CHP Milletvekili Çetin Arık, Umreden dönen 249 kişiye ne oldu?

TAKİP ET >>

Dünya gündeminin ilk sırasına yerleşen koronavirüs salgını konusunda konuşan CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık, eksiklikler konusuna dikkat çekti. “Test sayısı yetersiz” diyen Arık, umrecilerle ilgilide, hükümete seslenerek, “Bu salgın yeni değil, aralık ayında ortaya çıktı. Peki niçin binlerce insanın umreye gidişine izin verdiniz? Hadi izin verdiniz, geri dönüş tarihleri belliydi, niçin hepsini karantinaya almak için planlama yapmadınız?” diye sordu.

Diğer yandan Arık, Kayseri'de 5 Mart tarihinde umreden gelen 250 kişilik kafileden sadece 1 kişinin yüksek ateş nedeniyle gözlem altına alındığını belirterek, “Oysaki aynı uçakta geldiler. Yapılması gereken 250 kişinin de gözlem altına alınmasıydı. Maalesef geri kalan 249 kişi evlerine gönderildi. Kimlerle temas ettiler, ne haldeler bilmiyoruz. Diyanet İşleri Başkanı umreden gelen bir kişide virüs tespit edilince karantina önlemleri başladı diyor. Demek ki umreden gelen vatandaşlar için daha önceden bir planlama yapılmamış.” dedi.

CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık, dünya gündeminin ilk sırasına yerleşen koronavirüs konusunda açıklamalarda bulundu. TBMM'de gündem dışı söz alarak konuşan Arık, konuşmasının başında koronavirüs salgınının, sağlık politikalarındaki iki önemli yanlışı bir kez daha gözler önüne serdiğini savunarak, “Koronavirüs salgını bize iki şeyi net olarak gösterdi. Birincisi koruyucu sağlık hizmetinin önemini, takdir edersiniz ki, devletin asli görevi vatandaşın hastalanmasını önlemektir. Ama biz yıllardır çok hasta, çok tetkik, çok ameliyat, çok para dedik. Şehir hastanelerine yüzde 80 doluluk sözü verdik. İkincisi ‘Doktor efendi dönemi bitti', ‘Doktor efendi mani peşinde' diye hedef gösterilen sürekli horlanan, aşağılanan, şiddete uğrayan bir meslek grubunun aslında ne kadar ulvi görev yaptığını gördük. Okullar kapandı, işyerleri kapandı, alışveriş merkezleri boşaldı, toplantılar iptal oldu, uçuşlar geri çevrildi, uluslararası sınırlar kapatıldı, kısacası hayat durdu; insanlar birbirlerine bakmaya, dokunmaya korkar oldu ama hastaneler hala açık. Doktorlar hasta bakıyor. ‘Öksürüğüm var, ateşim var' diyenlere üç metre geriden bakmıyor. Nabız ölçüyor, akciğerlerini dinliyor. Bu meslek grubunun bir mensubu olmaktan onur duyuyorum. Bu zor dönemde görev yapan tüm sağlık çalışanlarının bir kez daha 14 Mart Tıp Bayramını kutluyorum” diye konuştu.

249 KİŞİ EVLERİNE GÖNDERİLDİ, KİMLERLE TEMAS ETTİLER, NE HALDELER BİLMİYORUZ?”

Sağlık Bakanlığı'nın bilim kurulu kurmasını ve aldığı tedbirleri desteklediklerini ifade eden Arık, ancak bazı eksikliklerin olduğunu dikkat çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu salgının ülkemizdeki yaygınlığının belirlenmesi için yapılan test sayısı yetersiz. Bakanlığın uygulanan test sayısı ile pozitif ve negatif çıkan test sonuçlarını günlük olarak kamuoyu ile paylaşması gerekir. Bu sayılar gerçekten çok önemli çünkü kaç kişiye bulaştığını tespit edemezseniz karantina önleminizin hiçbir anlamı kalmıyor. Bir başka problem de testlerin sınırlı sayıda merkezde yapılıyor olması. Test merkezlerinin hızla artırılması gerekmektedir. Umreden ve yurt dışından gelen vatandaşlar ve onların temas ettiği kişilerin tespiti konusunda ciddi eksikliklerin olduğunu üzülerek görüyoruz. Bu salgın yeni değil, aralık ayında ortaya çıktı. Peki niçin binlerce insanın umreye gidişine izin verdiniz? Hadi izin verdiniz, geri dönüş tarihleri belliydi, niçin hepsini karantinaya almak için planlama yapmadınız? Bakınız ilim Kayseri'de 5 Mart tarihinde umreden gelen 250 kişiden sadece bir kişi yüksek ateş nedeniyle gözlem altına alındı. Oysa aynı uçaktaydılar. Yapılaması gereken 250'sinin de gözlem altına alınmasıydı. Maalesef geri kalan 249 kişi evlerine gönderildi, kimlerle temas ettiler, ne haldeler bilmiyoruz. Diyanet İşleri Başkanı, ‘Umreden gelen bir kişi de virüs tespit edilince karantina önlemleri başladı” diyor, demek ki umreden gelen vatandaşlar için daha öncesinden bir planlama yapılmamış. Eğer ki planlama yapılmış olsaydı, gece yarısı apar topar çocuklarımız yurtlarından çıkartılıp, umreden gelen yurttaşlarımız yerleştirilmek zorunda kalmazdı. Her gün televizyonlarda kamu spotuyla korona karşısında alınması gereken 14 tedbir sıralanıyor, ki bunlar harfiyen uygulanması gereken tedbirler. Ancak vaka sayısı logaritmik olarak artıyor. Bir kişi hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin.”

TOPLU TAŞIMA EN BÜYÜK RİSK, DERHAL İPTAL EDİLMELİ

Şehir hastaneleri açılırken eğitim ve araştırma hastanelerinin kapatılmasının bir yanlış olduğunun altını çizen Arık, kapatılan eğitim araştırma hastanelerinin yeniden yoğun bakım üniteleri olarak açılması gerektiğini ve yeterince solunum cihazı temin edilmesi gerektiğini söyledi. Toplu taşıma konusunda da dikkat çeken Arık, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Şehir hastaneleri açılırken kapatılan eğitim araştırma hastaneleri derhal açılıp, yoğun bakım üniteleri kurulmalı ve yeterince solunum cihazı temin edilmelidir. Toplu taşıma araçları tıklım tıklım dolu. Toplu taşıma en büyük risk, derhal iptal edilmeli. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının korunması için tedbir alınmalı. Hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumadan toplumu koruyamazsınız. Bakınız Urfa'da sağlık çalışanlarına sadece iki saat koruma özelliği olan tek bir maske verilmiş. Peki iki saat sonra ne olacak? Bakınız Fransa sağlık çalışanlarının çocukları için, “Siz bize bakıyorsunuz, biz de size çocuklarınıza bakacağız” diye kreşler oluşturdu. Ayrıca taksi ve dinlenmek için görev yerlerine yakın oteller de bedava. Benzer düzenlemeler sağlık çalışanlarımız için de ivedilikle yapılmalı. Bu işin ilacı yok, aşısı yok. Korona virüs salgınından korunmanın yolu da aşının bir an önce üretilmesinden geçiyor. Peki, biz Türkiye olarak bu aşıyı üretebilir miyiz? Hayır. Çünkü yerli ve milli aşımızı üreten, viral enfeksiyonların tanı ve tedavisinde büyük başarılara imza atan, Cumhuriyet ile yaşıt olan Doktor Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nü kapattınız. Yerli aşı üretimini bitirdiniz. Şimdi avuç dolusu dışarıya para ödeyerek aldığınız grip aşısı, yakın bir geçmişte yurdumuzda üretilmekteydi. Neticede Türkiye'de aşı üretimini sıfırladınız. 1940'larda Ortadoğu ülkelerine tifüs aşısı satan Türkiye şimdi ele muhtaç… Bugün Türkiye'de en fazla arge harcaması yapan ilk 15 şirket arasında bir tane dahi ilaç şirketi yok. Diyanete ayrılan bütçe TÜBİTAK'a ayrılan bütçenin 5 katı. Eğer ki, Cumhuriyetin ilk yıllarında ve devamında sürdürülen aşı politikası desteklenseydi, milli endüstri korunup kollansaydı bugün yabancı ülkelerden virüs aşısı üretilse de satın alsak diye beklemezdik. Türkiye'nin geleceğinin değiştirilmesi için önce önceliklerin değiştirilmesi, iktidarın zihniyetinin dezenfekte edilmesi gerekiyor” Haber: Hüseyin GÖKTAŞ

Bakmadan Geçme