Mazhar Gündoğ

SEÇİMLERE 40 GÜN KALA

Mazhar Gündoğ

SEÇİMLERE 40 GÜN KALA
30 Martta yapılacak olan mahalli idareler seçimlerine kırk gün kaldı.
Bu seçimlerin adı her ne kadar mahalli idareler seçimleriyse de, önemi ve zamanlaması bakımından neredeyse genel seçimleri aratmaz olacak.
Başbakan Erdoğan, girdiği her seçimde bir gerilim ortamı yaratıp, bu ortam üzerinden seçimlerin galibi olmayı başardı.
2002 Yılında yapılan erken genel seçimlerde ülkemizin yaşayıp, henüz yeni çıkmaya başladığı bir ekonomik buhran üzerinden yürüttü seçim kampanyalarını.
2004 Mahalli idareler seçimlerinde ise seçmenden genel idare ile uyumlu bir mahalli idare istedikleri mesajlarını verdi.
AB ile uyum süreci üzerinden yüklendi. ABD’nin Irak’ı işgalinde stratejik ortaklık, BOP da eş başkanlık argümanları ile bütün renkleri AKP tuvalinin üzerinde bulundurmaya gayret gösterdi.
Bir tarafta özelleştirmeler, diğer tarafta Türkiye’yi sıcak para cenneti haline getirme gayretleri ile meydanlarda ses ve görüntü verdi.
2007 yılında yapılan genel seçimleri ise Cumhurbaşkanlığı bunalımının üzerine oturttu.
367 Rakamı mucitlerinin TV ekranlarında sevimsiz boy gösterileri, anlamsız ısrarları ise Başbakan Erdoğan’ın ekmeğinin üzerine bal kaymak oldu.
Üzerine bir de dönemin Genel Kurmay Başkanı ve o meşhur Dolmabahçe görüşmesinin kahramanı (!) olan Yaşar Büyükanıt’ın 27 Nisan e-muhtırası eklenince AKP’nin 2007 genel seçimlerindeki başarısı kaçınılmaz hale geldi.
“Sözde değil özde…” diye sözlerine başlayan aktörler, artık sözde değil özde “YENİ TÜRKİYE” yi inşa etmekte kararlı bir Başbakan buldular karşılarında.
Halkın arasına yayılan “Müslüman Cumhurbaşkanı seçemeyecek miyiz?” sorusu dalga dalga yayıldı ülkenin dört bir yanına.
Aynı anda kanayan bir yaraya dönüşen başörtüsü meselesi de sürekli gündemde tutuldu.
E-muhtıradan, Müslüman Cumhurbaşkanı seçebilme ve 367 ısrarının oluşturduğu gündemi bir bunalım ve gerilim haline dönüştüren Başbakan Erdoğan 2007 milletvekilliği genel seçimlerinden de başarıyla çıktı.
2009 Mahalli idareler seçimlerinde ise ABD ve Avrupa ülkelerini ciddi etkileyen, ülkemizi de sarsan ekonomik kriz; ilaveten adına önce “Kürt açılımı” dedikleri, demokratikleşme diye isim değiştirdikleri, PKK, Öcalan ve BDP yi siyasallaştırıp, meşrulaştırma çabalarının HABUR duvarına çarpması neticesinde AKP ilk defa ciddi oy kaybına uğradıysa da yine de seçimin galibi oldu.
Bu kaybı ise ustaca planlanmış, neticeleri üzerinde ciddi ve uzun vadeli düşünülmemiş 12 Eylül 2010 tarihinde Anayasanın kısmi değişikliği ile ilgili yapılan referandumla telafi etmeyi başaran Başbakan Erdoğan, yıllar sonra oy kaybını önlemek için ne denli ciddi yanlışlar yaptığını son iki ayda en yüksek perdeden ve her fırsatta haykırmaya devam etti.
2010 Referandumunda cebine koyduğu %58 sermayesini 2011 genel seçimlerinde siyasi malzeme yapmakla kalmayıp, bir kaset tuzağı ile genel başkan değiştiren CHP’nin durumunu da siyasi mevzuatına dahil etti.
Ardından MHP’nin üst kadrolarına uygulanan kaset operasyonları neticesinde ise yine %50 ye yakın bir oranla 2011 genel seçimlerini de kazanarak kendi ifadesi ile ustalık dönemini başlattı.
Bu kısa değerlendirmeleri geçmişi bir hatırlatmak, AKP’nin başörtüsü, ibadet hürriyeti, Müslüman Cumhurbaşkanı, e-muhtıra ve AKP’yi kapatma davası gibi hususları bir gerilim ve bunalım haline dönüştürüp, bu ortamı nasıl kendisinin lehine çevirdiğini hatırlatmak için yapma ihtiyacı duydum.
Zira şimdi de bir “Paralel Devlet” kavramı üzerinden yapılmak isteniyor aynı taktik.
Hizmet Hareketi karşıya alınarak oynanmak isteniyor aynı oyunun başka bir perdesi.
İktidarın önemli unsurlarının yolsuzlukla itham edilmesini unutturmak için bu defa da başka bir gerilim ve bunalım stratejisi ile hazırlanılıyor 30 Mart mahalli idareler seçimlerine.
Bunun için de 17 Aralık operasyonları en önemli malzeme olarak kullanılıyor.
Neredeyse TV kanallarının, gazete köşelerinin tamamı “Hükümet” veya “Hizmet” adına ikiye bölünmüşlük gösteriyor.
Başbakan Erdoğan da bu durumu gerekçe göstererek internet, HSYK ve MİT ile ilgili kanun değişikliklerini yapıyor. Bürokraside ve özellikle de emniyette sürekli görev değişiklikleri gerçekleştiriyor.
Bu uygulamalarla AKP’nin siyasi zemini sertleşip radikalleşirken, devletin bütün kurumları da tek tek kontrol altına alınıyor.
Hizmet Hareketinin her hamlesi nedense e-muhtırayı, 367 dayatmasını ve AKP yi kapatma davası gibi, güç kaybeden AKP’ye güç ve enerji veren teşebbüsleri hatırlatıyor bana.
CHP’ye gelince 2007 seçimleri öncesi nasıl e-muhtıradan, 367 dayatmasından istifade etmek istediyse, şimdi aynı anlayışla Hizmet Hareketinden medet uman bir taktik uygulamak üzere yürütüyor seçim siyasetini. Anlaşılan o cenahta değişen hiçbir şey yok.
AKP nin 3. Ağır topu Sayın Bülent Arınç’ın Pensilvanya’ya ısrarla uzattığı zeytin dalını unutmamak gerekiyor.
Bir de MHP’nin ısrarla üzerinde durduğu gerçek paralel yapılanma inşasını Nisan da gerçekleştirmekten bahseden KCK, PKK, BDP ve Öcalan’ı.
Ve ısrarla bu hakikate kulaklarını tıkayan, gözlerini kapayan AKP’nin “Özerklik” inşasından bahsedenlere karşı sessizliğini..

Yazarın Diğer Yazıları