SOKAK AĞZI..

SOKAK AĞZI..

11:34:56 | 2019-08-09
Ahmet Zorlu
Ahmet Zorlu      a.zorlu38@hotmail.com

Siyasetçi, muhatabını eleştirirken, ona cevap verirken veya bir konuyu gündeme getirirken kullandığı dile dikkat etmediği zaman, toplum öncüsü olma özelliğini kaybeder.
Maalesef, son 4-5 yıldır, bayağı söylemlerin ortalıkta cirit attığına tanık oluyorum..
Sayın Cumhurbaşkanının eline bu konuda kimse su dökemez.
CHP Lideri için kullandığı, ‘Müptezel’ sözünü siz sokakta muhatabınız için kullanmaya kalkışsanız, ya dayak yersiniz, ya muhatabınıza hakaretten savcıya hesap vermek zorunda kalırsınız.
Özellikle ‘Eyy’ diye başlayan nutuklar, çürümüşlüğün her alanda kendini gösterdiğini ortaya koyuyor aslında.
Aynı şekilde, CHP Liderinin ‘Gözlerinden öperim’ alaycılığı da açık söyleyeyim banal ve aşağılayıcı bir söylem.
Siyasette seviye, aslında söylemde seviyenin önemini de ortaya koyuyor.
Hele son günlerde ortaya çıkan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bayağılığın zirvesine oturdu söylemleri ile.
“Sen bittin” ile başlayan ve muhatabına yönelik küfre varan söylemler.

Hele bir Mehmet Ağar’ın evladı çıktı ki, Tayyip Erdoğan’ı Allah gibi olarak nitelendirirken, Yüce Yaradan’a da ‘Korkunç’ ifadesini yakıştırdı.
Kırk yıldır siyasette yer bulanların konuşmalarına hep dikkat kesilirim.
Demirel, Erbakan, Ecevit, Yılmaz, Çiller, Turgut Özal, Erdal İnönü, Deniz Baykal, Alpaslan Türkeş ve isimlerini ilk anda hatırlamadığım onlarcası.
Eleştirirken bile, kelimelerin temeline koydukları nükte ile insanları gülümsetir, seviye kavramını hiçbir zaman aşmazlardı.
Siyasetçi konuşurken, gazeteci yazarken, öğretmen ders verirken hitabettiği toplumun kültür seviyesine de katkıda bulunmak, toplumu eleştirirken, bilgi verirken de öğretmen olmak zorundadır.
Siz çıkıp ‘Sen bittin’ diye başlarsanız söze, ‘Şerefsiz’, ‘Müptezel’ diye devam ederseniz, kahvehanede sizi izleyen karşıtların birbirine kafa göz girmesine zemin hazırlarsınız.
Konfüçyüs, “Söyleyecek sözü olmayan ya yüksek sesle bağırır, ya da sözlerini öfkeyle süsler” der..
Kafka, muhatabına ‘Beyinsiz’ demek isterken bile bakın, bu görüşünü ne kadar nezaketle karşısındakine iletmiş ve kullandığı cümle, özlü söz haline gelmiştir;
“Beyinlerimiz savaşsın isterdim; ama görüyorum ki silahsızsınız bayım.”
Hele, muhatabınızı susturmak için elinizdeki devlet gücünü kullanmaya başladıysanız, toplumsal barışı, bir daha onarılmamacasına dinamitliyorsunuz demektir.
Üzülerek görüyorum ki, tepelerde başlayan ucuz siyaset yöntemi gittikçe alt kademelere yayılıyor.
Eğer Sayın Cumhurbaşkanı yılda ortalama 50 bin kişi hakkında, kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle dava açıyorsa, önce Sayın Cumhurbaşkanının, sonra da ona yön veren danışmanların şapkalarını önlerine koyup ‘Nerede yanlış yapıyoruz’ diye düşünmesi gerekir.
Hele Türkiye gibi ülkelerde, ‘Kahramanlık’ ile ‘Hainlik’ arasındaki ince çizgiyi görmüyorsanız, siyaseten körsünüz.
Örnek mi, Fetullah Gülen, Reza Zarap, PKK’nın başı..
Bir zamanlar, bunların değerini artırmak için neler söylediğiniz, neler yaptığınız ortada.
Ama bu gün üçü de tescilli hain sınıfında, toplumun nezdinde.
Bu nedenle, bu gün söylemleriniz belli toplum kesimlerince hoş karşılanabilir, ama yarın bu söylemleriniz sizi siyaset mezarlığına gömecek toprak haline gelirse sakın şaşırmayın.
Sayın İçişleri Bakanının, Trabzon’da partisinin il kongresinde yaptığı konuşmayı izledim bir süre önce.

Aynı saatlerde Oda TV’nin servise koyduğu, STV’deki konuşmalarını dinledim.
Hani şu Fetullah Gülen’in ululuğu, Zekerriya Öz’ün vatanseverliği ile ilgili söylediklerini.
DP Genel Başkanı iken Sayın Erdoğan için sarfettiği sözler hala arşivlerde.
Sonra sordum kendi kendime;
Bir insanın çizgisi bu kadar mı çabuk değişir, bu kadar mı bir insan kullanılmaya müsait hale gelir.
Sonuç; Siyasetçinin, gazetecinin, üst düzey yöneticinin,  kendisine ait dünya görüşü, bakış açısı, ufku, doğruları olmak zorundadır. Olmadığı zaman önce ‘Sahibinin Sesi’ haline gelir. Sonra da, zincirinin uzunluğunu sahibi ayarlamaya başlar ki, o artık siyasetçi veya gazeteci, yönetici değil, tetikçidir, kullanılan adamdır, bir zavallıdır

Yani kürsülerden, “Ne kadar Tursil” diye bağırırken, birden bire kendinizi kirden arındırmaya kalkıştığınız nesnenin kirine bulaşmış, bulanmış halde bulursunuz.




ETİKET :  

Tümü