Yayla yolunda kalan kadim bir iz

Develili Araştırmacı-Yazar Nezir Ötegen, yüzyıllar boyunca Anadolu'nun dağlarında, yaylalarında varlığını sürdüren Yörüklerin göç yolu, düğün ve yayla geleneklerinin unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Ötegen, dikkat çeken ifadeler kullandı. Detaylar Kayseri Olay'ın haberinde.

Yayla yolunda kalan kadim bir iz

Yüzyıllar boyunca Anadolu’nun dağlarında, yaylalarında varlığını sürdüren Yörüklerin, düğünü, yayla gelenekleri ve göç yolu unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Develili Araştırmacı-Yazar Nezir Ötegen, Yörüklerle ilgili önemli bilgiler paylaştı. 

Ötegen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Çadırın Ateşini Yakan Yörük Kızı” kitabından hikayelere yer verdi. 

Ötegen’in paylaşımı şöyle: 

Çukurovadan Bakırdağı yaylası ve Erciyes yaylalarına göç için yola çıkan kervan günler öncesinden yol hazırlıklarını tamamlamış olarak yola koyulur. Kervanın başını, oba içinden genç bir kız yada erkek veya yeni evli bir gelin tutarak öndeki devenin duvağı ile götürür. 

Yörüklerin kervanları, katarları Yayla yolundaki köylerin içerisinden geçerken adeta bayram günü gibi değerlendirilir ve tüm köy halkı kervan yolu güzergahına dizilir. Yolculuk esnasında kem gözlerin nazarından korunmak ve köylerde kaynaşmak için, kervanbaşı zaman zaman çeşitli hediyeler de vererek köy halkının da dualarını almayı ihmal etmezlerdi.

Deve çanlarının sesi ne söyler

Yayla göçünde 7 deveden bir katar olur, en öndeki deve kızıl, alara kilimler değerli eşyalar yüklenir,. Ortadakine daha değersiz olan eşyalar yüklenir, en arkadakine çar çaput, değersiz, yitse de olur eşyalar yüklenir. En öndeki devenin çanı; benim ağam zengin, benim ağam zengin deyi öter. Ortadaki devenin çanı; nerden buldun, nerden buldun diye öter, En arkadaki devenin çanı; ondan bundan, ondan bundan deyi öter. Yani ağanın zenginliği ondan bundandır.(Ramazan Kıvrak)

Yörük şöleni yaylada yapılır

Yörükler genellikle şölen, düğün, davet işlerini yaylada yapmayı tercih ederler. O nedenle yayla yolu nice güzelliklerin ve unutulmaz anıların başlangıcı olarak da kabul edilir.

Yörüklerde çadır ateşi yakma geleneği

Hatice Abul Saçıkara'nın annesi Döne Gelinin Bakırdağı Yaylasında yapılan düğünü sabah yapılacak ilk vazifeleri, "Çadırın Ateşini yakan kız"  kitabında şöyle sıralıyor; Düğün ertesi sabahı ortalık ağarmadan Fatık görümce geldi. çadırın şitilinden usulcacıkdan “DÖNE DÖNE! Bacım, emmilerin ataşı yanacak ortalık ışımadan” dedi. Görümcem Fatık bacımınan çadırdan çıktık, elime bi jngutu kirpit aldım. Memet emmimin çadırını, Abdurahman emmimim çadırını, Asiya halamın çadırının ateşini yaktım.  Onlarda “gelin Allah senden ırazı olsun, ocağın tütsün,  el olasın, goyak goyak obalar olasın, kökler salasın” dediler. Çadırdakı böyükerimiz uyuyordu. Sonrada kendi çadırımızın ateşini yaktım.
“Anama bu geleneğin amacı ne diye sorunca, 
Birlik, beraberlik olalım, böyüklere saygılı, gücüklere sevgili, bir birimimize bağlı olalım, vatanımıza hayırlı evlatlar verelim, eyi hoş geçinelim,  gençler arasında aşk ve sadakatın andıdır dedi.
Yavrımmm yavrımm! garanlıkta yakarız ki ocağımız ışısın. 
Allah kimsenin ocağını kör goymasın, garanlıklarımız aydın olsun.Anam, canım anam ağzına sağlık! Bakınız bu geleneğin içinde nasıl bir derin, sonsuz duygular, çok anlamlı atasözleri, tarifi mümkün olmayan hisler duygu ve kültür seli var...
Bu ve bunun gibi unutulmaya yüz tutmuş geleneklerimizi yaşatmak bizlerin görevidir. Gayın bobamın çorbasını yaptım, sofrayı serdim, bütün horanta (aile) hep barabar yemeğimizi yedik. 
Yavrım eskiden biz gayfayı kendimiz gavırırdık. Sapı cıngır cıngır eden gayfa tavasında gayfayı gavırdım, değermende çekdim, bişirdim, gayın bobama ikram eddim. 
Vaay vaay (anam dizine vurarak)…“ne oldu anam?”.  Biz  gayın bobamıza, gayın anamıza, gayınımıza el gögüste hızmat ederdik yavrım.
Deden Arıcı Mustafa etrafta hatırı sayılır adamıdın. Kahveyi dedene verdim.
“Sana ne dedi dedem?” Deden gayfayı içti “Döne gızım emmileriğin çadırının ataşını yaktığmı gızım? 
Bi laf vardır: Gelin gelmedik ev olurmuşda, ölü çıkmadık ev olmazmış. Biz de olanlar onlara da olsun, elimizin, gonşularımızın  da  oğlu evlensin kızı gelin olsun… höyle bi dikel” dedi. Bende dikeldim. “Sen benim garımın kızısın.
Benim ömrümde senin olsun, berhudar ol gızım” dedi.
Elinden fıncanı aldım. “Sen ne dedin ana dedeme?”.  Ay yavrım ben teze gelinin. Söylermiyin, başımı aşşaya eğdim, başımınan sağol dedim. 
Bizler büyüklerimize söylemezdik.Ben yedi sene söylemedim. 
Söyletmelik verirlerdi, öyle söylerdik.“Bu ara babam nerde?”  O yemeğini yedi koyuna getti...
Gün yüselirken ocağa bi haranı koydum, erkenden koç kellesini üttüm.Yavrım,kelleyi  geline üttürürlerdi, üttürüp çene ve burun arasını kesip açtırırlardı.
Gelinin ilk kızımı olacak oğlumu deyi sınarlardı işte öyle bi adetti.  Çene kemiği etsiz olursa oğlu olacak, et saçakları olursa kızı olacak derlerdi.
Neyse kelleyi üttüm, yemeğinide bişirdim,  öğleye yedik içtik derken üçüncü günü deden bi mal daha kesti. “Ana bu mal niye kesildi?” Dur acele etme deyecen.
Ha höyle orta hallıca bi toklu kesti. Yahni bişirdim, döğme aşı hoşafdır…  Etrafda çadırdakı gonu gonşu ları çağırdık yediler, erkekler ayrı kadınlar ayrı. Erkekler çadır dan uzaklaşdı…
Goca bobamın Abdıraman emmimin gızları vardı.  Ayşalar, Kürtceler, Zalha, gelinleri Ümmü, Kerziban ve Asıya halam aklıma gelenler. Sana hangısını deyen Teslime, Emine yengem, Garabacaklardan’da Tüpcü Mulla’nın anası aklıma gelenler. Gusura bakmasınlar unuttuklarım vardır.
Baş bağlama Öğüç başaltınım. Varlık durumuna göre kara çekiye dikilir, altını önce bağlarlar alına kaşın üstünden düz bağlarlar…
Gara:  asaleti, sarı bereketi ve dar gününde (ak akçe kara gün içindir derler)
Kara: Yas ve keder
Sarı: Bereket bolluk
Yaşıl-Yeşil: Müslümanlığı
Al–kırmızı: Türklüğü – Yörüklüğü 
Gök–mavi: Sonsuzluğu
Mor: Asaleti, akılı ve edebi
Ak: Saflığı, temizliği dürüst olmayı çapraz bağlaması da birlik ve güçlülüğü gösterir.
Yavrım biz böyle bilirdik. Bizim kendimize göre baş bağlamamız varıdın. Karşılıklı çapraz bağladılar yaşıl (yeşil) çapraz olarak, al kırmızıyı çapraz mor, çapraz mavı (mavi) en üstüne de ya kaynana yada kayın boba ak ipekli ucu nazar boncuklu pöçuyu örter. Benim poçumu gayın bobam örttü, bağladı“
Yavrım, alınan geldin çadırıma akınan çıkasın dedi” dışarı çıktı. Üç etek, kutmulu enteri, gutmu donlu, darabulus guşaklı,everek gunduralı, yüzü zülüflü, başı çelmeli, çekili bi gelin olduk. “Ana boncuk takmadınmı?”.Yavrım, ben bek inci boncuk semezdim.
Bi garafilli gök bocuğum,bi de garafilli topum vardı.Çıngıl de pelik de dakarlardı,  ben dakmadım. Eve gelen kadınlarla tirki çaldık, delbek çaldık oynaşdık, eglendik,hepiside hayırlı uğurlu olsun ocağında sönesin dediler. Anam hemide kaynanamdı.”
Darısı sizin olsun, elim günüm Allah razı olsun” deyi onları uğurladı.  Üçünçü günü de herkes gış yurduna göçtüler. Göçü çeken getti… 
Yavrım, halan gelin olduğunda ertesi günü bi yayladan bi yaylaya başı duvaklı göç çekdi. ne olacak işde  böyle bi zaman geçti. 
Dedeyin ocağına yedi oğlan, beş kız on iki çocuk oturtdum. Emmeki ne eden beşi iki buçuk-üç yaşlarında gonar-göçer zamanında erezillik den bakamadık.
Çiçek hastalığı oldu, öldüler.İki yavrımda genç öldüler. Anam ağlamaya başlayınca anam anam diye boynuna sarıldım. Anamın 12 Çocuk, 22 Torun,19 Torununun çocuğu, 2 torunun torunu var. Anam, Babaebesini ve 7 nesil yaşamış, görmüş”. Biz çadırın ataşını böyle yaktık darısı size diye bitirdi lafını…
Ben burada anamdan örnek verdim. Anamı dinlerdim, biz Saçıkara Yörükleri’nde kültür, örf adetler böyledir. Taki yerleşik hayata geçesiye kadar da böyle oldu. bu gelenek unutulmaya yüz tutmuş, bu kültürü yaşatmak ve aktarmak biz kültür elçilerine düşüyor … 
Bende anamın bana olan emanetini Yörük şölenlerinde temsili canlandırıyorum! Büyük bi onur ve gururla…