Nurkal Kumsuz

ROMAN VE UNSURLARI

Nurkal Kumsuz

Latince’de“yazı”  anlamına  gelen  roman;  Roma’da  bozulmuş   Latince’ye  denirken daha sonra   yaşanmış  bir olayı  hikâye  etme   anlamında  kullanılmaya  başlanmıştır. Günümüzde ise; yaşanmış  ya da   yaşanması mümkün   olayları,  yer,  zaman,  çevre   ve insan  unsurlarına   dayanarak,  geniş  bir  bakış  açısıyla   anlatan  yazı  türüne  denmektedir. Tür olarak doğduğundan beri insanlık tarihinin bütün dönüm noktalarında var olan roman, tarihi gelişimi içinde iç ve dış yapısında sürekli değişiklikler yapılsa da, ana unsurlarını korumuştur. Hayata dair her şeyin işlendiği bu geniş dünyanın unsurları; konu, kişiler, zaman, mekân, bakış açısı, anlatıcı, dil ve üslûp olarak karşımıza çıkmaktadır.

Romanın unsurları ana hatlarıyla şöyle açıklanabilir:

Konu: Hayatı veya hayatın ana olaylarını hikâye eden; yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak her şey bir konudur. Konun gerçek ya da hayali olması önemli değildir. Esas olan olayların bileşkesi halindeki bir konuyu romancının etkili biçimde işlemesidir.

Kişiler: Romanın merkezinde insan vardır. Romancı, hayata ait her şeyi insan gerçeğiyle anlattığı için; roman da olayların meydana gelmesine sebep olan kişiler üzerine kurulur. İnsanlık tarihi boyunca var olan ya da yaşamış olabileceğine inanılan, bugün her yerde görülebilen herkes bir roman kişisi olabilir. Geçmişte yaşamış, bugün yaşayan, yarın yaşayabileceği tahmin edilen herkes; toplumdaki yeri, insani özellikleri, ailesi ve çevresi, işi, duyguları, düşüncesi, hayalleri ile romanda yer alır. Bu bakımdan fizikî ve ruhî yönleriyle tanıtılan kişiler, birbirine bağlı olarak ve olaylardaki rollerine göre romanda bulunurlar. Roman kişileri insan dışında hayvanlar, bitkiler, cansız varlıklar, nesneler, kavramlar ve metnin kendisi de olabilir. Bütün bu varlıklar şahıs kadrosunu oluşturur. Kişiler; ruhi yönleriyle anlatılırsa karakter, belli özellikleriyle genel bir yapıyı yansıtırsa tip olarak değerlendirilir. Roman kişisi bir varlığın tasarısından öte soyut bir kişiliktir. Yazarın somutlaştırmasıyla topluma mâl olur. Başarılı her roman kişisi; toplumun, zamanla da insanlığın manevi nüfusuna dahil olur.

Zaman: Romanlarda olaylar bir zaman dilimi içerisinde cereyan eder. Bu bakımdan romanlarda zaman; geçmiş, içinde bulunulan an ve gelecek olmak üzere üç boyutuyla ele alınır. Konuya uygun bir ana zaman şimdiki zamana bağlı olduğu gibi, hatırlamalarla geçmişe dönülerek ya da hayallerle geleceğe taşınarak de kullanılabilir. Ezelden ebede kadar zamanı değişmez veya insanların çeşitli bölümlere ayırmalarıyla da değişken niteliklerde değerlendirmeleri sonucu romancı da bu algılamaları daha ileri boyuta taşımıştır. Buna göre romanlarda üç zaman boyutu bulunur: Anlatılan olayların yaşandığı vak’a zamanı, yaşanılan olayların anlatıldığı anlatma zamanı ve yaşanılan olayların ne zaman algılanıp ifade edildiğini gösteren yazıya geçirme zamanı.

Mekân: Her insan nasıl belli bir yerde yaşıyor, farklı yerlerde bulunmak durumunda kalıyorsa; roman kişileri de gerçek hayattakiler gibi belirli yerlerde yaşarlar.Yaşama alanı olan her şey mekân olduğu için romanda olayların geçtiği her yer de mekân olarak kullanılabilir. Olayın gerçekleştiği ve kişileri bütün yönleriyle tanıtan mekân; açık, kapalı, geniş, dar, özel, genel, geçici, sürekli gibi çeşitlilik gösterir. Açık mekân; kıta, ülke, bölge, şehir, deniz, dağ vs. olay zincirinin yaşandığı diğer mekânları kapsar. Olay ağırlıklı romanlarda daha çok kullanılır. Kapalı mekânlar; ev, oda, okul, iş yeri, hastane, vs. bazı kişilerin içinde yaşadıkları ve herkesin içinde bulunamayacağı sınırlı mekânlardır. Daha çok içe dönük karakterlerin yaşadı yerlerdir. Geniş ve dar mekânlar da birbirlerinin konumuna göre coğrafya, ülke, şehir gibi değişiklik gösterir. Mesela; dünya-ülke ele alınıyorsa dünya geniş, ülke dar mekândır. Sadece belirli kişilerin kullanımında olan özel mekândır. Herkes tarafından kullanılan iş yeri, okul, hastane gibi yerler genel mekânlardır. Bir süre için kullanılan, yolculukta binilen bir araç geçici mekândır. Bir kişinin sabit olarak yaşadığı yer sürekli mekândır. Ayrıca bilim kurgu romanlarında olduğu gibi gerçek dışı mekânlarda geçen romanlar da vardır. Yani bir eserin mekânı hem gerçek hem kurmaca olabilir. Mekân, ister gerçek ister hayalî olsun; olayların veya zamanın akışına bağlı olarak, kişilere bağlı ve onlarla kaynaşmış durumdadır. Mekândaki değişme kişileri ve olayları doğrudan doğruya etkiler. Bu bakımdan mekân romanı tamamlayıcı bir unsurdur. Modern romanda bu önem daha da arttırılarak roman karakteri haline de getirilerek yeni boyut da katılmıştır.

Bakış Açısı: Romandaki her şeyi görüp algılamaya ve kavradığını aktarma şekline bakış açısı denir. Romancı, anlatılanın görüldüğü ve yansıtıldığı o noktaya göre tutumunu belirler ve onun bu tutumu romanın tamamını etkiler. Bakış açısı; tarafsız, sezdiren, beğenen, küçümseyen, eleştiren, karamsarlık, iyimser gibi farklı özelliklere sahiptir. Romandaki her şey, orijinal bir bakış açısından yansımalıdır.

Anlatıcı: Romancı, eseri ortaya koyarken anlatmak istediklerini okura etkili biçimde sunabilmek için bir anlatıcıya ihtiyaç duyar. Anlatıcı, yazarın kurguladığı bir varlıktır ve romancı eserindeki her şeyi kurguladığı varlık olan anlatıcı aracılığıyla yansıtır. Anlatıcı; kişi, hayvan, herhangi bir varlık veya nesne de olabilir. Başlıca anlatım şekilleri; anlatanla anlatılanın aynı şahıs olduğu birinci tekil şahıs ağzından anlatım, ikinci çokluk şahıs eki kullanılarak yapılan ikinci çoğul şahıs ağzından anlatım, romanın unsurlarına içeriden ve dışarıdan bakma imkânı sağlayan üçüncü tekil şahıs ağzından anlatım ve bu anlatım şekillerinden en az ikisinin bir arada uygulandığı karışık anlatımdır. Yazar-anlatıcı durumundaki 3. tekil kişi hâkim bakış açısına sahip ve tanrısal anlatım karakterlidir. Modern romanda ise anlatıcı varlığını hissettirmemeye çalışır.

Dil ve Üslûp: Her edebi türün kendine göre dili vardır; çünkü her edebi tür bir dil sanatıdır. Yazar, dilini bu türlerin özelliklerine göre şekillendirirken kullandığı dilin bütün imkânlarından yararlanır. Dilin yapı ve anlam özelliklerini kendine has kullanma becerisiyle üslubunu oluşturur. Bunu yaptığı romanla bir dünya kurar. O dünyanın geçerliliği dil ve üslubun gücü ile orantılıdır.

Yazar, romanın unsurlarını kendi duyuş, düşünüş ve ifade gücüne göre harmanlar. Romancının tekniği bunları kullanış biçimine göre belirginleşir. Her romancının kendine has tekniği, roman unsurlarını kullanarak belli kalıpların ötesine geçebilme başarısında bulunur.

Romanın bilinen bütün bu unsurları biçim ve içerik bakımdan sürekli gelişme ve değişme gösterir. Post-modern roman, romanı oluşturan unsurları öne çıkarmadan kurgusuyla belirginleşir. Yeni roman ise farklı anlam ve biçim yapılarına bürünür. Günümüzün romanlarında değişkenlik ve belirsizlikler üzerine özgün çalışmaların yapılması farklılaşmanın bariz örneklerindendir.

            Kendi teorisini oluşturan ancak gelişimini noktalamayan roman türü, arayışların ve buluşların zengin örneklerini vermeye devam etmektedir.

 

Yazarın Diğer Yazıları