Dönem dönem adliye koridorlarındaki tanıklıklarımı bu köşeye taşıyorum.
Ünlü isimlerin uyuşturucu ile anıldığı bu dönemde Kayseri adliyesinde ünsüz isimlerin uyuşturucu davalarını takip ediyorum.
Uyuşturucu ticareti yapanlara verilen cezayı az bulsam da öyle manzaralar karşımıza çıkıyor ki insanın yüreği kanıyor.
Bu hafta, uyuşturucu ticareti yaptığı iddiasıyla yargılanan 25 yaşındaki bir hemşirenin iki duruşmasını izledim.
Genç kadın, bir önceki duruşmada mahkeme heyetine “Ben uyuşturucu baronu değilim, kurtulmak isteyen bir gencim, tahliyemi istiyorum” sözleri kulaklarımdan gitmiyor.
Biliyorum, hakim karşısında herkes masum olduğunu savunur.
Ama hakim karşısında ajitasyon yapmayıp, duruşma salonundan çıkarken yakınlarıyla göz göze geldiğinde ağlaması samimi geldi.
Evet, bu toplumu zehirleyenler en ağır ceza ile cezalandırılmalı.
Hatta uyuşturucu ticaretinde cezalar daha da ağırlaştırılmalı…
Ama asıl yapmamız gereken insanlarımızı bu zehirle hiç tanıştırmamak olmalı…
Bir kez tanışan ve bu zehrin esiri olan sonrasında temin etmek için satıcı da oluyor, başka suçlar da işleyebiliyor.
Böyle bir ortamda ünlü isimlerin, kimileri için cazip gelebilecek yaşantılarından kesitler göstermek bana göre son derece yanlış bir uygulama…
Her şeyden önce olay normalleştiriliyor.
Kimileri için özendirici bir unsura dönüşebiliyor.
Ünlüler hayatlarına bir şekilde devam ediyor olabilir ama bu zehre bulaşan ünsüzler ve sevenleri için hayatın nasıl bir cehenneme döndüğünü kimi zaman mahallemizde, kimi zaman konu oldukları haberlerde okuyoruz.
Yuvalar yıkılıyor, hayatlar kararıyor.
Yuvaların yıkılmaması, hayatların kararmaması için herkese önemli görevler düşüyor.
Elbette bizlere, gazetecilere de…
Bence haberin konusu ünlülerin uyuşturucu partilerini değil, ünsüzlerin kararan hayatları olmalı.
Olmalı ki, bu zehre kimse özendirilmemeli…