Hürmüz Boğazı kapandı, planlar şaştı! Peki cebimizi ne kadar yakacak?
Prof. Dr. Derviş Boztosun, İran-İsrail geriliminin Türkiye ekonomisini 'dayanıklılık sınavına' soktuğunu belirtti.
28 Şubat 2026 sabahı ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla başlayan süreç, küresel piyasaları altüst ederken Türkiye ekonomisi için de zorlu bir sınavın kapısını araladı. Ankara’nın 61 dolarlık petrol öngörüsü, savaşın gürültüsüyle 100 dolar sınırına dayanırken; Kayserili ünlü finans profesörü Derviş Boztosun, bu krizin mutfaktaki yangından Merkez Bankası’nın faiz kararlarına kadar tüm dengeleri nasıl değiştireceğini tek tek açıkladı.
Finans dünyasının tanınmış isimlerinden Prof. Dr. Derviş Boztosun, Orta Doğu’da tırmanan savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi. Boztosun açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "28 Şubat 2026 sabahı Orta Doğu’da yıllardır biriken gerilim sonunda patladı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı hava operasyonu ve Tahran’da yönetim krizine yol açan gelişmeler, sadece bölgenin siyasi dengelerini değil, Türkiye’nin 2026 ekonomik rotasını da sarstı.
Şimdi herkesin aklındaki soru basit: Bu savaş bizim cebimizi ne kadar yakacak?
61 dolarlık hesap, 100 dolarlık gerçek
Ankara’nın 2026 için yaptığı planlar görece sakin bir enerji fiyatı varsayımına dayanıyordu. Orta Vadeli Program’da Brent petrol için 61–65 dolar bandı esas alınmıştı. Makul, yönetilebilir, hesaplanabilir bir seviye.
Ancak savaşın ilk günlerinde fiyatların 78 dolara dayanması ve Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimaliyle 100 doların, hatta 120 doların konuşulmaya başlanması, bütün o tabloları bir gecede anlamsızlaştırdı.
Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke. Yani petrol pahalanıyorsa, biz fakirleşiyoruz. Hesap kabaca şöyle: Petrolde her 10 dolarlık artış, cari açığa yaklaşık 2,5 milyar dolarlık ek yük bindiriyor. Enflasyona doğrudan ve dolaylı kanallarla 1 puan civarında baskı yapıyor. Çünkü enerji sadece akaryakıt değil; üretimin, taşımacılığın, gıdanın, sanayinin her aşamasında maliyet demek.
Petrol 100 doların üzerinde kalıcı olursa, 2022’de yaşadığımız o ağır enerji faturası şokunu yeniden konuşmaya başlarız. Üstelik bu kez küresel belirsizlik daha yüksek, manevra alanı daha dar.
Merkez Bankası’nın sessiz ama net mesajı
Tam piyasalar “Faiz indirimleri ne zaman başlar?” sorusuna kilitlenmişken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 1 hafta vadeli repo ihalelerini durdurma kararı geldi.
Bu teknik bir ayrıntı gibi görünür ama aslında güçlü bir mesajdır. Politika faizini resmen değiştirmeden, piyasaya verilen TL’yi kısarsınız. Fonlama maliyeti fiilen yükselir. Bu, literatürde “örtülü sıkılaştırma” diye geçer.
Merkez Bankası’nın söylediği şu: Jeopolitik kaynaklı bir enflasyon şoku kapıdayken faiz indirimi konuşmak lüks. Önce kuru ve fiyat istikrarını koruyalım.
Bu hamle dövizde ani sıçramaları frenleyebilir, zaman kazandırabilir. Fakat enerji fiyatları kalıcı biçimde yükselirse, sadece likidite yönetimiyle bu yangını söndürmek kolay olmaz. O noktada maliye politikası devreye girmek zorunda kalır; aksi halde yük doğrudan hanehalkının omuzlarına biner.
Sadece petrol değil: Turizm ve Tticaret
Enerji faturası işin görünen kısmı. Bir de reel sektör cephesi var.
2025’te 3 milyonu aşan İranlı turist, özellikle Doğu Anadolu şehirleri için ciddi bir gelir kaynağıydı. Savaş ve yaptırımlar bu akışı keserse, bölgesel ekonomilerde hissedilir bir daralma yaşanır. Üstelik mesele sadece İranlı turist değil. Bölgedeki güvenlik algısı bozulduğunda, Batılı turist de rezervasyon yaparken iki kez düşünür.
Ticarette tablo benzer. Yaklaşık 5,7 milyar dolarlık bir hacim risk altında. Kimya, makine ve tarım sektörleri için İran önemli bir pazar. Bu kapı daralırsa, ihracatçı yeni pazar bulmak zorunda kalacak. Ama herkes bilir ki pazar çeşitlendirmek masada kolay, sahada zordur. Zaman ister, maliyet ister.
Gerçekçi olalım: Bugün fatura, yarın belki fırsat
Uzun vadede bölgedeki dengelerin değişmesi Türkiye’ye yeni fırsatlar sunabilir. İran’da olası bir normalleşme ya da enerji hatlarının yeniden şekillenmesi, Türkiye’nin enerji koridoru rolünü güçlendirebilir.
Ama bunlar yarının ihtimalleri.
Bugünün gerçeği daha net: Daha pahalı enerji, daha inatçı enflasyon, ertelenen faiz indirimleri ve hanehalkı üzerinde artan hayat pahalılığı baskısı.
2026, Türkiye ekonomisi için gerçek bir dayanıklılık sınavı olacak. Hürmüz Boğazı’ndan gelecek her haber, sadece tankerlerin rotasını değil; kurun, enflasyonun ve büyümenin yönünü de belirleyecek."