Erciyes'in eteklerinde başlayan acı hikâye
Kayseri'nin Develi ilçesinde nesilden nesile aktarılan Ağ Gelin efsanesi, Erciyes Dağı'nın eteklerinde başlayan hüzünlü hikâyesiyle günümüze kadar ulaştı.
İnsanoğlu tarih boyunca yaşadıklarını, varoluş mücadelesini ve ruhunun derinliklerinde hissettiği en duyguları sözün gücüyle geleceğe miras bırakmıştır. İşte bu mirasın en önemli taşıyıcıları ise şüphesiz destanlardır. Türk geleneğinde ve kültüründe destanlar, sadece geçmişte yaşanıp bitmiş anlatılar değil, bir toplumun halen var olan duygularının kimliğidir. Bu destanlar kimi zaman bir kahramanlık anlatısı kimi zaman da kavuşamayan bir sevda üzerine kurulur.
Develi'de ağıt
Kayseri’nin incisi olan Erciyes Dağı ise bu sözlü gelenekte kendine birçok kez yer bulmuştur. İç Anadolu’nun görkemli dağı olan Erciyes Dağı, Develi ovası için sadece bir dağdan çok daha fazlası olurken adeta nesilden nesile aktarılan bir türkü haline gelir. Böylelikle Ağ Gelin türküsü haline gelir.
Ağ Gelin’in destanı
Araştırmacı yazar, Nezir Ötegen’in yazısındaki yer alan bilgilere göre, destana konu olan 1603-1607 yılları arasında yaşanan ve halk arasında Koçgun Devri olarak bilinen isyan ve eşkıyalık hareketleri Develi ve çevresini de etkilemiştir. Bu dönemde, Tavil Mehmet ve Han Mehmet gibi eşkıyaların etrafa korku saldığı, insanların can ve mal kaygısıyla yaşadığı o zorlu yıllarda, Develi’den bir Türkmen obası yaz mevsiminde Erciyes’in güneyindeki Beleşme Yaylası’na çıkar.
Herkesi büyüleyen kadın
Bu obada ise güzelliği, edebi ve güzel ahlakıyla herkesin hürmet ettiği genç bir kadın vardır. Gerçek adı zamanla unutulsa da saflığından ve yüreğinin temizliğinden ötürü ona Ağ Gelin derler. Ağ Gelin’in eşi, evinin rızkını kazanmak üzere gurbete gitmiştir. Ağ Gelin ise iki küçük çocuğuyla birlikte çadırında sadakatle onun yolunu gözlemektedir.
Karanlık gecede kaçış
Ağ Gelin’in güzelliğini ve kocasının gurbette olduğunu duyan bir eşkıya, bu durumu fırsat bilerek zifiri bir gece vakti obayı basar. Gürültülere uyanan Ağ Gelin tehlikeyi anladığı an evlatlarını ve iffetini korumak ister. İki yavrusunu ve küçük çeyiz sandığını yanına alarak gecenin karanlığında Erciyes’e doğru kaçmaya başlar. Arkasında gözü dönmüş eşkıyalar, önünde ise Erciyes’in sarp kayalıkları vardır Kaçacak tek bir adımı bile kalmadığında, arkasında düşman, yanında iki yavrusuyla uçurumun kenarında durur.
Dua ile taşa döndü
Ağ Gelin yüzünü Erciyes’in zirvesine döner, ellerini göğe açar ve içten bir yakarışla dua eder. Duasında,“Allah'ım! Beni ve yavrularımı bu zalimin eline bırakma. Namusumu çiğnetme. Bizi ya taş eyle ya kuş eyle...” der. Güneş Erciyes’in zirvesinden doğup dağ renklendiğinde, yamaca bakanlar hayretler içinde kalır. Ağ Gelin’in duası kabul olurken, kucağındaki iki çocuğu ve yanı başındaki çeyiz sandığıyla birlikte hepsi taş kesilmiştir.
Bir efsaneden kültürel mirasa
Gurbetten dönen eşi acı haberi alıp kayalıklara koştuğunda, dizlerinin üzerine çöker. O sırada taşların içinden adeta Ağ Gelin’in sesi yükselir, Ağ Gelin, “Yiğidim... Namusumu bir eşkıyaya çiğnetmedim. O eşkıyadan ahımı koyma...” derken genç adam ise gözyaşları içinde, “Alırım ahını, koymam Ağ Gelin!” diyerek haykırır. Yıllar geçer, eşkıyalar unutulur ama Ağ Gelin’in bu fedakârlığı unutulmaz. Ağ Gelin hikâyesi, Anadolu kadınının iffetini, anneliğini ve sadakatini simgeleyen bu eser. Bugün Develi’de her kına gecesinde, gelin baba evinden çıkarken davul ve zurnanın yanık ezgisinde Ağ Gelin yeniden yaşatılır.

