NELER OLUYOR BİZE..
Ahmet ZORLU
“Biliyorum beni topa tutacaklar ama keşke Yunan Galip gelseydi” sözlerini söyleyeli daha çok olmadı. Cebinde tapu gibi ‘Akıl sağlığı yerinde değildir’ raporu var. Atatürk, Cumhuriyet, Demokrasi için kullandığı hakaret sözleri almanakları doldurur. Hilafetin muktlaka yeniden inşa edilmesini her platforma savundu. Gün geldi, Sayın Cumhurbaşkanının, düşün insanlarına verdiği yemeklerde sofranın baş köşesine oturtuldu, gün geldi illerde kendisine konferanslar tertip edildi.
Bu zat, adam demeye dilim varmıyor, geçirdiği rahatsızlık sonucu hastanede tedavi görüyor.
Sayın Cumhurbaşkanı kalktı kendisini hastanede ziyaret ederek, şifa temennisinde bulundu.
Maazallah, iyileşirse ve Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından olan üniversitelerin birinin başına fesiyle rektör atanırsa şaşırmayın..
Bu zatın adı Kadir Mısırlıoğlu..
Ömrünü Türk Milliyetçiliği Davasına adadı. Ülkücü yapılanmanın yakalandığı, ‘arabuluculuk!’ hastalığından kurtarılması, bilimle, ilimle tanışması için özel çaba harcadı.Türkiye’nin içerde huzurlu, dışarda itibarlı kalması için yeri geldi kürsülerden sert konuşmalarla iktidarı uyardı, yeri geldi partisine, kendisine, hareketine gelen ağır eleştirilere göğsünü siper etti. Habur rezaletine tepkiliydi. Apo’la devleti masaya oturtanlara demediğini bırakmadı.Andımızın okullardan kaldırılmasına en sert tepki yine ondan geldi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, Kobane’ye gitmek için ülkemiz topraklarını kullanan Peşmerge için iktidara demeğini komadı. Diyarbakır’daki Megri Megri rezaletine en sert tavır ondan geldi. Apo’nun Nevruz Mesajının TV Kanallarından ortak yayınla yayınlanması sırasında da iktidara demeğini bırakmadı. Ama bir sabah kalktı, kendisine ‘Zürriyetsiz’ diyen iktidarın başındakinin bu ülkenin geleceğini imar edecek kişi olduğunu rüyasında görmüşçesine, “Fiili duruma hukukilik kazandıralım” diyerek, tek adam rejiminin kapısını ardına kadar açtı. Onca hakareti. Onca yapılan yanlışı, sineye çekti.
Bu kişinin adı da Devlet Bahçeli..
Konferanslarına. “Doğuda kürtçülük değil ciddi bir Türk sorunu var” diye başlayan ve, “Hakikaten ben şuan dünyada ‘Kürtçülük’ yapıldığı kanaatinde değilim. Şu anda ben dünyada Kürtçülük, Kürt ırkçılığı yapan kimseye rastlamadım. PKK’de dahil, BDP’de dahil, KCK’da dahil kim olur İslamcılar da dahil kim olursa olsun, Azadi de dahil efendim Mustazaf-Der de dahil Hizbullah’ta değil… Ben şu anda dünyada ‘Kürtçülük’ yani hani barajların su seviyesi varya; ‘Kürtçülük, ırkçılık’ dozajına ulaşan bir söyleme, bir faaliyete rastlamadım. Korkuyoruz halen “Kürdistan” kelimesini kullanmaktan, adam korkuyor. Niye? Hemen Kürtçülükle itham edilir diye. Oluyor mu? Asla! Allah’a sığınırız! Ben bir Türk olarak sabahleyin uyandığımda, hemen Eyüp dağının karşısında Ali dağı var, orada “ne mutlu Kürdüm diyene” yazan bir yazı görürsem belki o zaman inanırım (Kürtçülük yapıldığına). Veya geçtiğim yolların üzerinde okullar var. O okullarda “varlığımız Kürt varlığına armağan olsun” diye Türk çocuklarına eğer bağırttırılıyorsa, ‘Kürtçülük var ya bu ülkede’ diyebilirim.”
Bu konuşmalar da, dinci kürt partisi Hüdapar’ın makbul adamı Mehmet Göktaş’a ait.
“Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına almış bir hareketiz. Kanla besleniyorlar. “ gibi sözleri siyaset arşivinde geniş yer tutan AKP Genel Başkanı ve Sayın Cumhurbaşkanı, uzun çalışmalar sonucu oluşturduğu ‘Yerli ve Milli Cephe’de, yukardaki isimleri aynı çatı altına getirip birlikte çalışma yapmayı umuyor.
Düşünebiliyor musunuz, seçim mitinginde, Devlet Bahçeli ile Kürtçü Hüdapar’ın genel başkanının Tayyip Erdoğan’ın iki yanında yer almış halkı selamladıklarını..
Sahi neler oluyor bize.
Neden önümüze konulan her dayatmayı sessizce, eleştirmeden kabulleniyoruz
Neden sorgulamıyoruz.
Neden dünü bu kadar çabuk unutuyor, talimatla, komutla hareket eder hale geldik.
Okumadığımızdan, okullarımızdan bilimi çıkarıp hurafeleri yerleştirdiğimizden, ‘Ben cahil kesimin ferasetine güveniyorum’ diyen sözde üniversite hocalarını önemli görevlere getirdiğimizden olmasın sakın.
Güney Afrika'da bir üniversitenin girişindeki yazı şöyle:
"Bir ülkeyi yok etmek için atom bombası veya uzun menzilli füzelere ihtiyaç yoktur. Bunun için eğitim seviyesini düşürmek ve kopya çekilmesine müsade etmek yeterlidir.
Bunun sonucunda; hastalar doktorların elinde can verir, binalar mühendislerin elinde çöker, para ekonomistlerin elinde kaybolur, insanlık dinci akademisyenlerin elinde ölür ve adalet hakimlerin elinde yok olur."
Her şeyi kabullenelim diye okullarımızdan başlanmış olmasın sakın.
Bilimsel olan, içinde demokrasiyi barındıran kurumlara açılan savaşın nedeni de bu değil mi sizde de?