Ahmet ZORLU

AYRINTI..

Ahmet ZORLU

Yılın ilk mesai gününe, yerel ve genele dair bir-iki gözlemle başlayayım istedim.

Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Çelik, Mehmet Özhaseki döneminde başlayan ve başladığı günden bu yana zaman zaman yazılarımda uygulamanın sosyal boyutunu gündeme getirdiğim, aşevlerinin kapatılacağını, bunun yerine, Sosyal Kart olarak adlandırdıkları kartla aşevinden yemek alan ailelere nakdi yardımda bulunacaklarını söyledi.

Başkan Çelik, bunun için de, oluşturdukları “Kayseri Kardeşlik Platformu”nun bu yardımları organize edeceğini söyledi.

Aşevi uygulumasının sona erdirilmesi bana göre, günümüzde bir ayıbın ortadan kaldırılması anlamına gelir.

Zira, bu aşevlerinin önünde hemen her gün oluşan kalabalık, Kayseri’ye yakışan bir görüntü değildi. Aynı durum ekmek için de geçerli, ama önce aşevlerini değerlendirelim isterseniz.

Yallardır yazıp çiziyorum.

İlkokul öğrencisi, hayatı öğrenmeye yeni yeni başlayan bir çocuk düşünün.

Aşevi sırasında, evdekiler için alacağı 2 kap yemek için her gün kuyruğa giriyor.

Kuyrukta kendisine sorduğu tek soru var;

‘Herkesin evinde olduğu gibi, bizim evde neden tencere kaynamıyor?’

Bu sorunun, o çocuğun ruh hali üzerinde yaratacağı travma, bir ömür ona arkadaşlık edecektir.

Sosyal kart uygulaması 2 açıdan yararlı.

Bir, dinimizin de öngördüğü gibi, yardımlar ‘Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek’ anlayışı ile yapılacak.

İki, Yardım Kurumu adı altında ortaya çıkan ideolojik amaçlı yapılanmaların önü kesilmiş olacak..

Sayın Mustafa Çelik’i, bu kararından dolayı kutluyor, tüm ilçe belediye başkanlarına, bir başka konuda çağrı yapıyorum;

Elektronik çağda yaşıyoruz.

Ekmek yardımı için her sabah bir çok semtteki ekmek dağıtım büfelerinin önüne insanları yığmanın bir anlamı yok.

Bu ailelere vereceğiniz ‘Ekmek kartı’ tüm fırınlarda geçerli olmalı.

Böylece dar gelirli vatandaş ekmek kuyruğuna girmeden, evinin ekmeğini herhangi bir fırından alabilmelidir.

Bunun altyapısını oluşturmak, bir çok semtte ekmek büfesi bulundurmaktan daha az maliyetli olur.

Hem de insanlar, rencide edilmemiş olur.

Her sabah Mustafa Şimşek Caddesi üzerinde bulunan ekmek dağıtım büfesinin önünden geçiyorum ve şahsen orada biriken kadın ve çocukların yaşyadıkları ruh halini görüorum. Yapmayın, bu çağda, hala klasik yöntemlerle insanların fakirliğini her sabah yüzlerine haykırmanın anlamı yoktur.

……

Efendim, Kayseri’nin yetiştirdiği birkaç önemli siyasetçiden biridir Sayın Abdullah Gül.

Son çıkan Kanun Hükmünde Kararname için uyarıda bulunmuş ve demiş ki;

“Düzenleme hukuk dili ile yapılmamıştır. İlerde sıkıntı doğurabilir. Düzeltilmesi lazım..”

Daha düne kadar, yaşanan bir çok olumsuzluk konusunda görüş belirtmemekle eleştirilen Abdullah Gül, bu açıklamasından sonra hedef tahtasına kondu adeta.

Yapmayın efendiler..

Sayın Gül, tehlikeli bulduğu bir düzenleme konusunda uyarıda bulundu.

Saygı duymak, eleştiriyi dikkate almak dururken ‘Kemalin kayığı’ suçlaması da nereden çıktı.

Ülkeyi yönetenlerin, bazı uygulamalarla ilgili gelen eleştirileri, sağduyu ile değerlendirip, önlem almaları gerekirken, her ‘Yanlış’ diyeni Fetöcülükle, PKK ile, İhanetle, Ajanlıkla suçlamaları toplumu geriyor.

Abdullah Gül bu ülkede uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış birisidir.

Sosyal medyada yaptığı küçücük bir uyarıyı ki, ben de aynı görüşteyim, bu düzenleme ileride büyük sıkıntılara neden olabilir, bu kadar büyütmek yerine, kendisine izahat verilebilirdi.

Kemalin kayığı suçlaması getiren AKP yönetimine hatırlatmak isterim.

Sizin kayığınızı yapıp suya indiren 4 kayık ustasından, 3 tanesi artık kayıkta değil.

Bunun nedenini sorgulamak dururken, Abdullah Gül’ü eleştiri ötesi hakaretlere boğmak ne denli insafla, izanla bağdaşıyor, bir kez daha düşünmenizi öneririm.

Yeni bir yıla girerken, hala Türkiye Cumhuriyeti’nin Demokrasi etiketi taşıyan bir ülke olduğunu, eleştirinin değerinin bilinmemesinin, yönetimleri telafisi imkansız hatalara götürebileceğini hatırlatırım.

Yerim bu kadardı.

Kalan konulara yarın devam edelim..

Yazarın Diğer Yazıları