TOPLU TAŞIMA ÇIKMAZI!
Cafer ZENGİN
Toplu taşıma toplum için bir sanattır…
Sanat sanat içindir diyenlere inat topluma fayda sağlamalıdır.
Örneğin toplu taşımacıya güvenmelidir, vatandaş.
Otobüs şoförünü anne, baba, amca, kuzen yarısı olarak görmelidir!
Durağa çıktığında otobüsün geleceğinden emin olmalıdır.
Durakta güvenle oturmalıdır.
Saate bakıp, ayağa kalkmalı sola ya da sağa bakınca otobüsün geldiğini görmelidir.
Teksas vari bir durakta beklerken, burada en son otobüs 1950’de geçti dedirtmemelidir.
Ama ne yazık ki Kayseri’de durum vahim.
Akşam saatlerinde durağa çıktıysanız otobüsün gelmesi için bildiğiniz tüm duaları okumak zorundasınız.
Çünkü vaat edilen hizmet servis dışı…
Kadir Has Kongre Merkezi’nin karşısı, güzergah Zümrüt, Yakut v.s. diye geçiyor.
Günlerden pazar, saat 22:30, marketin önünde bir durak var. Bölgenin yabancısı olduğumuz için haliyle marketçi amcaya sorduk: Amca, buradan otobüs kaçta geçer…
-20 kala, 10 geçe!
Bekledik.
Gelmedi.
Bekledik, sabırla…
Yok, gelmiyor.
20 kaldı, 15 kaldı, 10 kaldı, tam oldu, 10 geçti, 20 geçti ama otobüs yok.
Evet, neredeyse 1 saat boyunca bekledik, ama nafile.
Bina önünde teyzeler vardı, koyu sohbetleri bitti.
Toplandılar, evlerine dağıldılar ama otobüs gelmedi.
Marketçi amca marketini toplamaya başladı, ama yine otobüs gelmedi.
Sonra teyzelerden biri usulca yaklaştı, yanımıza malum perişan haldeyiz, ağaç olduk, yeşerdik, dallandık, budaklandık, sarardık, solduk.
-Buranın otobüsü belli olmuyor, hele akşam saatlerinde bazen geliyor, bazen gelmiyor…
Düşünebiliyor musunuz?
Mahalleli toplu taşımaya güvenmiyor!
Bunu mahalle sakini söylüyor. Yani onlarda çok çekmiş anlaşılan ve çekmeye de devam ediyor.
Ama duraklarda hızlı, güvenilir ulaşım yazıyor.
Şimdi sormak lazım nerede bu hız, nerede bu güvenilirlik?
Toplandık, yürüdük gecenin bir yarısı otobüsün geçeceği bir durak bulmak umuduyla.
Bu kez eski fuarın ön yüzüne doğru yürüdük. 15 dakikada orada bekledik ve baktık bir otobüs göründü ufukta...
Heyecanlandık, unuttuk çektiğimiz çileyi.
Yeter ki gelsin o otobüs dedik.
Önümüzden rüzgar gibi geçti, “servis dışı” haliyle.
Ne güzel de geçti!
Sonra 5 dakika sonra bir otobüs daha belirdi, bu kez umutlanmak istemedik. Ya yine aynı kabussa…
Ya yine umutlarımız boş çıkarsa…
Yavaşça yaklaştı ve durakta durdu, hemen bindik, hızlıca, çünkü vakit önemli.
Kurtulduk. Yaşasın evimize gidiyoruz diye mutlu olduk.
Ve evimize vardık.
Kimsenin konuşacak hali kalmamıştı.
Kimseden çıt çıkmıyordu.
Herkeste derin bir sessizlik ve hüzün…
Muhabbeti de bizi de bitirdin toplu taşıma…
Biz yandık bari başkalarını yakma!
VE BAĞDAT HATTI!
Mevzu toplu taşımadan açılmışken, Bağdat Caddesi’nde oturan vatandaşlar da dertli. Eskiden Şeker Tepe Evler ve Ziya Gökalp otobüsleri de o güzergahtan geçer ve vatandaş rahatça biner, evine, işine giderdi. Ancak Şehir Hastanesi ile birlikte söz konusu otobüslerin güzergahlarını değiştirdiler. Bağdat Caddesi sadece Şehir Hastanesi’ne gidecek otobüslere kaldı. Örneğin durağa çıktığınız da aynı güzergaha giden Gaziosman, Şeker, Ziya Gökalp otobüsleri arka arkaya geliyor. Oysa bu otobüslerden Şeker ya da Ziya Gökalp otobüsü Bağdat’tan gitse sorun ortadan kalkıyor. İnsanlar sadece hastane odaklı otobüse de bağlanmıyor. İnsanlar tıklım tıklım gideceğine, şıkıdım şıkıdım gitmek istiyor. Yani yapılacak şey belli; o güzergahta paylaşım, 2 Gaziosman’a 2 Bağdat’a!