EDEBİYAT VE HAYAT
Nurkal Kumsuz
EDEBİYAT VE HAYAT
Edebiyat, hayata bir yön verme çabasıdır. Bu bakımdan gerçeğin sanat yoluyla ifadesi olan edebiyat; toplumu etkileyen, topluma kattığı değerle yepyeni bir toplum ve dünya yaratabilen bir kaynaktır. Edebiyat bu yaratma becerisiyle insanı ve toplumu biçimlendirirken, hayata da kılavuzluk eder. İnsanlık tarihi boyunca edebiyatın işlevi bu anlamlı güç üzerinden değerlendirilmiştir.
Edebiyatın insan ve toplumla ilişkisi ilkçağdan itibaren sorgulanmış ve edebiyatla toplum kavramı daima beraber ele alınarak edebiyatın etkileyici ve yönlendirici gücü vurgulanmıştır. Bakış açısındaki biçim ve nitelik değişiklik gösterse de, değişmeyen görüş çizgisi, edebiyatın; insan ve toplum hayatını, tabiatı, zamanı, görünen ve görünmeyen her türlü varlığı içine alan gizemli bir âlem olduğudur. Hayatın sadece bizim yaşadığımızdan ve gördüğümüzden ibaret olmadığını bütün unsurlarıyla beraber yansıtır. İdeal olanı fert ve topluma vermede etkilidir. Zaman olarak geçmişi, bugünü ve yarını kucaklar. Vatan toprağını ya coğrafî bir unsur ya da kolektif bir varlık haline dönüştürerek anlatır. Vatan üzerinde bir millet olarak yaşama kararında millî ufku genişletir. Dünya medeniyeti içinde yerini alma hedefini gerçekleştirir.
İnsanın mükemmel bir varlık olarak yaşaması, onun organik bütünlüğe kavuşması olan toplum halinde kaynaşması, toplumun ortak ideallerle devlet çatısı altında bulunması aşamalarında edebiyat taze güçtür. Dünyada önemli olaylarla dengeler değişirken sosyal yapıdaki bütün meseleler ile edebî çizgi paralellik gösterir. Toplumların hayatındaki değişiklik ile edebî yaratıcılık ilişkisi dönemin özelliklerine ve sanat adamının kişiliğine göre farlılıklar gösterirken bile toplum ile edebiyat birbirini besleyerek aralarındaki bağı güçlendirirler.
Tarihin akışını değiştiren ve toplumları etkileyen büyük olaylar, beraberinde yeni hayat biçimini getirirken sanat adamı bu akışın sebep ve sonuçlarında yol gösterici rolünü hep üstlenmiştir. Dolayısıyla içinden çıktıkları toplumların duyuş, düşünüş ve yaşayışlarının sergilendiği edebî eserler; değişen ve değişmeyen toplum hayatını bütün ayrıntılarıyla gösterir. Reform ve rönesans hareketleri, Fransız ihtilali, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş, iki kez Dünya savaşını yaşaması, şehirleşmenin güç kazanması, ülkeler arasındaki dengelerin değişmesi, küreselleşme, teknolojik ve ekonomik gelişmeler yeni dünyanın şekillenmesinde de önemli rol oynadı ve sanat adamları bütün bu olayların içinde yer aldı. Ayrıca büyük göçler, tabi felâketler, ülke sınırlarında kalan değişimler, sosyal olaylar ve iç savaş da sanat adamlarının değerlendirdikleri konular olmuştur.
Türk Edebiyatı’nda sanat adamlarının toplumu yönlendirmede ne kadar etkili olduklarını pekçok örnekte görmekteyiz. Tanzimat döneminde yeni fikirlerle büyük yankı uyandırmışlardır. Millî Mücadele’de halkın vatanseverlik duygularını canlı tutmuşlardır. Cumhuriyet’in benimsetilmesinde edebiyatçıların rölü bilinen gerçektir.
Bir milleti millet yapan değerlerin başında edebiyat geldiği için toplum yapısını biçimlendiren dil, din, bilim, hukuk, politika, eğitim, ahlâk, örf ve âdet, ekonomi, teknik, sanat, müzik vb. gibi alanların da öncüsüdür.
Sanat adamı hayatın merkezindeki kişi olarak, ebedî hakikatin peşinde onu bulmaya çalışırken büyük olayların hazırlayıcısı, yönlendiricisi ya da sonuçları değerlendirmede daima aktif olarak içinde bulunmuştur.
Genel olay ve durumların yanında özel olarak insan gerçeği de sanat adamlarının mercek altına aldığı başlıca konu olmuştur. Sanat adamı ve edebî eser, insanın kendinde olan sonsuzluk arayışında değişmeyen kaynaktır. İnsan ebedilik yolculuğunda edebiyat kaynağından bilgi sahibi olarak sezgi yeteneğini ve kavrayış gücünü geliştirir. Farklı bakış açılarıyla zenginleşerek kendi olur. Edebî duyarlılıkla insan kendi sınırlarını aşma becerisini gösterir. Hatta, insanın ikinci defa doğumu sadece edebiyatta mümkün olur. Bu anlayışla herkes, istediği bir yaşama biçiminin hayat bulmasını sağlayabilir.
Bugün tecrübenin yarattığı değerlerle gelinen noktada edebiyat, hayatın kendisi gibi hüküm sürmekte; hayat ise kendini her sosyal durumda en iyi edebiyat ile ifade etmektedir.