Ahmet ZORLU

DEVLET BOŞLUK KALDIRMAZ..

Ahmet ZORLU

Hatırlarsınız, geçmişte ticaret kanunundaki boşlukları kullananlar yüzünden vatandaş alacağını tahsilde adaletten umudunu kesmişti.

Zira davalar yıllarca sürüyor, alacaklının parası pul oluyor, bazen de hiç bir zaman alacağını tahsil edemiyordu.

İşte o günlerde, yeni bir Mafya Kolu üretilmişti Türkiye’de.

Adına Çek-Senet mafyası deniliyordu.

Alacaklının parasını kısa zamanda tahsil ediyor, karşılığında da yüzde 20-30 komisyon alıyorlardı.

Bunu hatırlatmamın nedeni nedir biliyor musunuz?

Eğer devletin herhangi bir alanında zaaf ortaya çıkar, o alanda çalışma imkanları ortadan kalkarsa, onun alternatifi yasa dışı da olsa üretilir ve uygulanır.

Yani arz-talep meselesi..

İki gündür bir ses kaydı dolaşıyor Watsap’ta..

“Diriliş Başkanlarına Tebligat” niteliğinde.

Enteresan olan da, bir çok kişiye gönderilmiş, bir dostum kaydı bana gönderdi.

Dinlerken bir tek şey düşündüm, “Devletin çivisi çıktı” diye geçirdim içimden..

Zira bu ses kaydını üreten, yayan ve kendilerine  “Diriliş Başkanları” ünvanı veren ne idüğü belirsizler, şimdiye kadar toplanıp yargının huzuruna çıkarılmalı ve onlara “Siz kimsiniz ulan, bu devlet o kadar sahipsiz mi de size kalmış” denmeliydi..

Gelelim, Rusya Büyükelçisinin Suikastindeki soru işaretlerine..

Suikast olayı duyulur duyulmaz, son zamanların popüler örgütü Fetö’ye kesildi fatura..

Mümkündür, Fetöyle bağlantılı bir kişi olabilir.

Ama ben hala El Kaide-Nusra üzerinde duruyorum.

Daha da önem verdiğim nedir biliyor musunuz..

Bu polis memuru 22 yaşında.

Yani 17-25 Aralık sonrası Polis üniforması giydi.

Eğer Fetöcü ise, demek ki bu yapı hala devlette örgütlenmeye devam ediyor..

Değil de başka bir radikal İslamcı örgüte mensupsa da,  akla nasıl polis üniforması giydirildiğidir.

Zira Devletin bazı birimlerine eleman alınırken ince elenip sık dokunur. Polis adayları da bunların başında gelir.

Tabii, suikastçının hangi örgütün maşası olduğunu en iyi kendisi biliyordu,  ama ne hikmetse onca polisin operasyonunda sağ ele geçirilerek konuşturulması mümkünken, delil karartma yoluna gidildi.

Bu da aklıma onlarca soru işareti getiriyor.

Oysa göz yaşartıcı gaz sıkılarak etkisiz hale getirilebilir, sonra da sorguya alınarak uluslar arası ve içteki bağlantıları tek tek ortaya dökülebilirdi.

Kamu kuruluşlarında yapılan büyük Fetö temizliğinden boşalan kadroları, diğer tarikat ve cemaatlerin arasında paylaştığı yolunda zihin bulandırıcı bilgiler akıyor son aylarda.

Eğer bu bilgilerin yarısı bile doğru ise, yakında kamu çalışanlarının tayin için Ankara’ya değil, Adıyaman’a, İstanbul’a mekik dokumaya başlayacaklarından şüpheniz olmasın.

Tabii ki, Fetö’nün Himmet adı altında topladığı kara paralar da başka isimlerle bu kez bu tarikat ve cemaatlere akacak, bu yapılar palazlandıkça, yeni taleplerle yönetenlerin huzuruna çıkacak ve yeni “Ne istediniz de vermedik” tartışmaları izleyeceğiz.

Eski Meclis Başkanı, Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in üç gün önce bir gazetede yer alan açıklamalarında kullandığı bir cümle, yakın siyasi ve inanç tarihimizdeki tahribatın özeti gibi;

 "Bu ülke, siyaseten ve dinen kandırılmışlar ülkesi. Dinen kandırıldığını gördük. Kendi Meclis'ini bombalayacak kadar, kendi insanına kurşun sıkacak kadar zalimleşiyor. Böyle bir insan tipine hangi demokrasiyi, modeli getirirseniz getirin, bunu hak etmez. Cennete gitmek için bir efendi hazreti bekliyoruz. Dünyadaki sıkıntılarımızdan kurtulmak için de bir kahraman bekliyoruz. 150 sene sonra hâlâ iki cihanda bizi kurtaracak tek adamlar arıyoruz. Gelişmiş Avrupa ülkelerine bakalım. Kahraman mı arıyorlar? Cennete gitmek için bir adam, dünyadaki sıkıntılarımızı çözmek için bir adam... Türkiye'nin bu aymazlıktan ve kolaycılıktan kurtulması lâzım..."

Acı olan, halkımız siyaseten hala tek kurtarıcı, dinen de öbür dünyada kendisine referans olacak Efendi Hazretleri beklerken,  bu rollere soyunanların sayısı da dini anlamda mantar gibi ürüyor.

Siyasi anlamda ise, kaderimizi tek bir kişinin iki dudağı arasına terkettik.

Şunun açık ve net bilinmesi gerekir.

Kur-an’ı Kerim’i dini anlamda kendimize rehber edinmediğimiz sürece, daha çok Efendi Hazretleri rolü oynayanın peşine düşer, burnunu sildiği  peçeteyi daha çok yalarız!

Siyasi anlamda beklediğimiz kurtarıcı da aslında kendimiziz.

Söylenen her sözün arkasına düşmeyen, sorgulayan bilinçli bir seçmen olmadığımız sürece, daha çok söylemin esiri oluruz.

Unutmayalım, başta ABD emperyalizmi olmak üzere, haçlı zihniyetinin, Hasta Adam olarak gördükleri Türkiye üzerinde yaptığı hesaplar, bütün bu yaşadıklarımızın temel nedeni.

O nedenle, hep birlikte “biji” diyerek üzerindeki bombayı patlatanın da, “Allahü Ekber” diyerek Büyükelçi öldürenin de Emperyalizmin ve Siyonizmin yazdığı senaryoyu oynamaya çalışan figüranlar olduğunu unutmayalım.

Ve soralım;

‘Kayseri’de 14 aslanımızı şehit eden bombayı getirip patlatan terörist Kobane’den gelmiş. Bu Kobane, Işıd’ın elinden alınması sırasında sınırlarını Peşmerge’ye açtığımız ve Başbakanımızın ‘Kobaneyede selam ediyoruz” dediği Kobane değil mi?

Rus Büyükelçiye Suikast düzenleyen Radikal İslamcı Polis de muhtemelen El Nusra ya  da Işidci.

Bu işid için bizim Başbakanımız “Bir grup öfkeli insan onlar, terörist değil” dememiş miydi? 

Yazarın Diğer Yazıları