlerin yaşanan süreci iç politika malzemesi yapmaması gerekiyor.

Farklı ve aykırı sesleri dinlemesi gerekiyor.

Tamam ortam gergin, ama bir Cumhurbaşkanının görevi böylesi kritik dönemlerde, önce içerde birlik ve bütünlüğü sağlaması gerekiyor.

Bu da milletin bir bölümü ‘Terörist yandaşı’ diye yaftalayarak olmaz.

Son şehitlerimizden biri, terör örgütü ile birlikte hareket ediyor diye suçladığın siyasi partinin ilçe yönetici çıkmadı mı?

Eğer ‘Ama’ ve ‘Fakat’lara karşı düşmanca bir tutum ortaya koyarsanız, içten de bölersiniz.

Sokak yaşanan süreci ‘Haziran seçimleri ile Kasım seçimleri arasında geçen süre’ olarak tanımlamaya başladı.

Sokak “ABD’yi, PYD’ye silah vermekle suçluyoruz, Suriye’nin toprak bütünlüğü diyoruz da, bu ÖSO ne iş” diye sormaya başladı.

Tamam, sınırlarımızın ötesini temizlemek, gelecekte oluşacak tehlikeleri bertaraf etmek elbette ülkemizin önceliği.

Ama miting meydanlarında siyaset malzemesi yapılmamalı..

Ama, bu tür durumlarda nihai çözümün masa olduğu gerçeği gözardı edilmemeli.

Ama, uluslar arası diplomasi kanalları sonuna kadar açık tutulmalı.

Ama, bu tür konularda altına imza attığımız uluslar arası sözleşmelere harfiyyen uyulmalı..

Türkiye’nin önceliği, Suriye’nin toprak bütünlüğü olmalıdır.

Bunun yolu da, halen Suriye’nin uluslar arası anlamdaki resmi yönetimi ile işbirliğinden geçiyor.

Bunun yolu da, “Suriyeyle ilgisi olmayan ulkelere ‘Çekin elinizi buradan’ demekten geçiyor.

Suriye’nin bütünlüğü, Suriye’yi parçalama hayalindeki ABD gibi ülkelerin hayal kırıklığı anlamına gelir.

Daha farkında değil misiniz, “Atılan her kurşun ya ABD ya da Rusya’nın silah Sanayiinin işine geliyor”

Bu tür ülkeler, milletleri çatıştırarak para kazanıyor.

Önümüzde, itiraz edilemeyecek bir seçenek var.

Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda husumeti bir kenara atarak Suriye’nin meşru yönetimi ile el sıkışıp,  sınırlarımızı de güvence altına alacak sağlam bir işbirliği sağlamak.

Bunu yapmamız halinde, ABD’nin büyük ortadoğu projesi de çökecek, “Büyük Kürdistan” hayal edenler de, Kuzey Irak’ta olduğu gibi derin bir hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Son söz;

Akıl, mantık, sağduyu tek eksiğimiz

Yazarın Diğer Yazıları