Prof. Dr. Boztosun'dan fon skandalı uyarısı: Bankalar batmadı diye...
Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, fon skandalının ardından yapılan sınırlı etki değerlendirmelerine tepki gösterdi.
Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, son dönemde gündemi sarsan fon skandalının ekonomik etkilerine ilişkin ezber bozan açıklamalarda bulundu. Boztosun, “Bankaların batmamış olması reel ekonominin hasar görmediği anlamına gelmez. En büyük yanılgı, henüz tam ölçülemeyen zararı hiç oluşmamış sanmaktır” diyerek güven krizinin kredilere ve üretime sıçrayabileceği uyarısında bulundu.
Finans piyasalarında yaşanan çalkantılar ve fon skandallarının ardından yapılan “ekonomik etkisi sınırlı kalacak” açıklamalarına Akademisyen ve Finans Profesörü Derviş Boztosun’dan tepki geldi. Ekonomik istikrarın sadece bankacılık bilançolarına bakılarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Boztosun, asıl tehlikenin reel sektör, yatırım ve istihdam kanallarında yaşandığını ifade etti.
'Bankalar batmadı diye kriz yok sayılamaz'
Ekonomide bazı zararların manşetlere çıkarken bazılarının sessizce bilançolara gömüldüğünü belirten Prof. Dr. Derviş Boztosun, şu değerlendirmelerde bulundu: "Ekonomide bazı zararlar manşetlere çıkar, bazılarıysa sessizce bilançolara gömülür. Fon skandalının gerçek faturası da yalnızca borsadaki düşüşe veya bankacılık sisteminin ayakta kalıp kalmadığına bakılarak hesaplanamaz.
Bugün ‘ekonomik etkisi sınırlı kalacak’ deniliyor. Peki, neye göre sınırlı? Bankalar batmadı, mevduatlar kaçmadı diye mi? Bankacılık krizinin çıkmaması, reel ekonominin hasar görmediği anlamına gelmez.
Asıl fatura krediye ve üretime çıkıyor
Borsada yaklaşık 5,3 trilyon TL'lik piyasa değeri kaybından söz ediliyor. Bu tutarın tamamı gerçekleşmiş yatırımcı zararı veya doğrudan GSYH kaybı değildir. Ancak bu teknik ayrımı, ekonomik sonuçları küçümsemek için kullanmak da ciddi bir yanılgıdır.
Asıl tehlike, güven kaybının krediye, yatırıma ve ticarete sıçramasıdır.
Zaten yüksek finansman maliyetleriyle boğuşan şirketler, sermaye piyasalarına duyulan güvenin aşınmasıyla yeni bir baskıyla karşı karşıya. Finansmana erişim zorlaşırsa yatırımlar ertelenir, siparişler küçülür, istihdam kararları askıya alınır. Vadeli satışlar yavaşlar, tahsilat sorunları büyür ve bir işletmenin nakit sıkışıklığı diğerine bulaşır.
Bu etkinin büyüklüğü; kredi hacmi, şirket yatırımları, halka arzlar, tahsilat süreleri ve istihdam verileriyle izlenmelidir. Ölçülmesi zor diye etkisiz sayılamaz.
0,4 puan küçük mü?
Büyümede 0,3–0,4 puanlık kayıp öngörülüyorsa, bunun hangi varsayımlara dayandığı sorgulanmalıdır. Uluslararası kuruluşların tahmin revizyonlarını doğrudan fon skandalına bağlamak için de kurumların açıklamaları incelenmelidir.
Fon tasfiyeleri nedeniyle 80–100 milyar TL'lik likiditenin sıkıştığı iddiası da kapsamı ve güncelliği bakımından doğrulanmalıdır. Ancak mekanizma açıktır: Zamanında ulaşmayan para, tüketim ve işletme faaliyetlerinde kullanılamaz. Kredi daralmasıyla birleşen likidite sorunu ekonomik yavaşlamayı derinleştirebilir.
Üstelik hasarın tamamı aynı çeyrekte ortaya çıkmaz. Bugün ertelenen yatırım, yarın daha düşük üretim ve istihdam olarak karşımıza çıkabilir.
Kriz çıkmadan güven kaybolabilir
Bankacılık sistemi ayakta kalabilir; fakat sermaye piyasaları derinlik kaybedebilir, şirketler yatırım planlarından vazgeçebilir ve tasarruf sahipleri piyasadan uzaklaşabilir. Ekonomik istikrarı yalnızca bankaların bilançosuna indirgemek, tablonun geri kalanını görmezden gelmektir.
Çözüm bellidir: İddialar şeffaf biçimde soruşturulmalı, sorumlular belirlenmeli, haksız kazançlar hukuka uygun yollarla geri alınmalı ve mağduriyetlerin giderilmesi için hesap verebilir bir süreç işletilmelidir. Denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Çünkü güven, finansal sistemin süsü değil, altyapısıdır.
Ekonomik kriz her zaman bankalar battığında başlamaz. Bazen kredi muslukları kısıldığında, yatırımlar durduğunda ve ticaret yavaşladığında başlar.
En tehlikeli yanılgı, henüz tam ölçülemeyen zararı hiç oluşmamış sanmaktır."