Kayserili Profesör Boztosun'dan ezber bozan analiz! 'Sorun büyümek değil'

Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, Türkiye'nin son 20 yıllık dış ticaret verilerini değerlendirerek dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 2005-2025 döneminde yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık dış ticaret açığı oluştuğunu belirten Boztosun, bu tablonun birçok ekonomik sorunun temelinde yer aldığını söyledi.

TAKİP ET >> Google News ile Takip Et

Türkiye ekonomisinde son yıllarda enflasyon, faiz, döviz kuru ve büyüme rakamları kamuoyunun en çok tartıştığı başlıklar arasında yer alırken, Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, ekonomik tabloyu farklı bir bakış açısıyla değerlendirdi. 

Son 20 yıllık dış ticaret verileri üzerinden kapsamlı bir analiz yapan Boztosun, Türkiye'nin ekonomik yapısının temel sorunlarından birinin dış ticaret açığı olduğunu ifade etti. 2005-2025 döneminde yaklaşık 2,8 trilyon dolarlık ihracata karşılık 4,1 trilyon dolarlık ithalat gerçekleştirildiğine dikkat çeken Boztosun, ortaya çıkan yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık açığın yalnızca bir dış ticaret verisi olmadığını, aynı zamanda ekonomide yaşanan birçok yapısal sorunun da özeti niteliğinde olduğunu belirtti.

Finans Profesörü Boztosun açıklamasında şu ifadelere yer verdi:  "Türkiye ekonomisine ilişkin bütün tartışmaları bir kenara bırakın.

Faiz tartışmalarını, kur kavgalarını, seçim vaatlerini, günlük siyasi polemikleri bir anlığına unutun.

Önümüze sadece tek bir rakam koyalım:

Son 20 yılda 1,3 trilyon dolar dış ticaret açığı.

Evet, yanlış okumadınız.

2005-2025 döneminde Türkiye yaklaşık 2,8 trilyon dolar ihracat yaptı. Aynı dönemde 4,1 trilyon dolar ithalat gerçekleştirdi. Aradaki fark ise yaklaşık 1,3 trilyon dolar.

‘Bu rakam ekonominin özeti niteliğinde’

İşte Türkiye ekonomisinin bütün özeti bu rakamın içinde saklı.

Çünkü bu rakam yalnızca bir dış ticaret açığı değildir.

Bu rakam; kur krizlerinin nedenidir.

Bu rakam; enflasyonun genetik kodudur.

Bu rakam; sürekli borçlanma ihtiyacının açıklamasıdır.

Bu rakam; neden her büyüme döneminin sonunda döviz krizi yaşadığımızın cevabıdır.

Yıllardır "ekonomi büyüyor" dedik.

Peki nasıl büyüdü?

İthal ederek.

Yıllardır "ihracat rekoru kırıyoruz" dedik.

Peki ihracatı neyle yaptık?

Büyük ölçüde ithal ara mallarıyla.

Yıllardır "üretim artıyor" dedik.

Ama üretimin kritik bileşenlerini dışarıdan almaya devam ettik.

İşte kimsenin yüksek sesle konuşmak istemediği gerçek burada yatıyor.

Türkiye'nin büyüme modeli uzun yıllardır yüksek katma değer üretmek üzerine değil; yüksek ithalatla büyümek üzerine kurulu.

Ekonomi hızlandığında ithalat patlıyor.

Ekonomi yavaşladığında büyüme duruyor.

Adeta gaz pedalına bastıkça yakıt deposunu yurtdışından doldurmak zorunda kalan bir araç gibi hareket ediyoruz.

Bu yüzden Türkiye'de büyüme ile dış açık arasında neredeyse mekanik bir ilişki oluşmuş durumda.

‘Dış ticaret açığının gerçek maliyeti’

Sorun sadece rakamın büyüklüğü de değil.

Sorun, bu açığın bize neye mal olduğudur.

1,3 trilyon dolarlık açık demek; yıllarca döviz bulmak zorunda kalmak demektir.

Döviz bulmak demek; borçlanmak demektir.

Borçlanmak demek; faiz ödemek demektir.

Faiz ödemek demek; geleceğin gelirlerini bugünden harcamak demektir.

Dolayısıyla mesele yalnızca dış ticaret açığı değil, aynı zamanda nesiller arası bir maliyet transferidir.

Bugün yaşadığımız yüksek finansman maliyetlerinin, kırılgan kur yapısının ve kronik enflasyonun arkasında biraz da bu birikmiş yük bulunmaktadır.

Elbette madalyonun diğer yüzü de var.

Bu ülke son yirmi yılda önemli başarılar elde etti.

İhracat kapasitesi büyüdü.

Sanayi üretimi arttı.

Yeni pazarlar bulundu.

Savunma sanayisinde dikkat çekici bir dönüşüm yaşandı.

Turizm gelirleri yükseldi.

Ancak bütün bunlar tek bir soruyu ortadan kaldırmıyor:

Madem bu kadar büyüdük, neden hâlâ dış kaynak bağımlılığından kurtulamadık?

İşte asıl tartışılması gereken konu budur.

Çünkü gerçek kalkınma; daha fazla ithalat yaparak daha fazla üretmek değildir.

Gerçek kalkınma; kritik teknolojileri geliştirebilmek, enerjide dışa bağımlılığı azaltabilmek ve her bir ihracat dolarının içinde daha fazla yerli katma değer oluşturabilmektir.

Bugün Türkiye'nin önündeki mesele ihracatı birkaç milyar dolar daha artırmak değildir.

Asıl mesele, ihracatın niteliğini değiştirmektir.

300 milyar dolar ihracat yapıp 400 milyar dolar ithalat yapan bir ekonomi güçlü görünse de kırılgandır.

Çünkü büyüklük ile güç aynı şey değildir.

Son 20 yılın bilançosu bize önemli bir ders veriyor:

Daha fazla üretmek tek başına yetmiyor.

Nasıl ürettiğiniz, ne ürettiğiniz ve üretirken ne kadar dışarıya bağımlı olduğunuz çok daha önemli.

Önümüzde duran 1,3 trilyon dolarlık açık, aslında ekonomik bir muhasebe cetvelidir.

O cetvel bize şunu söylüyor:

Türkiye'nin sorunu büyüyememek değil.

Türkiye'nin sorunu, büyürken dışa bağımlılığı azaltamamaktır.

Eğer bu gerçekle yüzleşmezsek, önümüzdeki yirmi yılın sonunda da yine aynı rakamları konuşacağız.

Sadece sıfırlar biraz daha büyümüş olacak."