Nurkal Kumsuz

GECEYE BAKIŞ

Nurkal Kumsuz

Gece; huzur, umut, sessizlik, sonsuzluk, güzellik, sevinç, ölüm, dert, hastalık, karanlık, uyku gibi duygu, düşünce ve hâlin ortamı uygun bularak ortaya çıktığı bir zaman dilimi. Fakat, insanın içine bakan gece bir sır perdesini de beraberinde getirmektedir. Simsiyah bir gecenin içine sinen ve bütün boşlukları dolduran her şey, sanat adamlarının değerlendirmeleriyle daha renkli boyutlar kazanmıştır.

            Ahmet Haşim, geceyi ürpertici sırrıyla ele alır:

            “Gece her çeşit kuruntuların kafatasımızın kovuklarından çıkıp, hakikat çehreleri takınarak, sürü sürü ortaya dağıldıkları, yeri ve göğü tuttukları saattir. Uyku, geceye bir panzehir gibi tesir etmese, insan, karanlıklar içinde duyacağı ve göreceği şeylerle kolayca aklını oynatabilir.”

            Çünkü;

            “Ölüm, canları gece alır, acılar gece çözülür, kaza ve kader, gece işini görmeğe koyulur.”

            “Kaldırımlar”da gece yarısı yalnız bir adamın rûh burkuntusunu yansıtan Necip Fazıl; gündüzün anlamsız yoğunluğundan kurtularak, insanın içini tutuşturan geceye sığınır:

“Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;

Gelin, gelin, onu açın geceler!

Beni yâdedermiş gibi, bütün gün

Ötün kulağımda, çın, çın, geceler!

 

Geceler çekmeyin benimçin hüzün,

Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;

Bırakın nâşımı yerde gündüzün,

Gölgemi alın da kaçın geceler!

            Gecenin siyah örtüsü, rûhun uyanışı ve beklentiler karmaşası ile insanda farklı duygular uyandırır. Faruk Nafız Çamlıbel, çevrenin karanlık görüntüsü içinden yansıyanları şöyle tasvir eder:

“Eşyayı al kana boyar bir gurup

Ve gece giydirir ölüm rengini,

Hem düşüncemizle ufku doldurup

Hem kalbe boşaltır bütün engini.

 

Akisler silinir bir bir denizden,

Gece eşya uyur ve rûh uyanır!

Gündüz, uzaklaşan ne varsa bizden,

Göz şimdi bir adım ilerde sanır...”

            Herkesin kendisine yeten bir gecesi olduğunu söyleyen Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre “gece bir neticedir.” Gündelik sıkıntıları unutmak için de tek sığınak gecedir:

            “Âlemde gündüz gönlüme işkencedir;

            Bence bayram ufukta gün bitincedir.”

            Sabahattin Kudret Aksal, odasına “geceyle gelen” kalabalığı tasvir ederken belirsiz görüntülerin yalnızlığını depreştirdiğinden şikâyet eder:

“Eski tanıdıklar mı onlar, kimbilir;

O varla yok ince gülüş yüzlerinde,

Kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk,

Gelirler geceyle odama girerler,

Birer ikişer ve sonsuz kalabalık.”

            Dilâver Cebeci de, insanın bakış açısına göre anlam kazanan geceleri huzur veren ve “bir zamanlar en iyi arkadaşı” olarak görürken zamanla onların da değiştiğini, artık teselli etmediğini söyleyerek yakınır:

“Artık gümüş kandiller gibi yıldızlarınız yok,

Kadife saçlı, minyatür bakışlı kızlarınız yok.

Buğulu camların ardından seyrediyorum sizi,

Buzlu kışlarınız, sıcak yazlarınız yok,

Vefâsız geceler, yalan geceler...”

            Sanat adamlarının bakış açısında, gecenin esrarengiz havası ile insan rûhunun sırrı özdeşleşmiştir. Huzur veren veya sıkıntı yükleyen bu zaman diliminin gücü kolay kolay açıklığa kavuşturulamayacaktır. Bunun için de gece ve ana derinlik veren ışıklar, insan hayatında geniş boyutlu yansımayla yer almaya devam edecektir.

 

Yazarın Diğer Yazıları