Ahmet ZORLU

DEĞİŞİM, AMA NE YÖNDE..

Ahmet ZORLU

Türkiye’de siyaset, rejim, kamu yapılanması, yargı gibi alanlarda yaşananlar o kadar başdöndürücü ki, köşe yazısına başlarken bazen kafamızda kurguladığımız konuyu değiştirmek, bazen de 3-4 konuyu birlikte ele almak zorunda kalıyoruz.

Bu gün de öyle yapacağız.

Biliyorsunuz artık, ‘Tarafsızlık yemini etmiş, parti üyesi bir Cumhurbaşkanımız var..’

Partisine üye olduktan sonra kürsüde hedefe koyduğu isimlerin başında da, 11. Cumhurbaşkanı hemşehrimiz Sayın Abullah Gül vardı.

Zira Sayın Gül, Sayın Erdoğan’ın partiye katılım törenine özellikle çağrılan isimlerden biriydi, ama o salonda yoktu, mesaj da göndermemişti.

Sayın Cumhurbaşkanı isim vermedi ama adrese teslim bir mesajla Sayın Gül ve parti içi muhalefeti sert bir dille uyarmayı ihmal etmeyerek,  “Bugüne kadar bu davaya, bu partiye sırtını dönüp de iflah olan kimseyi görmedim.” diyerek önümüzdeki süreçte yaşanabilecekleri özetledi adeta.

Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, AKP  üst düzey yönetimi, Fetö’nün siyasi ayağı konusunda yoğun baskı altında. Nitekim Sayın Erdoğan, Rusya ziyareti öncesi Başbakan Binali Yıldırım’ı kabul ederek tam 5 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi.

Bu görüşmede, sanırım önümüzdeki günlerde Fetö’nün siyasi ayağına yönelik yapılacak parti içi operasyonun yanı sıra,  bazı belediye başkanlarına da dokunulacağı, bu operasyonların isim bazında masaya yatırıldığı bilgileri geliyor kulağımıza.

Nitekim, Kayseri Şeker Fabrikası’nın geçen yıl yapılan Genel Kurulunda yönetim kurulu üyeliğine getirilen, iktidar partisinin bir ilçe başkanının oğlu, aynı zamanda o ilçe belediye başkanının damadının apar topar istifa ettiği bilgisi, Kayseri’de de kapsamlı bir operasyonun ayak sesleri olarak değerlendiriliyor.

İktidar cephesinde bunlar yaşanırken, hirbit demokrasi olarak adlandırılacak sisteme de adım adım alıştırılıyoruz.

21 Mayıstan sonra AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı makamını aynı kişi temsil edecek.

Oysa, AKP bu milletin yarısını temsil ediyorsa, Sayın Cumhurbaşkanı milletin tamamın temsilcisi olarak bilinir.

Şimdi nasıl olacak diye soran eden bile yok.

AKP Genel Başkanlığı şapkasını da Cumhurbaşkanlığı şapkasına Monte etmeye hazırlanan Sayın Cumhurbaşkanı, partililerine önemli uyarılarda bulunuyor ve bu başlıkları üzerinde yoğunlaşılmasını istiyor;
1- Kucaklayıcı ve kapsayıcı olun.

2- Çatı kapı siyaseti yapın; Kürt müdür, Zaza mıdır, şu mudur, bu mudur demeden milletin içine girin 

3- Parası-pulu olanlara değil, olmayanlara gidin. Fakir fukara, garip gureba siyasetine yeniden dönün.
4- Bizi duymamış olanlara duyurun, yanlış bilenlere doğrusunu anlatın. Yeni kitlelere açılın.
5- Gençlere ve kadınlara özel önem verin.

6- Referandumda bazı yerlerde belediyeler evet oylarını aşağıya çekti.

Sayın Cumhurbaşkanı, AKP’ye yeniden üye olunca partinin kuruluş felsefesini hatırladı adeta.

Zira partinin kuruluş felsefesinde 3 temel öge vardı.

Yoksullukla Mücadele, Yolsuzlukla mücadele, Yasaklarla mücadele..

Ama geçen 15 yılda bunun tersi yapıldı. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı da adeta bu gerçeği itiraf ediyor.

Zira 15 yılın sonunda 80 milyonluk Türkiye’de yardıma muhtaç sayısı 30 milyonu geçiyor. 2014 yılından itibaren bütçe sunum kitapçığında yardıma muhtaç hane ve kişi sayıları yer almamaya başladı. Türkiye sosyal yardım istatistikleri bülteni yayımdan kaldırılması ile de gerçek yoksulluk envanteri bilinmiyor.

Neden acaba?
Enteresan olan nedir biliyor musunuz.

15 Yılda 30 milyon fakir yaratan iktidar, bu potansiyeli siyasi çıkarları için kullanmayı da iyi biliyor.  Ülke gelirinin yüzde 67'sini kazanan şehirler referandumda “hayır” derken, fakir şehirlerde “evet” oranları öyle yüksek çıktı ki, referandumun ibresini değiştirdi. Yardım alan bir insan kararlarında ne kadar özgür olabilir?

Zira kamudan sosyal yardım alan insanların çoğu bu parayı AKP'nin verdiğine inanıyor. Nitekim AKP de her ortamda bu algıyı yayıyor. Yapılanları, sanki ceplerinden yapmışlar gibi anlatmaları da bu yüzden. Her yıl yardıma muhtaç sayısı artarak devam ediyor. Sonrası? Sadaka ekonomisi! Yani sadakadan sadakat yaratma politikası.
Yolsuzluk ve yasaklar konusuna da girdiğimizde iş uzayacak.

Ama 2019’a kadar, belki de 2018’de yapılacak baskın seçime kadar Türkiye’yi ve Türk Siyasetini önemli değişimler gelişmeler bekliyor.

Yazarın Diğer Yazıları