Dersim gerçeği
Cafer ZENGİN
Tunceli’miz olan Dersim, aşiret ağalarının ve derebeylerinin, padişahlara, meşrutiyete, Jön Türk hareketine ve cumhuriyete karşı ayaklanmalarıyla tarihteki yerini belirlemiştir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun tımar sistemine dahil edemediği, vergi vermeyen, yargıyı tanımayan, askere insan vermeyen, okul açtırmayan, kanlı çetelerle ölüm ve zulüm saçan zorba aşiret reisleri, derebeyleri ve şeyhler devlet içinde feodal bir devlet düzeni sürmek istemişlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal varlığının dışında bir varlık olarak yaşayan, devletin kamu düzeni kuramadığı Dersim’de istenilen ekonomik düzen de kurulamamıştır. Cumhuriyet aydınlanmasından ve kanunlarından yoksun olarak yaşam sürülen Dersim’de halk yoksul ve korumasız, aşiretler zengin ve güçlüdür. Bölgede, bütün ekonomik kaynaklar denetim dışı yaşayan aşiretlerin, ağaların, din tüccarlarının denetimindedir. Devrimci ve bağımsız Türk devlet yönetimi, Dersim’de yasaları uygulamak, geri kalmışlığı kaldırmak ve ekonomik kaynakları hakça paylaştırmak için harekete geçtiğinde, kanlı bir isyanla karşılaşmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, Dersim’de kanun tanımayan feoadal aşiret düzenini değiştirebilmek için 1937 yılında ‘’Tunceli Kanunu’’ çıkarmıştır. Bu kanun çerçevesinde devlet, Tunceli’ye şehir planlamacıları göndermiştir. Yol, okul, köprü, karakol yaparak bölgenin gelişmesini sağlamak istemiştir. Ancak, isyancı başı Seyit Rıza ve çetesi 21 Mart 1937’de Singeç köprüsünü bombalamışlar ve 33 askerimizi haince şehit etmişlerdir. Bunun karşılığında, 262 isyancı öldürülmüştür. Kürtçülük adına ayaklanan ve yakalandıktan sonra atalarının Horasan'dan gelen Türkmenler olduğunu söyleyen hain Seyit Rıza ve 6 isyancı 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı'nda idam edilmiştir. Rus arşivlerinde yer alan Komitern belgelerinde (1937) Dersim İsyanı’nın en önemli nedeni şöyle açıklanmaktadır: ’’Türk tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı.
Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin ekonomik varlığını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, Türk devletinin bu önlemi, isyanın en büyük sebebi olmuştur.’’ Devlet düzeninde teklik, yasallık ve kamu düzeni esastır. Dersim’de etnik bir katliam değil, devletin ve halkın zenginliklerini sömüren, işbirlikçi aşiret ağalarına ve derebeylerine karşı vatan savunması yapılmıştır. Gazi M. K. Atatürk ve devleti yönetenler, emperyalizmin sırtını sıvazladığı gerici ve bölücü bir isyana karşı ne yapılması gerekiyorsa, onu yapmışlardır. Devletin askerini ve polisini öldüren kanlı isyanla ve isyancılarla müzakere değil, mücadele etmişler ve Dersim‘deki yasadışı saltanat duvarını yıkmışlardır. Tarih belgeleriyle konuşabilen tarihçilere bırakılmalıdır. Siyasetçilerin tarihle işine geldiği gibi oynaması ateşle oynamaya benzer. Türk Aydınlanma Devrimi’nin önderliğini yapmış ve devlet kurmuş partinin yöneticilerinin gündemi Dersim değil, bölücülerin ve gericilerin kafa kestiği Menemen, insan yaktıkları Sivas, silahsız asker katlettikleri Eruh olmalıdır.
İlla, Dersim kaşınacaksa da, Dersim İsyanlarının bugünkü bölücü kanlı terörle benzer taraflarını değerlendirmek gerekmektedir. Ayrıca, Güney Doğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde hala devam eden feodal sömürü düzeni demokrasiyi, eşitliği, emeği ve insanlığı vurmaktadır. Harama, talana ve yalan batmış ak düzen ile feodal düzen birlikte hortumladıkları malda ve mülk de daha da zenginleşirken, aşiret atlarının nallarına teslim edilmiş kimsesiz halk daha da yoksullaşmaktadır.
Ak düzenin yalanla yaladığı halkın önüne bu gerçek konulmalıdır. Tunceli’miz üzerinden, Sarışın Kurt'u ve CHP’ni içerden ve dışarıdan vurmak isteyenler bilmelidir ki; Ne Türkiye Cumhuriyeti’nin, ne de halkın partisinin tarihinde utanılacak hiçbir olay ve leke yoktur. Aydınlık meşalesini elinden düşürmeyen Tunceli’mizde, dalgalanan şanlı Atatürk bayrakları ve CHP’ne verilen sarsılmaz oylar Dersim gerçeğidir. Kaçak saraylardan idare edilen kimliksiz Türkiye’de yaşanılan çöküşü, bölünmüşlüğü, soytarılığı, adaletsizliği ve umutsuzluğu başka yerde aramalıyız. Gerisi hikayedir efendiler.