YAZARLIĞIN ZORLUKLARI
Nurkal Kumsuz
Yazarlık, hayattaki olup biten her şeyi herkesten farklı görebilmeye ve insana ait her şeyin sırrını kavrayabilmeye dayanır. Ustalığı yanında bu özelliği sayesinde de duyuş, düşünüş, inanış, yaşayış sisteminde ve ifade gücünde yeni bir temel atarak çizgisinin doruk noktasında mücadele eder. Taviz vermeden çaba harcayan yazar, aydındır. Özgün bir kimliktir. Daima yeni şeylerin temsilcisidir. Farklılıklar yaratma yeteneğine sahiptir. Buna rağmen değişik dönemlerde ve farklı toplumlarda yazarlığa bakış da çeşitlilik gösterir. Yazarı toplumların öncüsü ve seçkin insan olarak görenler olduğu gibi boş işlerle uğraşan sıradan insan sayanlar da çıkmıştır. Verdiği esere göre önemli konuma getirilenlerin yanında, görüşleri sebebiyle hayatından olanlar da görülmüştür.
Her şeyden önce yazarın; neyi, niçin, nasıl ve kimler için yazmak gerektiği anlayışı ile belirginleşen, yeteneğiyle olgunlaşan çalışmanın birbirinden zor aşamalarını tamamlaması önündeki engellerin sadece bir başlangıcı durumundadır. Eserin tamamlanmasından sonra basım, dağıtım, eserinin yansıması gibi çetin şartları da aşması gerekmektedir. Genel problemlerin yanında döneme ve yazarın şartlarına göre başka zorluklar da sırada beklemektedir.
Yazarlığa yönelenlerin önünde ailesinden başlayarak çevresiyle genişleyen engelleyici güçler hep olmuştur. Balzac, Hukuk fakültesini bitirdikten sonra üç yıl avukatlık yaptı. Bu sırada kendini edebiyata verdi. İlk yazısını okuyan aile dostlarından bir profesör; “Ne iş isterseniz yapınız, ancak edebiyat… Asla!” demesine rağmen yazmaktan vazgeçmedi.
Bu yaratıcı ve yıpratıcı uğraş genellikle meslek olarak görülmemiştir. Sait Faik Abasıyanık’a pasaport almak için Emniyet Müdürlüğü’ne gidince orada mesleği sorulur. Sait Faik de yazar olduğunu söyler. Bunun üzerine yazarlığını belgelemesini isterler. Yazar olduğuna dair istenilen belgeyi veremeyen Sait Faik; kitaplarının olduğunu söylese de, pasaportuna “işsiz güçsüz” yazılmasını engelleyemez.
Yazarlığın okulu olmadığı ve sanat adamlığı da meslek sayılmadığı için geçmişten günümüze kadar yaşanan sıkıntılara bambaşka bir yön veren değişen şartların dayatması eklendi. Özellikle popüler kültür içinde “kendi kendine yetme” anlayışının kolaycılığı yazar-eser-okuyucu tamamlayıcılığını başka bir mecraya taşıdı. İçine hayata ve insana dair her şeyi barındıran ve sanat gerçeğinden yansıtan eser, az sayıda okuyucudan başka muhatap bulamaz olmuştur. Okuyucuların yerine, bilginin daha kolay ve hızlı bir şekilde yayılıp paylaşılmasını sağlayan internet yüzünden sanal âlemin müdavimleri çığ gibi büyüdü. İletişim araçlarının yoğun bilgi barındırma ve etkili aktarma özellikleri pek çok alanda ve her seviyede etkili oldu. Farklılaşan yeni bakış açısında oluşan zihniyet, değişimin bütün boyutlarını kabul edilmesi gereken tek doğru olarak sundu. Her şeye hükmeden ve herkesin üzerinde kendini hissettiren popüler kültür, edebî niteliği geri plana attı. İnsanı yerinde saymaya iten sıradanlık içinde herkes; biriken bilgiden yararlanmadan, kalem tecrübesi kazanmadan yazabilen durumuna getirildi.
Birdenbire yazar olan kişiler için yazacak konu ve yer sıkıntısı yok. Böyle uygun bir zeminde önüne geçilemeyen sıkıntılar da artmaktadır. Yazar ile okuyucu arasında edebi esere dayalı bağ zedelenmektedir. Gerçek okuyucular kalesine çekilirken, beklentilere göre değer biçen okuyucu profili güçlenmektedir.
Yaşanan zamana bağlı olarak olumsuzlukların öne çıktığı ya da tahrip gücünün etkili olmasından karamsar havanın hakim olduğu tablo geçicidir. Her dönem, kendi içinde böyle sıkıntıları yaşamıştır. Bundan sonra da yaşanılacaktır.
Önemli olan; zamana umut bağlayarak kalemiyle mücadele eden yazarın, insan bitene kadar gücünün tükenmeyeceği gerçeğidir.