Belki 13-14 yaşlarına kadar her yazımı sokakta otla, çöple, çamurla, bisiklet sürerek, oyunlar kurup oynayarak, köpek böcek peşinde koşarak geçirdim.
Ailem eve sadece acil anlarda (ödev, bir araştırma vs ) kullanmak için 3G USB modem almıştı. Arkadaşlarım kadar Facebook oyunu oynayamazdım ama İstanbul saklambacında çok fena çanak çömlek patlatırdım.
Arkadaşlarımla kuzenlerimle neredeyse aptalca olduğu düşünülecek oyunlar uydurup saatlerce kendimizi kaybederek oynardık. Eve toz pis içinde geç girer, azar ve terlik yer, ertesi gün aynısını tekrar yapardık.
Şimdi yakınımda çok fazla çocuk gözlemleme şansım oluyor 10 yaşındaki erkek kardeşim (hala oyun oynayabilen çocuklardan olmasına rağmen) dahil olmak üzere. 5-6 çocuk bir araya gelince çıkan gürültü ve kıkırtıları duymuyorum artık. Çocuklar oyun oynamayı bilmiyor. Oyun kurmayı, boğuşmayı, gülüşmeyi ve abartmayı, saçmalamayı ve çocukça hareketleri bilmiyorlar.
Küçük devlet memurlarına benzetiyorum. Okul, etüt merkezi, ailenin kendi ilgisine ve imajına göre seçtiği kurslar, ekran arasında gidip gelen, planlı, disiplinli, bahçede değil de depoda olgunlaşmış yetişkinler olarak yaşıyorlar. Tatsız, kokusuz, ruhsuz ve mutsuzlar.
***
Harvard Medical School’un yapmış olduğu bir araştırmaya göre 1990’dan bu yana çocuklarda yaratıcılık ve problem çözme yeteneğinde peyderpey bir düşüş gözlemlenmiş. Bunun en büyük sebeplerinden birini ise uzmanlar serbest oyun kültürünün çocuklar arasında azalmasına bağlıyor. Sıkılmaya vakit bulamayan çocuklar yaratıcı olmaya kendini zorlamayarak kendisi ile baş başa kalamıyor. Aşırı yapılandırılmış gündelik programları sebebiyle kendilerini ve etrafı keşfetme yeteneği desteklenemiyor.
Buna ek olarak ergenlik ve sonrası anksiyete bozukluğu ve depresyon yaşama ihtimalleri de artıyor. Yoğun planlama, ve ailenin aşırı korumacılığından doğan stres ve korku ikliminde büyüyen çocukların yaratıcılık süreci gerileyerek rutine bağlı kalma ve risk alamama eğilimi artıyor.
Bunun yanında ekran gibi her şeyin kolay, hızlı, renkli, güvenli olduğu bir ortamdan alınan hızlı ve hazır dopamin dururken, kendilerini mutlu etmek için ekstra bir çabaya girmiyorlar. Problem çözme sonrası yaşanan tatmin, basit kuralları çiğnemenin kaçamak zevki, kendi yaratıcılığının ürününü görme ve tüketme gibi yavaş ve eforlu mutluluk kaynaklarını kullanmayı bilmiyor ve uygulayamıyorlar.
Hazıra alışan vücutları en ufak bir çabada yorulup bıkıyor ve o hazır kaynaklara geri dönüyorlar. Hazır yemek, hazır dopamin, hazır oyun, hazır bilgi, hazır mutluluk…
Kafa kafaya verip rengarenk bir ortamda düşük fiziksel çaba ile mutlu olmak dururken kalkıp kafa yormayı, vücutlarını bir enstrüman gibi kullanmayı ve zaten zor bir süreç olan yüz yüze sosyalleşmeyi neden seçsinler? Bir de güvenlik ve aidiyet problemleri ile ne okulda ne evde ne sokakta kendilerine yer bulamazken ne yapacaklar?
İşin sonunda duyguları bile dışarıdan karşılamaya alışmış, çabayı minimize eden çocuklarımızın gerçek dünya ile tanıştığında kaygıyla ne yapacağını bilemez halde yetişkinler olmasını izliyoruz.
Yapay zeka gibi kaynaklardan pasif bilgiler edinmiş, pratik geçmişi pek de parlak olmayan, eğlenmeyi bilmeyen, oyuncağı elinden alındığında ağlamayan, paketi açılmamış çocuklar.
Çocuğunuzla dinlemek için TIKLAYIN…