SÜKUT-İKRAR MESELESİ..

SÜKUT-İKRAR MESELESİ..

17:23:25 | 2019-06-18
Ahmet Zorlu
Ahmet Zorlu      a.zorlu38@hotmail.com

Eğer bir konuda, konuşması fikir beyan etmesi gerekenler, konuşmuyor, fikir beyan etmiyor ve yaşananları iç geçirerek sadece seyrediyorsa, o ülkede hak ve özgürlükler sıkıntıda demektir.

Böylesi zamanlarda gerçekleri haykırabilenlere toplum olarak, millet olarak sımsıkı sarılmalı, şahsi kaygılarını toplumun ve ülkenin kaygılarının önüne koyarak, susanları ise sorgulamalıyız.

İyi Parti Büyükşehir ve Kocasinan Belediye Meclisi Üyesi Kazım Yücel, İyi Parti İl eski Başkanı Hüseyin Tekin gibi bazı isimler zaman zaman seslerinin çıktığı platformlarda, sıkıntıları, sorunları dillendirirler ama, gündeme getirdikleri sıkıntılar havada kalır.

Aylar önce yazmıştım.

Güzel ülkemde, sağlıklı demokratik süreç sırasında oluşan Demokratik yapılar vardı.

Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Esnaf Odaları Birlikleri,  TÜSİAD, MÜSİAD, İşçi ve Memur Sendikaları gibi.

Geldiğimiz noktada bu gün en basitinden asgari ücret açlık sınırının altında kaldı, ucuz işçi diye işletmeler Suriyeli Tercih ediyor, İşsizlik diz boyu ama sendikalardan tık yok.

Esnaf kepenk indiriyor, siftahsız günler geçiriyor, esnaf ve sanatkar oluşumları ölüm sessizliğinde.

Orta düzey tacir, orta düzey işletmeler bir bir kapanıyor, Ticaret Odası’nın kılı bile kıpırdamıyor.

Kentlerin OSB’lerindeki fabrikalarda makinalar icra kararı ile tırlara yüklenip yediemine götürülüyor, işletmeler bir bir konkordato ilan ediyor, iflas talepleri ardı ardına geliyor ama sanayi odaları, ticaret odaları ‘Ölen ölür kalan sağlar aidat ödemeye devam eder’ anlayışında.

Kamu kurumlarında, devletin memuru-partinin memuru ayırımı yapılmaya başlandı, devletin memuruna olmadık eziyet reva görülüyor, memur sendikalarının ağzı mühürlü.

Zira bu tür kuruluşlarda koltuk kaygısı, memleket kaygısının önüne geçti.

Kafasını kaldıran, ‘ama’ diyen, ‘fakat’ diyenin boynu vuruluyor, alnına bir damga, soluğu hakim huzurunda alıyor.

Türkiye’nin öncelikli sorunu, konuşamamak, sorunları dile getirememek noktasında düğümlendi.

Ekonomi yönetiminde, ülke yönetiminde, ‘Ben yaptım, yine yaparım’cı bir anlayış hakim.

Düşünebiliyor musunuz?

Devletin ildeki bir numarası, “Kayseri’de Fetö Borsası oluşmuş” diyor, Fetö ile mücadele etmesi gereken birimlerin başındaki insanların bu yapının militanı haline gelmiş, o nedenle uzaklaştırılmış eski isimlerle el ele kol kola fotoğrafları servis ediliyor. Tescilli Fetöcü bazı isimler hakkında 15 Temmuz döneminde açılmış soruşturma dosyaları, birilerinin sümeninin altında adeta sarardı ve soldu. Ama bir türlü kapağını açmaya cesaret edemeyen bir yargı yapısı var. Fetö’den gözaltına alınanların ifadeleri alınırken “Evet ben oturmalara katıldım, oturmalarda filan, filan da vardı” denildiğinde “Ama onların isimlerini yazamayız” diyen bir anlayış.

Kayseri’de vali yardımcısı olarak görev yapmış, halen Mersin Vali Yardımcısı Sayın Mustafa Atsız, klasörler dolusu evrakı Sayın Cumhurbaşkanına, Kentin Yöneticilerine, Cumhuriyet Başsavcılığına verdiğini söylüyor, ama bu iddiasına bile bu kentten muhatap çıkmıyor.

Evet Kayseri’de Fetö Borsası kuruldu.

Bu borsanın başkanı da, sekreteri de, finansörü de gerine gerine hala aramızda geziyorlar.

Hemde sırtlarında Lacivert takım elbise, boyunlarında en görkemlisinden İtalyan kravatlarla.

Yalanın, inkarın bini bir para.

İşte yargıda, işte kamuda bu çürümüş yapıyı temizlemediğimiz sürece de yaşanan sıkıntıların çözümü noktasında kimseye adım attıramayız.

Türkiye’nin ve Kayseri’nin bu nedenle büyük bir arınma hareketine adım atması gerekiyor.

Gelelim İstanbul Seçimlerine 6 gün kala gerçekleştirilen iki adayın ortak programına.

Bana göre vasat bir programdı.

Bana göre, her iki adaya da kendilerini ifade edebilecekleri oranda zaman verilmedi, sözleri yarıda kesildi.

Ama bu programda kendine güveni tam bir Ekrem İmamoğlu ve geçmişin “Biz İstanbul’a İhanet ettik” anlayışını savunmak zorunda bırakılan Binali Yıldırım vardı.

Yüz mimikleri, oturma sırasındaki vücut dilleri bile yüzde yüz farklıydı.

Bir tarafta genç, dinamik, heyecan dolu, hizmet için adeta heves dolu, ‘hakkım gaspedildi’  diyen Ekrem İmamoğlu, diğer yanda, 25 yılda yapılmayanları yapacağını iddia eden, yorgun bir Binali Yıldırım.

Ve gelelim, İktidar Partisi ile yanında yer alan MHP  Teşkilatları ve Belediye Başkanlarının Mitili İstanbul’a sermeleri vakasına.

Kardeşim İstanbul’lu seçmen kararını verdi.

Bu saatten sonra değiştiremezsiniz.

Eğer Binali Yıldırım’ın iddiası doğruysa ve oylar çalındı ise zaten Binali Yıldırım bu seçimin galibi olacak.

Ama öyle değil de, gerçekten İstanbullu İmamoğlu adında karar kıldı ise, İmamoğlu bu sefer  AKP ve MHP’nin tüm teşkilat ve belediye başkanlarına karşı bir zafer kazanmış olacak.

Bence son hafta İstanbulluyu rahat bırakın.

Dönün Anadoluya, dönün memleketlerinizdeki görevlerinizin başına.

Baksanıza memleketi sel götürüyor.

Vatandaş tramvaylarda mahsur kalıyor.




ETİKET :  

Tümü