EDEBİ ESERE İLGİSİZLİK
Nurkal Kumsuz
Kitle iletişim araçlarının olmadığı ya da kısıtlı olduğu dönemlerde hayatın hemen hemen her alanını edebi eserler kucaklardı. Şiirden tiyatroya, romandan hikâyeye, denemeden makaleye, söyleşiden fıkraya kadar bütün edebi türlerle insanı saran bir ışık halinde her yere hayat serpiştirilirdi.
Edebi eserle hayata dokunuş; araç, amaç, öğretici, yol gösterici, çağrı, isyan ve diğer anlamlarıyla can damarında taze kan demekti. Daha güçlü, daha zengin, daha mutlu olmak için; yaşanan hayatın inceliklerini kavramak için sosyal yapı edebi eserlerle canlı tutulurdu. Yaşama seviyesinin yüksek, üstün ve saygın tutulması için öğrenilen her kelimenin içindeki kıvılcım yürekleri tutuştururdu. Yepyeni bir ilgi ile hayata söz geçirecek donanıma gelinirdi. Kalem tutan her el, uzak bir dünyaya gönül elini uzatırdı. Postacının getirdiği zarfı alan içinden bir kapı açarak gelen mesajı hayat laboratuarında işlemeye başlardı. Dost meclislerinde edebi hava vardı. Anlamlı ve geliştirici sohbetleri edebi örnekler tatlandırırdı. Yaşlılar, bilgelikle donanmış öğütler verirdi. Çocuklar ninniyle uyur, masalla büyürdü. Gençler, tutkulu yüreklerindeki her şeye karşılık şiir defteri tutarlardı. Gönül tahtına görkemlice kurulan kahramanlar, kişiye de topluma da yön verirdi.
Edebiyat her şeyiyle hayatın içindeydi. Edebi eser gündelik hayatın içinde olduğu için herkesin kendince bir edebiyat gündemi vardı. Şairler, yazarlar tanınırdı. Hayatın yaşanır ve anlamlı kılınmasında onlar örnek alınırdı. Edebiyatın kanatları altında insanlığın ortak derinliklerine inilirdi. Yüceltilerek yapılan tartışmalarda düşünülenin ve yaşanılanın başka şekillerinin de olduğu edebi eserlerden öğrenilirdi. Sürekli öğrenme, tanıma ve anlama ihtiyacı duyan insan için edebi eser vazgeçilmez bir kaynaktı. Yaşanmamışı yaşama adına yüreklere su serper, iyimserlik aşılardı. Her okuyucu düşler kurardı gönlünce.
Herhangi bir edebi eser, kişinin kendi dünyasına girebilmenin de en etkili yoluydu. Edebi havayı soluduğu, mesajı hazmettiği gibi kitaba sahip olmak da ayrıcalıklıydı. Kitabın sayfalarına sıkıştırılan yapraklar, kurutulan çiçekler; zihinlerde, gönüllerde yaşayanların karşılığıydı.
Edebi eserin hayatın temel kaynaklarından olduğu zamanlar artık geride kaldı. Bir gelecek tasarımı olan edebi kaynaklar, birbirine benzeyen günlerin sıradanlığı içinde aşındı. Neredeyse açılan her kapıdan içeri süzülen edebi ışık, dengeleri bozan değişimin içinde sürdürülebilir olmaktan çıkıp tükenir oldu.
Küreselleşmenin genel bir sonucu olarak, sınırsız iletişim ağının günlük hayatı ele geçirdiğinden beri yaratıcı gücün engin bir işareti olan edebi eser; toplumu etkilemede ve toplumdan etkilenmede zaman zaman yetersiz kalmakta, bazen de dramatik suskunluklara bürünmektedir. Bilim ve teknolojideki gelişmelerle günlük hayatta yazılı ve sözlü iletişim büyük ölçüde değişti, tekdüzeliğe dönüştü. Yeni teknolojiyle üretilmiş TV cihazları, bilgisayar ve ona bağlı farklı iletişim imkânlarının doğması, cep telefonunun yaygınlaşması gibi araçların yön değiştirmede büyük etkisi olmuştur. Ancak asıl sebep, hayat çevresinde yer alan bütün unsurları aceleci bir tavırla tüketmeye çalışan zihniyetin yerleşmesidir. Bu anlayış çerçevesinde bir yandan gelenekleşen değerler ile davranış biçimlerini tüketirken diğer yandan da ihtiyaçlar üretme çabası hayatın ekseni olmuştur.
Zengin mirasıyla edebiyat; maalesef o eksende gerektiği gibi yol alamadı. Her şeyin adeta yok edilmek için üretildiği tüketim ilişkisi içinde edebi eser, ya kendine yer bulamadı ya da hızla tüketilen metinlerle gücünün yerini oyalayıcılığa bıraktı. İnsan, kendini dünyaya katışındaki bilgeliğin değerini sarstı. Duyuş, düşünüş, yaşayış ve ifadede ortak kalıpları kullanmaya başladı. Belli konular etrafında konuşanlar ile olur olmaz her konuya burnunu sokup daha sonra sıkılan kişiler güzel söz söylemeyi önemsemez; özdeyişleri, atasözlerini, deyimleri kullanmaz oldu. Dil kısırlaştı. Okumayanların çoğalmasıyla fikir üretimindeki yetersizlik her alanı vurdu. Toplumun sanat adamından bir beklentisi yok. Destan, masal, hikâye, roman kahramanları toplumu etkilemez oldu. Gelenekten alınması gereken dersler boşlukta kaldı. Sevincini yitiren yüzlerde edebi hava kayboldu.
Edebi esere ilgisizlik yüzünden insanlık hedefini şaşırdı, hayat bambaşka bir hal aldı. Değişen dünyanın insanı imrendiren sahte düzeninde bir sıradanlık seli akıyor. O acımasız akışın içinde nice değerler yitip gidiyor. Toplumda yaygınlaşan kolaycılık, ilişkileri basitleştirdi. Yürekler arasında uzayıp giden bir boşluk oluştu. Kişi sadece kendisiyle ilgilenmeye başladı ve başkalarının gerçeklerini kavrayamaz oldu. Benliğini kimseyle paylaşamamanın acısıyla kendi içine gömüldü. Sevgisini, heyecanını, öfkesini gideremez oldu. Bulanıklaşan havada yanlışını düzeltememenin, eksiğini giderememenin ağırlığını daha fazla hissetmeye başladı. Bütün değerleri karmaşık hale getiren değişim ve dönüşüm içinde kendini akıllı, becerikli ve başarılı sanma yanılgısıyla avunan bir zihniyetin hâkimiyeti var. Bu zihniyetin sanal yürekleri kısa yoldan belli makamlara ulaşma, farklı imkânlara kavuşma çabası içinde. Yetki ve güç sahibi kendisini âlemin sahibi sanıyor. Kolaya ve gösterişe özendiren anlayış yüzünden günlük hayat, şahsi çıkar mekanizması gibi algılanıyor. Şahsi avantaj adına birbirini harcamak garipsenmiyor. Günlük hayattaki eksiklikleri, zayıflıkları ve hataları görüp düzeltmek yerine problemleri görmezden gelerek çözmüş gibi davranmak yeterli görülüyor. Kendi görüş ve yaklaşımını kabul ettirme çabasında baskı kurmak ya da yanıltmak en kestirme yol oldu. Yaşama kalitesini bozan ve uygunsuz yaşama biçimlerini neredeyse her an üreten zamane, bütün insanlığın birikimi olan edebi varlığı kolayca gözden çıkardı.
İnsanlık; bugün kendi yarattığı teknoloji karşısında aciz kalırken, bu yepyeni kültür içinde en önemli ilişki zincirinin güçlü halkasını gevşetti. Toplumun yaşama kültürünü bütünleyen edebi eseri zamanın kıskacında bıraktı. Edebiyatı bulunduğu yerde durmaya zorluyor. Durduğu yerde saymayan edebiyat da popüler ilgiyle farklı çevrelere sıkışıyor.
İnsan var oldukça edebiyat da var olacaktır; ancak bugün edebi eser toplumun hayatında belirsiz bir unsur olarak popüler kültürün boyunduruğunda. Edebi eserin sosyal hayatta zayıflayan etkisini güçlendirmek için yazarın yazar, okuyanın da seçkin okuyucu olması şart. Bunu sağlamak için toplumda herkesin çaba göstermesi, sanat adamının da sarsılmayan inanç ve azimle mücadele etmesi gerekir.