Nurkal Kumsuz

ŞİİRİMİZDE 10 KASIM

Nurkal Kumsuz

ŞİİRİMİZDE 10 KASIM

 

            Türk ve dünya tarihinin altın sayfalarında yer alan Gazi Mustafa Kemal ATÜTÜRK’ün hayatı boyunca attığı her adım, söylediği her söz milletin hayatında büyük yankılar uyandırmıştır. Atatürk’ün şahsında toplanan bütün hamleler onunla özdeşleşerek sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. Şiirimizde “Atatürk teması” gurur, güven, ümit, sevinç ve istikrar teminatı olarak binlerce şiirde işlenmiştir. Ancak kaçınılmaz olan ölüm gerçeği bütün insanların mukadderatıydı. “Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” özdeyişi bu gerçeğin ifâdesiydi.

            10 Kasım 1938’de, Türk Milleti’nin istikbâlinde devir açan Atatürk yoktu. Şiirimizdeki “umut” temi yerini “kedere” bırakmıştı. Kemalettin Kamu, Milli Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren yanında bulunduğu Atatürk’ün ölümü üzerine “Ata’ya Ağıt” şiirini yazar. Derin üzüntü içinde baktığı her yerde, tabiatın bütün unsurlarında hissettiği eksikliği ifade edemeyişinin çaresizliğiyle doludur:

            “Ben mi yazacaktım göçüm gününü,

            Dökerek ardından böyle göz yaşı;

            Ben ki ona büyük gezilerinde,

            Oldumdu bir küçük yol arkadaşı

            En son durağına varmadan ömrün

            Kapadı yolunu bir mezar taşı,

            Büyük kurucusu Cumhuriyetin

            Hürriyet âşıkı, milletin başı!”

            Orhan Şaik Gökyay, “Yarı Çekilen Bayrak” başlığı altındaki üç şiirinde 10 Kasım’ın o elemli günlerini anlatır. “Manzara”da kendisine rehberlik eden büyük liderin yokluğundaki durumu tasvir eder. “Desen” şiirinde Atatürk’ün askeri dehasını ve başarısını dile getirir. “Yas” şiiri ile de ölüm haberinin dayanılmaz acısını mısralarına döker:

 

            “Dökün yaprağınızı dallarım dökün,

            Akın yaslı yaslı sularım akın,

            Bükün boynunuzu bayraklar, bükün

            Bir alınmaz kal’am vardı, yıkıldı.

 

            Durmadan çalkanan bir kızıl deniz,

            Bir damla yaş gibi duruyor sessiz,

            Vatan ufkundaki en güzel çeyiz,

            En şanlı süs, baktım yarı çekildi.

 

            Kara haber: Tipi; eser savrulur,

            Bir yanardağ gibi içim kavrulur,

            Vatanın kaderi bende yuğrulur,

            Yas olup, yaş olup gözden döküldü...

 

            Gökyay’ım derdiyle adını anar,

            Bir kararsız kuştur, dalına konar,

            Neresinde bilmez, bir yara kanar,

            Saran gitti, boyuncuğu büküldü...”

            Mithat Cemal Kuntay, “Atatürk’e” ağlarken şairane bir duyuşla; milletin iyi günde olduğu gibi bu acı günde de tek vücut halinde oluşunu tasvir eder;

            “Kara toprak diye en hissiz ayaklar hatta

            Basamaz toprağa, toprakta cenaze varken

            Ne büyüksün ki huzurunda küçüktür matem

            On sekiz milyon adam tek kişidir ağlarken.”

            Ziya Osman Saba, mesut günleri hatırlayarak üzüntüsünü hafifletmeye çalışır. Ancak teselli kabul etmeyen çaresizliği ifâde eder;

            “Tatmadık, bilmiyoruz bu bambaşka yarayı,

            Öğret bize ya Rabbim ah O’nsuz yaşamayı!”

            Âşık Veysel, acı habere bütün dünyanın ağladığını söyler. Milleti için yaptıklarını överek, acıya rağmen ümitli olunması gerektiğini hatırlatır.

            “Zannetme ağlayan gülmez,

            Aslan yatağı boş kalmaz,

            Yalnız gidenler gelmez.

            Her gelen insan ağladı.”

            Posoflu Müdami “Ağıt”ında Atatürk’ün hizmetlerini sayar; yaptıklarının dillerden düşmeyeceğini, heybetinin düşmanların yüreğinde daima kalacağını söyleyerek, acı gerçekle yoğrulmuş duygularını şu temenniyle dile getirir:

            “Ağlar Müdam evladınla milletin,

            Yürürüz yolunda şaşmadan metin,

            Ebede dek yaşar maneviyatın,

            Nur olsun toprağın taşın Atatürk”

 

            Develili Aşık Ali Çatak’ın baktığı her yerde “Atatürk Görünür.” O’nu minnet ve rahmetle anar:

            “Aşık ÇATAK içten yanar

Atasın rahmetle anar

Okul, sanat, sulhte o var

            Baksan ATATÜRK görünür.”

 

            Cahit Sıtkı Tarancı, “Atatürk’ü Düşünürken” sonbaharların matemini başka türlü yaşar:

            “Gel gör ki Atatürk’ün ölümünden bu yana

            Sonbahar dahi bir tuhaf, bir başka geliyor.

            Vatan gerçeklerini hatırlatıp insana,

            Türk yüreklerimizi burka burka geliyor.”

 

            Adnan Ardağı, “10 Kasım’lı Sonbahar” şiirinde Atatürk’ün ölüm acısını yüreğinin derinliğinde hissederek geçen zamanın muhasebesini yapar:

            “Bugün 10 Kasım,

            Buruk bir sonbahar dolaşır dağda taşta

            Aydınlığın yürür,

            Aydınlığın büyür

            Açtığın mutlu savaşta.

            Beşikte bıraktıkların asker bugün;

            Memede bıraktıkların anne,

            Biz otuzbeşindekileri sorma,

            İyi birer baba olduk

            Acısını gördükten sonra o sonbaharın.”

            İbrahim Alaettin Gövsa da:  “Ölmez evet gönüllerde heykel kuran Atam.” diyerek, Atatürk’ün gönüllerde yaşayacağı gerçeğine işaret ediyordu. Atatürk’ün gönüllerde yaşayacağı gerçeğine işaret ediyordu. Atatürk’ün ölümüyle sarsılan şairlerimiz, duygularını o anın etkisiyle dile getirmişler, uzun süre de etkisinden kurtulamamışlardır. Daha sonra şiir temaları “Atatürk sevgisi” üzerinde yoğunlaşmıştır.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları