Profesör Boztosun: Enflasyon sadece cebimizden para çalmıyor...

Kayserili Finans Akademisyeni Prof. Dr. Derviş Boztosun, enflasyonun yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını belirterek toplumsal gerginliğin, tahammülsüzlüğün ve kaybolan güvenin arkasındaki temel nedene dikkat çekti.

Kayserili Finans Prof. Dr. Derviş Boztosun, enflasyonun yalnızca ekonomik bir parametre olmadığını, toplumun psikolojik ve sosyal dokusunda derin yaralar açan yıkıcı bir krize dönüştüğünü vurguladı. Enflasyonun görünmeyen ağır faturasına dikkat çeken Boztosun, toplumsal tahammülün tükendiğini ve neşesini kaybeden bir toplumun geleceğini inşa edemeyeceğini belirtti. 

Finans alanındaki değerlendirmeleriyle tanınan Prof. Dr. Derviş Boztosun, hayat pahalılığının sosyolojik ve psikolojik yansımalarını kaleme aldığı analizinde şu ifadelere yer verdi: "Enflasyon sadece cebimizden para çalmıyor. Sabırdan, nezaketten, güvenden ve hayatın küçük neşelerinden de çalıyor.

Bir toplum neden bu kadar gergin olur? Neden trafikte bir korna kavga sebebidir? Neden sokakta küçük bir temas hakarete, sıradan bir tartışma tehdide dönüşür? Neden evlerin en sakin saatinde bile aynı soru masanın ortasına bomba gibi bırakılır: “Bu ay nasıl yetiştireceğiz?”

Cevap sandığımızdan daha basit. Para yetmiyor. Ve para yetmediğinde sadece bütçe bozulmuyor. İnsan bozuluyor.

Enflasyonu hâlâ yüzde rakamlarıyla konuşuyoruz. Oysa en ağır faturası TÜFE tablosunda görünmüyor. İnsanların zihninde birikiyor. Her ay biraz daha pahalanan kira, bir türlü düşmeyen market hesabı, çocuğun ihtiyacını ertelerken duyulan suçluluk, borçların sessizce büyümesi, yarın ne olacağını bilememe hali… Ve sürekli aynı korku: ‘Ya yetmezse?’

İnsan sürekli yetişememe tehdidi altında yaşarsa zihni dinlenemez. Dinlenemeyen insan sabırsızlaşır. Sabırsız insan tahammül edemez. Tahammül edemeyen insan öfkelenir. Öfke büyür ve sonunda toplumun tamamına yayılır. Enflasyon böylece ekonomik olmaktan çıkar; psikolojik ve sosyal bir krize dönüşür.

Bir zamanlar ‘Olur böyle şeyler’ dediğimiz durumlara artık dayanamıyoruz. Trafikte biri önümüze geçiyor: kavga. Kasada sıra uzuyor: öfke. Restoranda hesap bekleniyor: gerilim. Kiracı ödeme konusunda zorlanıyor, ev sahibi artan maliyetler karşısında kirayı yükseltiyor: çatışma. İşveren maliyet altında eziliyor, çalışan ücretinin yetmediğini söylüyor: yine çatışma.

Herkes kendi tarafından haklı. Ama herkes aynı anda sıkışmış durumda. Ekonomik sistemin ürettiği baskıyı insanlar birbirine aktarmaya başlıyor. Müşteri satıcıya, satıcı müşteriye; ev sahibi kiracıya, kiracı ev sahibine; sürücü yayaya, yaya sürücüye… Toplum, birbirine güvenen insanlardan oluşan bir yapı olmaktan çıkıp, birbirinin açığını kollayan bir kalabalığa dönüşüyor.

Asıl tehlike burada.  Bir toplum parasını yeniden kazanabilir. Fakat güvenini kaybederse onu geri kazanmak yıllar alır. Neşesini yitirmiş bir toplumun üretkenliği de düşer. İnsanlar geleceğe yatırım yapmaz, çocuk sahibi olmayı erteler, iş kurmaktan korkar, harcamaktan çekinir. Kimse uzun vadeli plan yapamaz çünkü herkes bugünü kurtarmaya çalışır. Bugünü kurtarmaya çalışan toplumlar yarını inşa edemez.

Neşe, ekonomik bir süs değildir. Bir toplumun sosyal sermayesidir. Mahallede selamlaşmak, esnafla iki dakika sohbet etmek, bir dost sofrasında hesabı düşünmeden oturabilmek, çocuğun istediği bir şeyi “Bu ay olmaz” demeden alabilmek, hafta sonu dışarı çıkarken cebindeki parayı on kez hesaplamamak… Bunlar küçük şeyler gibi görünür. Değildir. Bunlar normal hayatın kendisidir. İnsanlar normal hayatı yaşayamaz hale geldiğinde toplumun ruhu yorulur. Ve ruhu yorulan toplum, en küçük kıvılcımla yanmaya başlar.

Çıkış yolu belli: Enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek. Ama sadece rakamı indirmek yetmez. İnsanlara öngörülebilirlik vermek gerekir. Yarın ne olacağını az çok bilebilmek, kazandığı paranın değerini koruyabileceğine inanmak, çalışmanın ve tasarruf etmenin hâlâ anlamlı olduğunu görmek… Ekonomik güven geri gelmeden toplumsal huzurun gelmesi çok zordur.

Bunun yanında bir şeyi daha yeniden kurmamız gerekiyor: Birbirimize karşı tahammülü. Daha az öfke, daha çok dayanışma, daha fazla “Ben de aynı durumdayım” diyebilme cesareti. Herkesin cebindeki yangını söndüremeyebiliriz. Ama birbirimizin üzerine benzin dökmek zorunda da değiliz.

Bir ülkenin kaybı sadece milli gelirde ölçülmez. Bazen kayıp, insanların yüzündedir. Sokaktaki öfkede, trafikteki kornada, evin mutfağındaki sessizlikte, çocuğun ertelenen ihtiyacında, arkadaşların artık daha az buluşmasında ve insanların birbirine bakarken önce güveni değil, tehdidi görmeye başlamasındadır.

Enflasyon işte budur. Sadece fiyatların yükselmesi değildir. Hayatın ucuzlamasıdır. İnsanların birbirine karşı sabrının tükenmesidir. Geleceğin küçülmesidir. Ve en sonunda… toplumun neşesini kaybetmesidir.

Ekonomiyi düzeltmek zorundayız. Ama sadece ekonomiyi değil. İnsanı da yeniden ayağa kaldırmak zorundayız.  

Çünkü neşesini kaybetmiş bir toplumun büyüme rakamı yükselse bile, hayatı hâlâ eksiktir."