BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDECEK KORKARIM VALLAH!
Cafer ZENGİN
Hep hoşgörü narası atılır…
Tahta kürsülerden, ceylan derisi ya da yumuşak dokunuşlu makam koltuklarından…
İlk günün dayanılmaz hafifliği bu olsa gerek…
O gün “biz her görüşe, her eleştiriye açığız” denir…
“Hatalıysak arayın” ya da “7/24 açığız” diye numara da verilir.
Aslında bu konuşma özetinden 3-5 ay geçtikten sonra hoş görüye ve de aradığınız numaradan gelecek olan sıcak bir alo sesine hasret yaşıyor insan.
İlk günkü heyecanı arıyor.
İlk günkü muhabbeti, sıcaklığı, sevgiyi, manalı bakan gözleri…
İlk günkü sıcak sohbeti…
Peki, sonra ne oluyor?
Yüz geriliyor, soğuklaşıyor, uzaklaşıyor…
Koltuk sevdası işte alıyor insanı, değiştiriyor…
Gün geliyor tepetaklak ediyor.
İlk günkü ile son gördüğünüz insan arasında dağalar kadar farka rastlıyorsunuz…
Sonra vahşi doğada vahşi bir adamın belgeseline dalıyorsunuz!
Adam aynı…
Yüz aynı…
Ama ceket, kravat biraz atarlı, janjanlı, modalı…
Artık üzerinde ilk günkü bol ceket yok…
Gömlek dar, ceket dar…
Haliyle sıkıyor insanı…
Gönül dar, vicdan dar, muhabbet dar…
Özlüyor insan işte, o bol ceketli adamı…
Oysa insan makamlaştıkça küçülmeli…
İnsan büyüdükçe daha çok çok çok hoş görmeli…
Hem küçüldükçe, büyümez mi insan?
Nedir bu tahammülsüzlük?
Nedir bu kin, öfke?
Nedir bu nefret?
Nedir, bu koltuksal kibir, makamsal zehir?
O koltuklar hep size kalmayacak, o koltuktan indiğiniz günleri de bu şehir, ülke yaşayacak?
Mezarlıklar “Dünya benim” diyenlerle dolup, taşmıyor mu?
Bitince o makamlardaki sefa yürüyebilecek misiniz rahatça o caddelerde, sokaklarda?
Oturup, bir çay ocağına dertleşebilecek misiniz insanlarla?
Sahi nedir, “bu dünyayı ben yarattım” havaları?
Nereye koyacaksınız kibirli afra, tafraları…
Zaman geçiyor, artık bırakmalısınız bu öfkeli naralarını…
Kucaklamak gerekir fikir ayrı olsa da gönüldaşları, insanları…
Gerildik yeter…
Ezildik yeter…
Ayrıştık yeter…
Bak Ortadoğu’ya durum beter.
Sen istersen ey insanoğlu, gerginlik biter, demokrasi pekiyle geçer, Cumhuriyet ve değerleri alayımıza yeter…
Kafa değişmedikçe, insan gelişmedikçe, hoşgörü büyümedikçe ve yaşanılanlardan ders çıkarmadıkça, hep birbirimize kızdıkça, inatlaştıkça nikahı müftüde kıysa, muhtarda kıysa böyle gelmiş böyle gider…