Finans Profesörü Boztosun: Türkiye üretimden nasıl koparıldı?
Finans Profesörü Derviş Boztosun, Türkiye'nin üretimden kopuş sürecini mercek altına aldı. ABD'nin bile korumacı politikalara döndüğünü belirten Boztosun, Türkiye'nin beton ve hizmet odaklı ekonomiden kurtulup stratejik üretim ve sanayi politikalarına acilen dönmesi gerektiğini vurguladı: 'Ya üretiriz ya borçla yaşarız.'
Kayserili Finans Prof. Dr. Derviş Boztosun, Türkiye ekonomisinin tarihsel dönüşümünü ve üretimden kopuş sürecini mercek altına alan çarpıcı bir analize imza attı. 1970'li yıllardan bugüne küresel ekonomi politikalarını Washington Mutabakatı'ndan Trump dönemine kadar geniş bir perspektifte değerlendiren Boztosun; ABD’nin dahi kendi ekonomik modelini revize ettiği bir dönemde, Türkiye'nin üretim odaklı sanayi politikalarına dönmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekti.
Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun'un, ekonominin röntgenini çeken ve çözüm yollarını sıralayan o değerlendirmesi şu şekildedir: "1970’lerin sonu dünya için sert bir kırılmaydı. ABD stagflasyonla boğuşuyor, petrol krizleri ekonomileri sarsıyor, Bretton Woods düzeni dağılmış, enflasyon çift haneye yerleşmişti. O karmaşada Washington’da yeni bir yol haritası şekillendi. Sonradan ‘Washington Mutabakatı’ diye anılacak neoliberal reçete devreye girdi: Devlet küçülecek, piyasalar serbestleşecek, finansın önü açılacak, özelleştirmeler hızlanacaktı.
Kâğıt üzerinde rasyoneldi. Pratikte ise herkes aynı şekilde uygulamadı.
ABD kendi krizini aşarken finansallaşmayı büyüttü ama üretimi tamamen terk etmedi. Ronald Reagan döneminde savunma sanayii, teknoloji ve tarım destekleri güçlü kaldı. Yani Wall Street büyürken, fabrikaların ışığı da sönmedi.
Aradan yıllar geçti. Küreselleşme derinleşti, üretim Çin’e kaydı, ABD ciddi bir sanayi erozyonu yaşadı. İşte tam bu noktada Donald Trump sahneye çıktı. ‘America First’ diyerek serbest ticaret dogmasına açık açık meydan okudu. Çin’e gümrük tarifeleri koydu, üretimin ABD’ye dönmesini savundu, tedarik zincirlerini millîleştirme söylemini yükseltti. Yani Washington’un yıllarca dünyaya önerdiği sınırsız serbestleşme modelini, bu kez Washington’un kendisi sorgulamaya başladı.
Mesaj netti: Küresel serbest piyasa güzel ama stratejik üretim evde olacak.
Bizim hikâyemiz ise bambaşka. 24 Ocak Kararları ile birlikte Türkiye, aynı reçeteyi en sert dozuyla uyguladı. İthal ikameci model bir gecede rafa kalktı. Sanayi korumasız bırakıldı. Tarım destekleri kısıldı. IMF programları devreye girdi. Kısa vadeli sermaye girişleri
‘başarı’ sayıldı.
Sonuç?
Fabrikalar kapandı ya da montaj hattına dönüştü. Köyler boşaldı. Tarım çözülmeye başladı. Üretim zincirleri kırıldı. Yüksek teknolojiye sıçrayamadık; düşük katma değerli alanlara sıkıştık.
Bugün ekonomimizin omurgasına bakın: turizm, inşaat, finansal akışlar, ithalata dayalı tüketim. Döviz gelirse ayakta duran, küresel rüzgâr ters esince sendeleyen bir yapı.
İroni şu: ABD bile artık stratejik sektörlerini koruma refleksi geliştirirken, biz hâlâ 1980’lerin ezberleriyle yaşıyoruz. Merkez ülkeler üretimi geri çağırıyor; biz hizmete ve betona yaslanıyoruz.
Kırk yılı aşkın süredir aynı döngü: borçlan, büyü; kur şoku ye, küçül; tekrar borçlan. Gelir dağılımı açılıyor, gençler güvencesizleşiyor, üretim kültürü zayıflıyor.
Şimdi soru basit ama sert: ABD bile kendi modelini revize ederken, biz neden hâlâ sorgulamıyoruz?
Çıkış yolu romantik değil, somut: Sanayi politikasını yeniden inşa etmek. Tarımı stratejik görmek. Katma değeri yüksek üretime yönelmek. Kısa vadeli sıcak para yerine uzun vadeli üretim kapasitesi oluşturmak.
Bu sadece ekonomik bir tercih değil. Bu, güç meselesi.
Ya üretiriz ya da başkalarının ürettiğini tüketip borçla yaşarız.
Karar bizim. Ama zaman gerçekten daralıyor."