BALKAN GEZİSİ
Ahmet ZORLU
Bosna’da yaşanan soykırımın ertesinde yapmıştım ilk ziyareti Bosna Hersek’e..
Savaş sonrası yıkımın soğuk yüzü havalanından itibaren kendini gösteriyordu.
En değerli yiyecek lahana idi.
Turist yok denecek kadar az, Boşnak’ın Sırp’a, Sırp’ın Hırvat’a nefret ve öfkeyle baktığı günlerdi.
Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin’in yaptırdığı dünya kültür mirası envanterindeki köprü bile Sırp Topçu Ateşinde yıkılmış, kullanılamaz haldeydi.
Saraybosna sokakları sessiz, Saraybosna Halkı endişeliydi.
Onyıllar önce Osmanlı’nın temelini attığı tarihi yapıların büyük bölümü sağlam, ama bir bölümü bakıma, onarıma muhtaçtı.
Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in girişimi ile başlatılan bir kampanya sonrası Tarihi Mostar Köprüsü yeniden inşa edilmiş, günün 18 saati üzeri yabancılarla dolu.
Boşnak Gençleri, köprüden yaptıkları atlayış gösterileri ile turistleri kendilerine hayran bırakıyor, her gün binlerce turist Mostar Köprüsü önünde objektiflere poz vererek bu tarihi yapıyı adeta ölümsüz kılıyor bu gün.
Bosna Hersek kabuğunu kırmış, turizm sayesinde ayağa kalkmış, insanları birbirine daha sıcak bakıyor.
Birlikte yaşamanın kaçınılmazlığını kabullenip, geleceklerini birlikte planlıyorlar.
Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği gazetecilere yönelik geziye katılarak, Kosova, Arnavutluk, Karadağ ve Bosna Hersek’i gezme imkanı bulduk.
Her üç ülkede de Osmanlı’nın izlerinin yeniden canlandırılması, özellikle Türkiye’deki yerel yönetimlerin bu izlere sahip çıkması beni mutlu etti.
Kosova’nın ekonomik bağlarını tamamen ABD’ye teslim ettiğini, Priştine Kenti’nin en hareketli caddesine dikilen Bill Clinton heykeli ile hemen kavrıyorsunuz.
Arnavutluk ve Karadağ’da ise Avrupa Birliğinin ekonomik ağırlığı kendini gösteriyor.
Bu üç ülkeye karşılık Bosna Hersek’in bir yüzü AB’ye diğer yüzü de İslam Dünyasına dönük.
Gerek Mostar’da, gerek Saraybosna’da yabancı dil bilmenize gerek yok.
Köprü çevresindeki turistik işletmelerde çok sayıda Türk’e rastlamanız mümkün.
Saraybosna’nın Başçarşı’sı tipik Osmanlı Kültürü ile harmanlanmış.
Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin Kaymek ve Yunus Emre Kültür Derneği işbirliği ile burada yaptığı çalışmalar, Boşnak, Sırp ve Hırvat kadınlarının birlikte eğitim gördüğü kurslar, her türlü övgünün üzerindedir.
Osmanlı dönemi tarihi eserlerinden bir caminin önünde ‘Bu yapı Türkiye Cumhuriyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmektedir” yazısını görmek, insana gurur veriyor.
Ama çok değil, bir kaç yıl öncesini tanımladığım Bosna Hersek Parasının, Türk Lirasından 3 kat daha değerli olması ise beni hüzünlendirdi.
Türkiye Cumhuriyeti, Bosna Hersek konusunda daha etkin kültürel çalışmalar ortaya koymaz ise, korkarım 8-10 yıl içinde Bosna Hersek bir AB Üyesi ülke olur, biz ise kapıda beklemeye devam ederiz.
Zira Kopenhag Kriterlerinin, biraz da zorunlulukla uygulandığı bir ülkedir Bosna Hersek. Bu hızla devam ederse, turizm sayesinde Maasrich Kriterlerini de yakın zamanda yakalacak bir ekonomik altyapı oluştu bu ülkede.
Türkiye’deki belediyelerin kısıtlı bütçe imkanları ile sürdürülebilir işbirlikleri ortaya koymaları ekonomik ilişkiler kurmaları mümkün değildir Bosna ile.
Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bu gezi, bizlere ülkemiz açısından yeni ufuklar kazandırmıştır.
Gezinin Mostar ve Saraybosna bölümünde, Büyükşehir belediye Başkanı Sayın Mustafa Çelik ile bu iki kenti Kayseri ile kıyaslama imkanı buldum.
İnanın, Mostar Köprüsü ve Başçarşıdan daha görkemli eserlerimiz var Kayseri’de.
Ama turist sayısına gelince, Mostar’a bir günde gelen turisti Kayseri bir yılda görmüyor.
Tarihi Kale’de son düzenlemelerin yapıldığı şu günlerde dileğim, kaleden başlamak üzere Kayseri’nin tarihini, turizm kaynaklarını daha etkin kullanır, Dünya Turizm Pastasından hak ettiğimiz payı almayı başarırız.
Zira Kayseri, Selçuklu, Roma, Osmanlı kültürünün ayak izlerini taşıyan ve ‘Kapalı Çarşı’sı olan bir kenttir.
Tarihi Kale ile birlikte Kayseri Kapalı Çarşısını yeniden şekillendirmek, Vezirhan, Pamukhan gibi tarihi yapıları günümüz turizm düzenlemesi ile yeniden elden geçirmek zorundayız.
Gezdiğimiz 4 ülkenin 4’ünde de çok değil, geride kalan 20-30 yıl içinde kanlı iç savaşlar yaşanmıştır.
Ama turizm sayesinde daha şimdiden bizi ekonomik açıdan fersah fersah geçtiklerini görmek, Türkiye açısından beni biraz hüzünlendirdi.
Düzenlenen Balkan gezisi ile bize ufuk katan bu gezinin koordinasyonunda rol alan Büyükşehir Belediyesi yönetimi ve Başkan Mustafa Çelik’e, kendim ve meslektaşlarım adına teşekkür ediyorum.