Ahmet Çınar

MARKA DİYE DİYE BATIYORUZ

Ahmet Çınar

Üstelik bu sınırsızlıkta gençlerle birlikte yaşlılarımız da yarışma halindeler.
 
Marka akımı, gençler arasında bir güç sembolü,bir üstünlük göstergesi olarak algılanıyor.Orta yaş ve yaşlılar arasında ise bir zenginlik,bir gösteriş şeklinde kendisini gösteriyor.
 
Oysa,rol model olan anne ve babalar bu konuda hassas olmalılar
 
Marka bağımlılığı ailelerce körüklenmemeli.Çocuğa gereğinden fazla eşya almak,sürekli moda olanı tercih etmek,ister istemez marka bağımlılığını tetikliyor ve çocuğun istekleri hep o yönde oluşuyor.
 
Eskiden zengin ailelere ait olan marka düşkünlüğü,şimdi her gelir grubundaki ve hemen hemen her yaştaki insanları etkilemiş durumda.
 Bu yarışta başı çekenler ise ergenler ve çocuklar.
 
Bu düşkünlükleriyle kendilerini topluma kabul ettirmiş ve güçlü olarak göstermiş oluyorlar.
 
Bilmeliler ki,markalı bir giysiye ya da bir eşyaya sahip olmak,gerçek bir kimliğe sahip olmak değildir.
Özellikle de teknolojik yenilikler ailelerin baş belası olmuş durumda.
Çünkü,teknolojik gelişmeye ayak uydurmak mümkün değildir.
Hergün yeni modeller,yeni özellikler ceplerimize karşı kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkıyor.
 
Her 5-6 ayda bir yeni model cep telefonu piyasaya çıkıyor ve gençlerimizi adeta cezbediyor.
Bu kadar cazip bir şeyi almamak olur mu hiç!
Bilmem kimin oğlu,bilmem kimin kızı bu telefonu almazsa arkadaşlarına karşı küçük düşmüş olurlar.
 
Teknolojik merak ve heves ülke ekonomimizin kanayan yaralarından birisi.
Türkiyede 1 ayda 1 milyon akıllı telefon satıldığını biliyor muydunuz?Bu telefonların fiyatlarının 500-2000 TL olduğunu göz önüne alırsak yılda 6-12 milyar dolarımızın bu elektronik tuzağa yatırıldığı ortaya çıkar.
 
 
Tam burada ailelere büyük görevler düşüyor.
Frene tam basılacak yer burası işte!
Bunların paraya tuzak olduğu söylenmeli.
 
Marka olmasa da yakışan bir giysinin daha önemli olduğu vurgusu yapılmalı.
Hangisi pahalıysa onu giymek değil,hangisi yakışıyorsa onu giymenin doğru olduğu anlatılmalı.
Markalı eşyaların bizim arkadaşlık,dostluk ve sevilme gibi ihtiyaçlarımızı karşılamadığı zihinlerine kazılmalı.
 
İthal giyim hastalığımız ayrı bir garabet! Eşdeğeri 50-60 TL olan bir bir giysiye ithal diye 200-250 TL vermek ülke ekonomisine verilmiş en büyük zarardır.
Geçenlerde bir öğretmen arkadaştan dinledim.Şunları söyledi:
40 TL ödeyerek sade bir spor(yürüyüş) ayakkabısı aldım.Derslerine hiç ilgi göstermeyen,hiç bir şey okumayan,okula zoraki gelen 3-4 öğrencim ayakkabıyı ayağımda görünce ''Bu da giyilir mi hocam'' diye dudak büktüler.İşin acı olan tarafı nedir biliyor musunuz? Bu çocukların ailelerinin aylık geliri 1000 TL'yi bile bulmuyor olması.Ama,ayakkabıları markalı,ceplerindeki telefonları ise en az 1000 TL değerinde.

Yazarın Diğer Yazıları