Kayseri'de bakımsızlık ve altyapı eksikliğinden 600 kişi ölmüş!

Osmanlı dönemine ait tarihi kayıtlar, Kayseri'deki altyapı sorunları, salgın hastalıklar ve dönemin zorlu yaşam koşullarını gözler önüne serdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. Yüzyıl sonu ile 20. Yüzyıl başlarındaki tarihi kayıtlar gün yüzüne çıktı. Kayseri Sancağı’nda yaşayan Ermeni toplumunun zorlu sağlık şartları, ilginç beslenme alışkanlıkları ve doktor bulma imkanının kısıtlı olduğu zamanlarda halkın başvurduğu geleneksel halk hekimliği yöntemlerini gösterdi.

Kayseri'de bakımsızlık ve altyapı eksikliğinden 600 kişi ölmüş!
Görsel: www.houshamadyan.org sitesine aittir.

Sağlığı tehdit ediyordu

Houshamadyan’ın yayımlamış olduğu makalede yer alan bilgilere göre, Erciyes Dağı'nın eteklerinde 1050 metre yükseklikte kurulan Kayseri şehir merkezinin yanı sıra Talas, Tomarza, Everek, Çomaklı, Fenese ve Muncusun gibi yerleşim yerlerindeki iklim koşulları halk sağlığı üzerinde doğrudan etkiliydi. Yaz gecelerinde bağlarda çadır kurup açık havada yatma alışkanlığı, iklim bilgisi yetersizliği ile bir araya geldiğinde halkta oluşan hastalıklara davetiye çıkaran ana unsurlardan biriydi.

600 kişi hayatını kaybetti

Bu dönemde bölge Batılı seyyahlar tarafından ziyaret edilirken seyyah defterlerinde yerini aldı. 1818 yılında Kayseri’den geçen John Macdonald Kinneir, sokaklardaki kirliliği ve bakımsızlığa değinirken, 1878’de yine bölgeden geçen John Hammond şehrin dar, çamurlu ve bakımsız sokaklarına dikkat çekti. Bu bakımsızlık ve altyapı eksikliği, 1847 kolera salgınında 600 kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu. 1820-1821, 1845 ve 1873-1874 yıllarında yaşanan kıtlık ise zayıf düşen halk arasında ölümlerin artmasına neden oldu.

‘Hayvan cesetleri, sakatat artıkları toplanmıyor’

1818 yılında Kayseri’ye yolu düşen John Macdonald Kinneir kaleme aldığı Seyyah Kinneir defterinde, “Hiçbir şey buradaki sokakların kokusunu ve pisliğini aşamaz. Yollar çöp yığınlarıyla kapanmış, kimse hayvan cesetlerini veya sakatat artıklarını toplama zahmetine girmiyor.” ifadelerini kullandı.

Köy ve şehir arasında farklı beslenme

Bu dönemde şehir ve köyde birbirinden tamamen farklı beslenme kültürü vardı. Çomaklı, Cüncün ve İncesu gibi küçük tarım köylerinde halk, dini oruçlara dikkatli bir şekilde uyarken daha çok süt, yoğurt, kırık buğdaydan yapılan ayran çorbası ve yumurta ile besleniyordu. Bu köylerde et sadece özel günlerde tüketilirken, şeker hastalarına tavsiye edilen çavdar ve kavuzlu buğday unu kullanımı ise yaygındı. Buna karşın Kayseri şehir merkezi ile Everek gibi refah seviyesi yüksek yerlerde et tüketimi ilk sıradaydı. Burada özellikle sığır ve deve etinden yapılan, çemenle kaplanmış sucuk ve pastırma ise3 günlük beslenmenin önemli bir parçasıydı. Ayrıca tarihi kaynaklar, İstanbullu Ermeni Doktor Vartanyan'ın mide kanseri teşhisi koyduğu hastalarının yüzde 90'ının Kayserili olduğunu ve bu durumu aşırı et, pastırma ve çemen tüketimi ile alkol ve sigara kullanımından kaynaklandığını aktarıyor.

Kayseri'de bakımsızlık ve altyapı eksikliğinden 600 kişi ölmüş!
Görsel: www.houshamadyan.org sitesine aittir.

Doğum gelenekleri ve batıl inançlara dayalı tedaviler

Bu dönemde tıbbi imkanların yetersiz oluşu doğum ve çocuk bakımı süreçlerinde kocakarı yöntemleri ve batıl inançlar önemli yere sahipti. Doğum sancılarını hafifletmek için gelinlere çiğ et yutturulması veya kaynananın kazanı ters çevirmesi gibi gelenekler yer alıyordu. Loğusa dönemindeki kadınları ve bebeği kötü ruhlardan korumak amacıyla ise anneyi 24 saat uyanık tutmak için yastık altına makas, çakı, İncil, şiş ve soğan konuluyordu. Yeni doğan bebekler ılık suyla yıkandıktan sonra koltuk altları tuzla ovulurdu. Çocukları sütten kesmek için ise anne göğsüne biber sürülür veya annenin haberi olmadan göğsüne soğuk su dökülürdü. Bazı kaynaklarda erkek çocuklarının bazen 5 yaşına kadar emzirildiği de yer alıyor.

Manastırlar ve ziyaret yerleri

Hastalıklar, kısırlık ve maddi sıkıntılar karşısında halk ayrıca kutsal kabul edilen yerleri ziyaret ediyordu. Kayseri Sancağı genelindeki manastır, şapel, mağara ve kaya oluşumları hastalıktan kurtulmak isteyen kişilerin akınına uğruyordu. Ziyaret yerlerinin en önemlisi, her yıl Vartavar Yortusu'nda binlerce hacının kurbanlarıyla gittiği Surp [Aziz] Garabed Manastırı olarak biliniyor. Şifa arayan annelerin çıplak ayakla ziyaret ettiği bu mekânlardan, gelemediği için evde bekleyen hastalara mucizevi gücü olduğuna inanılan Cuhar adı verilen kutsal toprak götürülürdü.