44 milyon insan neden borçlu? Prof. Dr. Boztosun sebebini açıkladı!

Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, Türkiye'de 44 milyondan fazla insanın bankalara borçlu olduğunu belirterek çarpıcı uyarılarda bulundu.

Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, Türkiye’de artan bireysel borçluluk oranları ve halkın alım gücündeki gerilemeye dikkat çekerek çarpıcı açıklamalarda bulundu. Makroekonomik veriler ile mutfaktaki gerçeklerin örtüşmediğini belirten Boztosun, hanehalkı borçlanmasının nitelik değiştirdiğini ve bunun ekonomik bir veriden ziyade derin bir toplumsal kırılmaya işaret ettiğini vurguladı.

Prof. Dr. Derviş Boztosun açıklamasında, "Bir ülkenin en büyük alarmı bütçe açığı değildir. Karnını doyurmak için borçlanması yani insanların ekmek alabilmek için kredi kartına sarılmasıdır.

Rakamlar bazen yalan söylemez ama gerçeğin tamamını da anlatmaz. Bugün Türkiye'de 44,2 milyon insan bankalara borçlu. Nüfusun yarısından fazlası… Toplam bireysel borç 6,5 trilyon lirayı aşmış durumda. Kişi başına düşen ortalama borç yaklaşık 148 bin lira. Şimdi birileri çıkıp bu rakamları ‘finansal derinleşme’ diye anlatabilir.

Ama sormamız gereken soru şu: Bu insanlar ne için borçlanıyor? Bir ev almak için mi? Bir iş kurmak için mi? Çocuklarının geleceğine yatırım yapmak için mi? Hayır. Marketten çıkan poşeti doldurabilmek, elektrik faturasını ödeyebilmek, çocuğunun okul masrafını karşılayabilmek için...

İşte bütün trajedi burada başlıyor. Eskiden insanlar geleceklerini satın almak için borçlanırdı. Bugün ise bugünü kurtarabilmek için… Bu, ekonomik bir veri değil; toplumsal bir kırılmadır.

Borç değil, yoksulluk büyüyor

2015 yılında bankalara borçlu olanların oranı yaklaşık yüzde 33'tü. Bugün yüzde 51. Ama asıl mesele bu artış değil. Asıl mesele borcun niteliği. Borcun yüzde 60'ından fazlası kredi kartı ve kredili mevduat hesabından oluşuyor. Yani üretim kredisi değil… Yatırım kredisi değil… Geçim kredisi. Bir ülke kredi kartıyla karnını doyurmaya başlamışsa, ekonomide alarm zilleri çoktan çalmaya başlamıştır.

Makro masalı, mikro gerçeği gizleyemez

Ekranlarda büyüme rakamları anlatılıyor. Ekonomik programlardan söz ediliyor. Grafikler gösteriliyor. Ama mutfakta grafik pişmiyor. Markette enflasyon hedefi geçmiyor. Pazarda baz etkisiyle alışveriş yapılmıyor. Vatandaş TÜFE'yi değil, kasadaki toplamı ödüyor. Bankalar tarihî kârlar açıklarken milyonlarca insan maaşını aldığı gün kredi kartı borcunu kapatıyor, ertesi gün aynı kartla yeniden yaşamaya çalışıyor. Bu bir refah döngüsü değil. Bu, borç sarmalıdır.

Asıl sorun rakamlar değil, tercihler

‘Hanehalkı borcunun millî gelire oranı düşük.’ Doğru olabilir. Peki bunun ne önemi var? Bir aile ay sonunu getiremiyorsa… Emekli ilacını kredi kartıyla alıyorsa… Asgari ücretli mutfak alışverişini taksite bölüyorsa… O istatistiğin vatandaş için hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü gelişmiş ülkelerde insanlar servet oluşturmak için borçlanıyor. Bizde ise insanlar aç kalmamak için. İşte aradaki medeniyet farkı tam da budur.

Son söz

Bir ekonomi, vatandaşını üretmek için değil; hayatta kalmak için borçlanmaya mecbur bırakıyorsa, ortada sadece ekonomik bir sorun yoktur. Orada sosyal adalet yara almıştır. Orada umut zayıflamıştır. Orada gelecek ipotek altına girmiştir. Unutmayalım… Bir ülke, vatandaşını yatırım yapmak için değil, karnını doyurmak için borçlandırıyorsa; iflas eden sadece hane bütçesi değildir. O ülkenin ekonomik hikâyesidir." ifadelerine yer verdi.