BÖYLE MAT EDERLER..
Ahmet ZORLU
Siyaset yapmak şeffaf olmayı, su gibi berrak olmayı gerektirir.
Hesap verebilir olmanız lazımdır.
Geçmişiniz de, bu gününüzde pırıl pırıl olmadığı zaman, birileri sandığa sakladığı gerçeklerinizi, yeri, günü ve zamanı geldiğinde sofranıza koyuverir, mosmor olursunuz..
Bütçe görüşmeleri sırasında, Meclis kürsüsünde konuşurken, mosmor olan ilk isim Adalet eski Bakanı Bekir Bozdağ oldu.
Fetö yapılanması ile ilgili geçmişte kullandığı sözlerin ve öngörüsüzlüğünün mahcubiyeti ile dedi ki, “Benim kasetlerimi piyasaya sürenler fetöcüdür..”
Ardından, son günlerde CHP’yi ve liderini Fetullah Gülen’in ortakçısı olarak göstermeye çalışan Mustafa Elitaş kürsüye çıktı ve dedi ki, “Mann adası belgelerini Fetö kargoyla CHP Liderine gönderdi ve piyasaya sürmesini sağladı.”
Elitaş bununla da yetinmeyerek, belgeleri meclis kürsüsünden yırtarak 2019 seçimleri için Reis’e kürsüden adeta selam sarkıttı.
Oysa Sayın Elitaş’ın bildiğimiz bir özelliğini, mesela Şeker Fabrikası’nın fetönün eline geçmesi adına yaptığı sıkı adli takipten biliyoruz. Ali Hoca ile yaptığı telefon konuşmaları hala Youtube da ve her gün hala tıklanıyor..
Bir de, 15 Temmuz sonrası Cumhuriyet Savcısına, kendi deyimine göre “Fetöcülerin listesini savcıya vermek için!” yaptığı gözdağı ziyaretinden hatırlıyoruz zat-ı alilerini.
Ne hikmetse, Kayseri’deki fetocülerin listesini savcıya vermek için gittiğinin ertesinde, bazı hatırlılar tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalmıştı, hatırlarsınız..
Ama asıl bombayı yine CHP’den Tuncay Özkan patlattı. Mustafa Elitaş’ın belgeleri meclis kürsüsünden yırtmasının ardından Oda TV’ye bir videosu daha düştü.
İktidarın yayın organı haline gelen Kanal7’de konuşuyor Sayın Elitaş.
Program, 17-25 Aralık gelişmelerinin bir ay sonrasına ait ve metne döktüğünüzde uzun bir konuşma.
İçinden, özet iki cümleyi çıkardım, bakın Sayın Elitaş, fetö yapılanması ile bağlarını nasıl anlatıyor;
“Cemaat'i destekledik, içlerinde bulunduk... Hizmetleriyle gurur duyduk, övünç duyduk. Çocuklarım cemaat okullarında okudu. Abilerle görüşmeler yaptı”
Yaaa..
İşte ondan dedim, ‘Siyasetçi temiz olmalı..’
Ve aynı zamanda, devlet yönetmek ciddiyet ister..
Ucuz laf ebeliği yaparak, milletin kutsallarını rencide ederek, kutsalları pazarlama malzemesi olarak kullanarak siyaset yapanları Aziz Nesin yıllar önce, ‘Zübük’ isimli tarifnamede tanımlamıştır.
Son yıllarda Zübük modelli siyasete o kadar aşina olduk ki, hiçbir siyasetçinin hiçbir söylemi artık bizi şaşırtmıyor.
Hatırlarsınız, çok olmadı bir başka seçim öncesi, Kayseri milletvekili ve bakan durduk yerde çıkıp, yüzlerce korumanın içinden haykırmıştı, “Şehit olmak istiyorum” diye..
Taner Yıldız bu sözleri söylediğinde, mizah malzemesi haline gelmiş, birileri kendisini Hakkari’ye, Şemdinli’ye davet ederek, “Gel de ……. gör” demişlerdi.
Ama vekillik sırasını kapmıştı ya önemli olan da bu..
İstanbul saldırısından sonra, yeni bakanımız Mehmet Özhaseki çıkıp ‘Şehit olmak istiyorum’ dedi..
Özhaseki işi daha da ileriye götürerek, kendisini karşılayan polis mangasındaki polislerin tek tek elini sıkarak “İnşallah siz de şehit olursunuz!” temennisinde bulundu..
Şimdi Ak Saray’ın en yakınlarında dolaşanlardan.
Evet, bu vatan kutsaldır..
Emperyalizmin pençesinden kurtarılırken bu topraklar, dedemiz, büyük amcamız kan dökmüştür, can vermiştir.
Ama onlar bu vatanı kurtarırken, 3-5 hergelenin ayakları altında inim inim inlesin torunlarımız diye kurtarmamıştır.
O nedenle ‘Bağımsızlık benim karakterimdir” demiştir Atatürk.
Savaşın korkunçluğunu, acımasızlığını bildiklerinden, “Yurtta barış, dünyada barış” diye haykırmışlardır.
Ondan, ülke topraklarında yaşayan herkesi ‘Türk’ olarak tanımlamışlardır.
Bu toprakların üzerindeki dilleri, kültürleri ‘Zenginlik’ olarak kabul etmişler, ama onların aklına ‘Açılımla, saçılımla’ ülkeyi bölmeyi sokmamışlardır.
Sen geleceksin, 15 senede ülkenin dengelerini alt üst edeceksin, ya da etmesine yardım edeceksin. Demokrasinin, bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün, milli kültürümüzün kaleleri olan Ordumuzu, Polisimizi, Yargımızı, Üniversitelerimizi, Eğitim Sistemimizi yerle yeksan edeceksin.
İstismar edecek bir şey kalmayınca da , rakip partiyi, besleyip büyüttüğün Fetö’ye hizmetle suçlayacaksın.
Yemezler ama yedirirler adama, geçmişteki sözlerini, örgüte hizmetlerini..
Haburda teröristi davulla, zurnayla karşılayacaksın.. Oslo’da Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu, haysiyetini 3-5 çapulcu için masaya koz olarak süreceksin, Teröristbaşına VİP Muamelesi gösterecek, bildirilerini yandaş kanallarda saatlerce okutacaksın, Doğu il ve ilçelerinde askerin ve polisin elini kolunu bağlayıp birliğine hapsedecek, köpekleri de sokağa salıp hendek kazılmasına, yollara bomba döşenmesine sessiz kalacaksın.
Şimdi, “Bu belgeleri Kılıçdaroğlu’na Fetö kuryeyle gönderdi” diyerek meclis kürsüsünden yırtıp atacaksın.
Ya da, ‘şehit olmak istiyorum’ öyle mi..
İllerin, ilçelerin isimlerinin Kürtçeleri ile değiştirilmesine izin vereceksin, okullarda andımızı kaldırtacaksın, Resmi kurumlardan TC ibaresini sildireceksin, memleketin radikallerini ‘Akil Adam’ ilan edip PKK’yı şirin gösterecek etkinlikler düzenletecek, bu adamların tüm giderlerini devletin kesesinden karşılayacak, buna rağmen oyların ‘HDY’ye gitmesine engel olamayınca ‘Ne açılımı kardeşim, ne kürt sorunu öyle bir şey yok’ diyeceksin, yetmeyecek Devlet Bahçeli ile Kanka olup ortaklık görüşmeleri yapacaksın.
Peki ya dün yaptıkların.
Pensilvanyayı ziyaretgah haline getirecek, Gülen’in eteğine yüz süreceksin. Onun yardakçılarının dürüst insanları ortadan kaldırmak için kumpas davalarının takipçisi olacaksın. Çocuklarının beynini Abi evlerinde formatlatacaksın, 15 Temmuz sonrası bile, ‘Konuşursa ucu bana gelir’ diye birilerine adliyede hamilik yapacaksın, sonra CHP Fetöcü kolaycılığına sığınacaksın.
Yemezler.
Sayın Elitaş’ın siciline işlenmiş üçüncü kaset CHP sayesinde arşivlerde yerini almıştır.
İlginç olan, Sayın Elitaş son konuşmaları için yargıya da gidemeyecek.
Çünkü dinlemelik bir kaset değil, resmen izlemelik izlemelik..