Nurkal Kumsuz

GÜNE UYANAN ŞEHİR

Nurkal Kumsuz

GÜNE UYANAN ŞEHİR

 

Şiir ile düz yazıda örnekler vermesine rağmen yazarlık kimliğinin temelini hikâyeciliği oluşturan Hüdaverdi Aydoğdu;  hikâye türündeki istikrarlı çizgisini Eylül 2013’te çıkardığı “Güne Uyanan Şehir” kitabıyla taçlandırdı. IQ Kültür Sanat Yayıncılık kitapları arasında çıkan eseri 30 hikâyeden ve 144 sayfadan oluşuyor.

            Sanatın farklı alanlarında çalışan Hüdaverdi Aydoğdu, Kayseri’de doğdu (05.01.1955). Cevdet Sunay İlkokulu’nu, Nazmi Toker Ortaokulu’nu ve Sümer Lisesi’ni bitirdi. Hava kuvvetleri Komutanlığı’nda askerliğini yaptı (1977-1979). İş Bankası’na girdi (1980) ve buradan emekliye ayrıldı (2004).

            1973’te şiir, 1980 yılında da hikâye yazmaya başladı. Resim çalışması da yapmaktadır. Yazıları yerel gazetelerde ve pek çok dergide yayımlandı. “Güne Uyanan Şehir” yayımlanan ilk kitabıdır.

Hüdaverdi Aydoğdu; günlük hayatın içinde, parçalanmış insanlık hâllerini ve küçük şeylerde bile ayrıntıları yakalayarak hayattan kesitleri tablolaştırarak sanat çerçevesine yerleştiriyor. Yaşanmışlığın izlerini gözlem gücüyle kaynaştırarak ele aldığı konuyu zaman zaman geriye dönüşlerle işliyor ve dünden bugüne bir toplum panoraması çiziyor. Konu ne olursa olsun, ele aldığı gerçek; Anadolu insanının hayatından ve insanımızın meselelerinden. Yaşamanın sıcaklığı ile acının sarmaşıkları arasında; huzur, sancılı evlilik, yalnızlığın sıkıntısı, yanlış anlamalar, iyiliğin gücü başlıca konuları...

Olay ve durum hikâyelerinde konuları seçmedeki titizliğin ve o konuyu işlemedeki ustalığın ayrı bir göstergesi olan; Akkız, Bekir, Mustafa, Abbas, Osman, Kâfir Oğlan, Gülbahar, Ayşe Abla, Ali Osman, Zehra, Neriman, Baba, Çocuk, Anne, Kemancı...  Belirginleşen belli başlı karakterleri. Karakterler genel yapıları, bir olaya bağlı durumları ya da şartlara göre tavırları başta olmak üzere çizilirler. Bu bakımdan karakterler kadın-erkek, küçük-büyük fark etmez; köylü, şehirli, esnaf, memur, işçi gibi canlı tipler olarak belirginleşirler.

Hikâyelerde zaman daha çok “an”ın akışıyla verilir. Bütün hikâyelerde dar zaman hâkim. Olayların geriye dönüşlerle tamamlanmasında geniş zamandan da yararlanır. Zamanın bütün imkânını en baştan başlayarak en sonuna kadar kullanır. “Tomurcuk Neyi Bekler?” hikâyesinin giriş paragrafında olduğu gibi:

Okulun paydos ziliyle yerinden fırladı. Koşarken, saçlarına bir elin yapışacağının korkusu göğüs kafesini zorluyordu. Evleri okula yakındı ama her gün Çavuş’un, önünü kesip çileden çıkaran bir yüzle; “Seni alacağım Akkız!” demesi yakın yolu uzak ediyordu. Öfkeli adımlarla koşarken Çavuş’un çirkin yüzünü gözlerinin önünden silemiyor, silse bile muhakkak önünde bitiveriyordu. Çavuş’un yutmak isteyen gözleri üzerine dikilince, tüyleri diken diken oluyordu. Ondan kurtulmak için gücünün yetersiz kalması da büsbütün canını sıkıyordu. Okul bitene kadar bu böyle sürdü. (s.14)

Ana mekân Kayseri ve çevresidir. Şehir merkezi ve mahalleler eski ihtişamı ve modern çehresiyle iç içedir. Konunun gerektirdiği açık-kapalı ve iç-dış mekânların tasviri güçlüdür.

Konuları ve karakterleri ile bizim olanın temiz bir Türkçe ile hayat bulmasını sağlar. Dili sade ve akıcıdır. Cümleleri kısa ve anlaşılır yapıdadır. Seçtiği kişileri yaş ve genel durumuna göre konuşturur. Etkili diyaloglar akıcıdır.

Hikâyelerini birinci ve üçüncü tekil kişiyle anlatmayı tercih eder. Konuyu güçlendirmek için özellikle anlatıcı seçiminde de titiz davranır. Bu yolla olay ile durum, kişiler, zaman ve mekân arasındaki bağı daha da sağlam kılmaya çalışmıştır. Ayrıca hayatın görünmeyen sınırlarında kişi ve topluma ait ruh boyutunu yansıtmada daha etkili olmak için yazarlığın gözlemci kişiliğini sergilemiştir.

“Sarı sıcak, şiddetini ikindide de sürdürdü. Kaynayan insan kalabalığından sıyrılarak surların dibindeki banka düşercesine oturdum. Gözlerimin önünde gidenler, gelenler daha da kalabalıklaşarak öylece kaldı. Kafamın içinde uçuşup duran gölgeler… Kulaklarımda bir ses tufanı var. Yorgunluk bütün bedenimi sardı. Biraz dinlenmem gerek. Gözlerimi kapayıp, taş duvarlardan dönen rüzgârın oluşturduğu serin anafora kendimi bıraktım. Şehrin uğultusunu kulaklarımdan silmek için zihnimi berrak bir gökyüzünde uçan kelebeğin kanadına tutuşturuyorum şimdi. Gökyüzünde uçuyorum; evler, caddeler, dar sokaklar, ırmaklar, göller, dağlar, tepeler, ne varsa yeryüzünde adı olan dokunup geçiyorum. Alnımda bulutlara gizlenmiş su zerreciklerinin serinliğini hissediyorum. İyice dalmışım.” (s.56)

            “Güne Uyanan Şehir” hikâye kitabı; duyarlı bir yüreğin serzenişi ve yazarın olgunluk dönemine kadar beklettiği, yayımlamakta geç kaldığı bir eser. Gecikmişliğin telafisi için yeni eserlerinin gelmesi gerek.

           

 

Yazarın Diğer Yazıları