SEVMEK Mİ? ÖZLEMEK Mİ?

SEVMEK Mİ? ÖZLEMEK Mİ?

14:51:33 | 2017-03-06
Ebru Cesur Erdem
Ebru Cesur Erdem      ebrcsr@hotmail.com

Hepimiz özlüyoruz. Özlemek yorucu bir eylem aslında. Söylemek isteyip de susmak gibi değil yani. Susmanın içinde her an konuşma ihtimali tetikde bekler. Oysa özlemek öyle mi? Kavuşmak ya geçmişte kaybolup gitmiş bir masal ya da geleceği belli olmayan bir kara tren misali sarmalamıştır etrafınızı. Yorgunluktan uykuya dalmış rüyada hayale sarmış kavuşmalarla avuturuz kendimizi biçare...

 

Misal annemin bir yıl önce sevgililer gününde, gönlündeki duyguların kelime hali kendi kaleminden şöyle idi; "Çocukluğumda yediğim elma şekeri geldi aklıma. Ayağımda lastik ayakkabı, elimde misketlerim, beştaşlarım, bi torba gazoz kapağı, veryansın sokakta yakan topu, evden çık koş denize atla, gel tulumbadan su çek, git karşıdaki camiden içme suyu taşı ve macuncu geldi, yoğurtcu geldi, Halıdere galetacısı geldi sesleriyle sevginin, arkadaşlığın yaşandığı ilkokulu bitirdiğim Karamürsel anılarımı aktarmak istedim. Küçük bir radyomuz vardı ama benim sesim radyodan daha çok çıkardı hep şarkı söylerdim. Dilerim insanlar aslına döner, sevgi sözcüğünün anlamını hissederek bu duyguyu bir gün değil hayat varoldukca yaşarlar."

 

Yani sevgililer günü sevmek demekti. Sevmek nedense hep geçmişe aitti. Ya yaşanmış olmasının rahatlığı ya kaybetmenin ağırlığı ruhlarımızı sarmalıyor geleceğe umutla bakmamıza engel oluyordu. 

 

Ben hiç lastik ayakkabı giymedim. Ama bayramlarda alınan yeni ayakkabıları başımın ucuna koyup yatmışlığım var elbet. Elma şekeri çocukluk demek bana da. Ama benm çocuğuma büyüdüğünde çocukluğunu ne anımsatacak bilmiyorum. Mahalle demek zaten misket, beştaş, saklambaç, yakantop demekti. Şimdi çok katlı binalarda soğuk insan suretlerine mahkum çocukların bilgisayarı, telefonları, sanal bir alemde gerçek sandıkları oyunları var hayatlarında...

 

Kış aylarında soğuklara sitem eden insanoğlu sebep belki de eski kışların yaşanmamasına. Yaşadığımız anın tadını çıkarmamak ve hep beklediğimiz şeylere odaklanmaktan kaybettik yaşamlarımızın anlamını. Oysa zaman ve yaratılışın dengesi biraz sabırla verecekti bize hepsini. Yetinmediğimizden baharın kokusunu içimize çekemeden yazın sıcağında kavrulup, güneşe çıkıp ısınmadan kışın ayazında donar olduk...

Sizin sevgileriniz hangi özlemlerinizin içinde kaybolup gitti? İşe gitmekten bitap, zamansızlıktan şikayetçi anneler ; ah şu çocuk bir büyüse derken yıllar su gibi akıp gitti ve birden "bu çocuk ne zaman büyüdü hiç anlamadım" diye iç çekişler sardı kalbimizin derinliklerini. 

Ödenecek borçlar, gidilecek tatiller için gün sayarken takvim yapraklarından, belki bir ev, araba biraz da güneş yanığı kaldı bize. Ya söylenmemiş şarkılar, edilmemiş danslar, havada asılı kalmış sözcükler ne kadar yaktı yüreklerimizi...

Özlemek sevgiye ait de sevmek için özlemeyi beklemek gerekmiyor ki. Dün ne yaşandıysa bugün onun eseri işte. İşte o yüzden umut etmeyi, bir arada olmayı, kim olduğumuzu hatrlamayı, ne için yaşadığımızı anlamayı hak etmiyor muyuz?

Bugünün hakkını verirsek yarın gülümseyerek anacak dünler biriktirmeyecek miyiz? 

Sokakta macuncu yok artık annem. Benim çocukluğumun bozaa diye bağıran kış ayazı amcanın ses de kalmadı. Ama önce kendini sevince herkes yeniden belki elimizde elma şekeri, şarkılar söyleyeceğiz hepberaber...




ETİKET :  

Tümü