ÇELİŞKİLER, ÇELİŞKİLER..
Ahmet ZORLU
Yaşananlara batığımda, bize yutturulan kötülüklerin ne kadar güzel ambalajlanarak sunulduğunu gördüğümde, bazen isyan edesim geliyor.
Zira bu kadar çok çelişkiye rağmen hala milletin nasıl güzel uyutulduğunu görmek beni kahrediyor..
Türkiye’de Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biri olarak görülebilecek Şeker Fabrikalarının büyük bölümü satışa çıkıyor.
İktidar borazanı TV Kanallarıı bu haberi, ekomonik hamle gibi sunuyor iyi mi..
Peki bu habere rağmen, toplumdan bir tepki var mı?
Şeker çalışanlarının bir iki ilde yaptığı klasik basın açıklamasıdışında, köylüden, çiftçiden tık yok..
Yüzlerce çelişki yaşatıyor dönem bize.
Ama hepsini sineye çekiyoruz..
Cumartesi günü Başbakan Binali Yıldırım Kayseri’ye gelecekti.
Güvenlik kurumları elbette bazı önlemler alır, almalıdır.
Ama Cumadan, Sayın Başbakanın geçeceği güzergahların tek tek polis tarafından dolaşılarak, işyerlerinde çalışanların listelerinin alınarak GBT’lerinin sorgulanacağı 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Cuma günü ziyaret ettiğim bir işyerinde tanık olduğum bu duruma şaşkınlığımı dile getirdiğimde işyeri sahibinin söylediği, “Sen bir de Sayın Cumhurbaşkanı gelirken yapılan incelemeleri görsen” demez mi?
Hafta sonları gazeteci için bir anlamda, yaşadığı ülkede, insana dair yaşatılanları bir film şeridi gibi geri sardırarak izlemeye zaman bulabildiği vakit dilimidir.
Ben de öyle yaptım geride kalan hafta sonu..
ABD Askerlerinin Irak’ı, Türkiye üzerinden girmesi projesine gittim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, ülkenin bağımsızlığı için aldığı son karardı sanırım.
İktidar milletvekilleri bile tüm baskılara rağmen bu oldu-bittiye izin vermedi.
Vermedi de başımıza neler geldi.
Askerimizin başına çuval geçirildi sesimizi çıkaramadık.
Fetö maşasını kullanarak Türkiye’nin tüm kurumlarını ele geçirdi, iktidar ve iktidarlar bu gelişmeye destek verdi.
Şimdi kalbimize sapladığı Fetö hançerinin yarattığı hasarı onarmaya çalışıyoruz.
PYD-PKK ittifakını silahlandırdı, o silahlarla askerimiz şehit ediliyor.
Ama hala yöneticiler, ABD denilince Stratejik Ortaklık edebiyatı yapıyor
Tarım ve hayvancılıkta geldiğimiz durum ortada.
Her türlü gıdayı dışardan alır hale geldik.
Ülkenin Tarım Bakanı çıkıyor ve 300 koyun projesi açıklıyor.
Millet kulak kesiliyor projeye.
Sonra Bakan çıkıp, yanlış anladınız, yeterli mera bulunan köylerin bazılarında ve kredi karşılığı garanti verecek köylüler için uygulanacak proje dedi..
Oysa Kent Varoşlarında köyden gelmiş bir çok insan tasını tarağını toplamaya, köye dönüp koyunculuk yapmaya ne kadar da hevesliydi.
Tarım arazilerimiz, girdi maliyetlerinin yüksekliği yüzünden ekilip biçilemez hale geldi.
Ama Türkiye, tarihinde ilk defa Sudan'dan 99 yıllığına tarım arazisi kiraladı. Biliyor musunuz?
Hem de 780 bin dönüm arazi.
Bu arazide ananas, mango, avakado, pepino jambu, kanola, pamuk ve yağlı tohum gibi ürünler yetiştirerek Türkiye’ye daha ucuza getirecekmiş.
Şaka gibi değil mi?
Türkiye, 2 binli yılların başına kadar ‘Tarımda kendi kendine yeter ülke’ olarak bilinir ve tanınırdı.
Şimdi domatesin kilosu bile, bizden domates alıp halkına yediren ülkelerden daha pahalı.
Bir örnek verecek olursak.
Sayın Cumhurbaşkanımızın memleketinden bir vatandaş, sabah kalkıp Gürcistan’a geçiyor arabası ile.
Bagajına 2 tane mutfak tüpü koyuyor.
Tüpün tanesi Gürcistan’da 40 liraya, Türkiye’de 90 liraya doluyor.
Sonra aracını akaryakıt istasyonuna çekiyor, 50 liraya benzin deposunu fullüyor.
Türkiyede 300 lira vermesi gerek çünkü benzinin deposunu doldurmak için.
Yetmedi, gürcü kasapa uğrayıp en kalitelisinden 8-10 kilo et alıyor. Kilosu 15 liradan.
Sonra referandumda Hemşehrisinin getirdiği tek adam rejimi önerisine yüzde 70 evet oyu veriyor.
Karşı çıkanlara da, “Nankörlük yapma, Cennet gibi bir ülkede refah içinde yaşıyoruz” diye çıkışıyor.
Nasıl cennet gibi ülke be kardeşim, etini, yakıtını, tüpünü Gürcistandan niye alıyorsun, tüpünü Mahallenin tüpçüsünden niye doldurtmuyorsun o zaman.
AKP İktidarları döneminde semiren tipler var bir de.
Türkiye’de İmam-Hatip yaptırma ve yaşatma derneklerinde görev alıp çocuklarını Amerikan Kolejlerinde okutan tipler.
Onlar da son zamanlarda, geleceğini İngiltere, İtalya, Yunanistan ve İspanya’da aramaya başladılar ya hani.
Gidip oradan ev alıyor, otomatik vatandaş oluyorlar.
Sayın Cumhurbaşkanı bile bir konuşmasında bu tiplere dikkat çekip tepki göstermişti.
Onlara da sormak gerekmez mi, ‘Niye Arabistan, Kuveyt, Katar değil de, geleceğinizi Avrupa’da arıyorsunuz?’ diye..
Ve beyin göçü.
Üzülerek söylüyorum, iyi bir eğitim imkanı bulan ve beyaz yakalı olan gençlik geleceğini Avrupa ve ABD’ye endeksledi.
Yani Türkiye’de artık gelecek görmüyor gençliğimiz.
Ha bir de adına gurbetçi dediğimiz kesim var.
Her yaz gelip, “Cennet gibi ülkem var. Kıymetini bilmiyorsunuz nankörler” diyerek burada yaşayanlara tepeden bakanlar.
O tiplere tek bir soru sorun lütfen;
“Madem güzel ülkem cennet gibi, bu ülkeyi cehenneme dönüştürmek isteyenleri seçimden seçime niye bize dayatıyorsunuz. Gelin bu cennetin nimetlerinden birlikte yararlanalım, kesin dönüş yapın, madem o kadar toz pembe, Türkiye’de her şey..”
Verecekleri cevap hazır..
“Ama bizim yaşadığımız ülkede eğitim, demokrasi, sağlık, insana saygı en üst düzeyde. Nasıl bırakıp gelelim” olacaktır.
Hafta sonu yapılan parti kongresinde, hangi cemaatin il yönetiminde etkili olduğunu söylemek bile istemiyorum.
Fetö gitti, Nakşiler geldi siyasetin merkezine.
Ve son bir gözlem..
Türkiye, Afrika ve Asya’nın geri kalmış toplumlarının niteliksiz insan çöplüğü gibi.
İnanın, çeşitli yollarla ülkemize gelen ve yerleşen bu yabancılar topluluğunun istisnasız tamamının amacı, Avrupa’ya, ABD’ye kapağı atmaktır.
Niye acaba?
Sonuç;
Emperyalizm ve Kapitalizm yerli işbirlikçilerinin de desteği ile Türkiye’nin oturma odasına yerleşti. Televizyon kumandası bile artık onun elinde. Bizdeki aymazlık devam ederse, yatak odamıza girmesine de az kaldı.