Sanırsınız ki siyasi kimlik taşıyan aktörler ülkemizi bir olimpiyatta temsil edecekler.
Herkeste bir hırs,kılık değişikliği,lidere ve onun yardakçılarına hoş görünme telaşı.
Eteklerdeki taşlar dökülüyor.Ne kadar hünerleri varsa anlatılıyor.İnsanlar sahte bir makyajla arz-ı endam ediyorlar
.
Bu koltuklar ne kadar tatlıymış böyle Allah'ım!
Haksızlık etmeyelim,bu adayların büyük bir bölümü teşkilat yoklamasından yanalar.En azından Ankara'ya gidip hoş görünme psikozuna girmeyeceklerini biliyorlar.Delege yoklaması hem hakkaniyet açısından,hem de demokrasi açısından onlar için daha kutsaldır.
Partilerin tüzüklerine bir bakın! Hemen hepsinde demokratik seçimden,adayların delege yoklaması ile belirlenmesinden bahseder.
Gel gör ki uygulamada tam tersi yapılır.Genel başkanların görüşleri alınmadan bir ilin listesi hazırlanamaz.Bu nedenle de seçilen Milletvekilleri milletin vekili değil Genel Başkan vekili olarak meclisteki yerlerini alırlar.
Hal böyle olunca da kalkan o eller,ne seni ne de beni temsil etmiş olur.
Acıdır ama gerçek budur!
AKP'de 3 dönemi dolduran Milletvekilleri şimdi aday olamıyorlar.Ne kadar üzülüyorlardır bir bilseniz!
Anaları sanki TBMM'de doğurdu onları!.O milletvekillerinin büyük bir bölümü bir dönemin geçip yeniden seçilmenin hayali ile yaşayacaklar şimdi.
Hazmedemediğimiz Demokrasi! Sen ne kadar kutsalsın.Ama seni bir türlü sindiremiyoruz.
Sindirim sistemimizde bir bozukluk var galiba!
Ülkemizde yaşanan siyasi sorunların en büyük neden,partilerimizdeki demokrasi anlayışının çağdaş anlayışın gerisinde kalmış olmalarındandır.
Türkiye ne yazık ki demokratikleşme açısından Dünyada 70.sıradan daha yukarılara çıkmayı başaramamıştır.
Demokrasinin kurumsallaşmasının ön şartı kuşkusuz,katılımcı,çoğulcu,sivil ve demokratik yeni bir Anayasanın yapılması ve halk oyuyla kabul edilmesidir.
Aksi durumda,yapılış sürecindeki kimi sorunlar nedeniyle meşruiyeti tartışmalı,defalarca yapılan değişikliklerle kendi mantıksal iç tutarlılığını büyük ölçüde yitirmiş,vesayetçi bir anlayışı yansıtan,yürürlükteki 1982 Anayasası ile Türkiye'nin ileriye umutla bakması mümkün değildir.
Parti içi demokrasinin yaşama geçirilmesi için,yeni Anayasada yer verilmesi gereken en önemli konu,süratle çağdaş ve demokratik ilkelere uygun olarak,Siyasi Partiler Kanunu ve diğer mevzuat çalışmalarının yapılması da şarttır.
Şüphesiz ki bu değişikliklerin etkili olabilmesi için,Siyasi partilerin program,mevzuat ve tüzüklerini aynı paralelde değiştirmeleri gereklidir.
Bunların yapılabilirliği güçlü bir istek ve toplumsal irade ile mümkündür.Bu denli köklü Anayasal değişiklikler zihinsel ve kültürel değişiklikler olmadan gerçekleştirilemez.
Bu nedenle toplumdaki her ferdin,demokrasimizi kurumsallaştıracak yeni Anayasanın yapılması ve partiler içi demokrasinin hayata geçirilmesi için taleplerinde ısrarcı olmalı ve bu talepler hayata geçene kadar da toplumsal baskıyı sürdürmelidir.