<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Kayseri Olay Haber - Kayseri Haber</title>
      <link>https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Kayseri haber sitesi Kayseri Olay, güncel Kayseri haberlerini, Kayseri son dakika gelişmelerini  ve Kayserispor haberlerini farklı bakış açısıyla sunuyor. Güncel köşe yazılarıyla Kayseri haber gündemini takip edin!</description>
      <category>Newspaper - Röportaj</category>
      <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 19:37:29 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.kayseriolay.com/rss/haberler/roportaj/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Bilim Kurulu Üyesinden Ramazan uyarısı: Sıcak pide...]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/bilim-kurulu-uyesinden-ramazan-uyarisi-sicak-pide/61138/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/bilim-kurulu-uyesinden-ramazan-uyarisi-sicak-pide/61138/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 16 Apr 2020 22:18:41 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, 24 Nisan&#39;da başlayacak Ramazan ayı öncesinde vatandaşlara uyarılarda bulundu.</p><p> Yeni tip koronavirüs salgınına dikkat çeken Özlü, 'İftar önü sıcak pide için fırınlarda kalabalıklaşma olmamalı' dedi. 'Koronavirüs nedeniyle Ramazan&#39;ı bu kez farklı yaşayacağız&rdquo; diyen Özlü, &ldquo;İftara hane halkı dışında eş dost, akraba, konu komşu çağırmak veya iftar davetlerine gitmek yok&rdquo; ifadelerini kullandı. Özlü,  sosyal medya hesabından şu uyarılarda bulundu, &ldquo;Toplu iftar sofraları, iftar çadırları olmamalı. Bunlar yerine kişiye özel ikramlar yapılabilir. Toplulaşma oluşturmadan ve sosyal mesafe korunarak bu tür ikramlar, yardımlar yapılmalı. İftar önü sıcak pide için fırınlarda kalabalıklaşma olmamalı. Sıcak pide satışı tümüyle önlenip; soğuk ve paketlenmiş olarak satışa arz edilebilir. Marketlerde ramazan alışverişi için yakın temas ve toplulaşma oluşturulmamalı. Tenha saatlerde, hızlı ve dikkatlice alışveriş yapılmalı. Her gün alışverişe çıkılmamalı.'</p><p><strong> </strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bilim-kurulu-uyesinden-ramazan-uyarisi-sicak-pide.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bilim Kurulu Üyesinden Ramazan uyarısı: Sıcak pide... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bilim-kurulu-uyesinden-ramazan-uyarisi-sicak-pide.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Çağın hastalığı Obezite’den kurtulmak mümkün]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/cagin-hastaligi-obezite-den-kurtulmak-mumkun/26748/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/cagin-hastaligi-obezite-den-kurtulmak-mumkun/26748/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 01 Feb 2018 10:07:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İçinde bulunduğumuz çağın hastalığı olarak nitelendirebileceğimiz Obezite yeni ve gelişen tedavi yöntemleri sayesinde artık sonsuza kadar mahkum kalınan bir hastalık olmaktan çıkıyor. Obezite nedir? Kimler Obezite tedavisi görebilir? Obezite Cerrahisi kimlere uygulanabilir? Bunlar ve daha fazla sorunun cevabını bu hafta ki röportajımızda Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Ali Deneme: verdi. Dünyam Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Ali Deneme, obezitede en önemli tedavi yolunun mide küçültme olduğunu &lsquo;Bu ameliyat sayesinde hastaların çok acıkma, çok iştah hissi duymadıkları için çok az gıdayla yetinebildiklerini söyledi. İşte  Operatör Doktor Mehmet Ali Deneme ile Obezite cerrahisi üzerine yaptığımız sohbet&hellip;</p><p>Güler Ruhsar AKTAŞ : Obezite hangi hastalıklara sebep olur?</p><p>Genel Olarak Şişmanlığın Yol Açtığı Sağlık Sorunları Nelerdir?</p><p>Op. Dr.Mehmet Ali Deneme:-İnsülin direnci &ndash; Hiperinsülinemi  -Tip 2 Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı) -Hipertansiyon -Koroner arter hastalığı -Hiperlipidemi &ndash; Hipertrigliseridemi -Metabolik sendrom -Safra kesesi hastalıkları -Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri ) -Osteoartri-Felç -Uyku apnesi -Karaciğer yağlanması -Astım ve Solunum zorluğu -Gebelik komplikasyonları -Menstruasyon düzensizlikleri ve Aşırı kıllanma -Ameliyat risklerinin artması -Ruhsal sorunlar -Toplumsal uyumsuzluklar -Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları -Kas-iskelet sistemi problemleri</p><p>-Fastfood obeziteye sebep midir?</p><p>Beslenme düzeni obezitenin en büyük nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Elbetteki Fast-food beslenme bu konuda başı çekiyor. Fast-food gıdaların içerdiği yağ türleri ve kalori oranları nedeniyle obeziteye yol açmaktadır. Özellikle genç nesilden itibaren alışkanlık haline getirilen Fast-food beslenme obez bir nesil yetişmesinde çok etkili olmaktadır. Fast-food beslenmenin bir diğer sakıncası da ayaküstü çok hızlı tüketilmesi ve bu şekilde hızlı yemek yiyen kişin doyduğunu anlamadan daha fazla yemek yemesidir.</p><p>Metebolizmanın yavaş çalışması obeziteyi tetikler mi?</p><p>Vücudumuzun bir metabolizma hızı var. Metabolizma hızı aldığımız kalorileri yakma hızı veya kapasitesidir. Belli dönemlerde ve belli nedenlerle vücudumuzun metabolizma hızı değişkenlik gösterir. Örneğin gençken metabolizma hızımız yüksektir, ancak yaşlandıkça azalır. Metabolizma hızımızın azalması aldığımız gıdaları sindirme ve bu gıdalardan ortaya çıkan kaloriyi yakma kapastesinin azalmasına yol açar. Metabolizma hızını bazı hormonal rahatsızlıklarda azaltır, özellikle hipotiroidi bunun en önemli örneğidir. Hipotiroidi toplumumuzda %10 görülen bir durumdur, tiroid bezinin az çalışması neticesinde tiroid hormon yetmezliği oluşur neticesinde metabolizma hızı azalarak obezitede rol oynar. Tiroid hormon tetkiki  yapılarak gerekli tedavinin alınması ile bu durum düzeltilebilir. Metabolizma hızımızın artırılması mümkündür. Bunun için en yararlı yöntem düzenli spor yapmaktır, ayrıca su tüketiminin artırılması da buna katkı sağlar.</p><p>Obezite cerrahisi hangi hastaları kapsıyor? Neye göre karar veriliyor bu hastalarda  cerrahi işlem yapılıp yapılmayacağına ?</p><p>Cerrahi tedavi için elbette aranan özellikler var hastalarımızda bunlardan bahsedecek olursak ,1) VKİ &gt; 40 ya da VKİ 30 &ndash; 40 arası olması ve bunun yanısıra kilo verme cerrahisi ile iyileşebilecek yandaş hastalık olması ( Hipertansiyon , Tip 2 Diabet, Kolesterol yüksekliği, Uyku Apne Sendromu vs.)Hasta yaşının 18 ile 55 arasında olması.Diyet ve diğer yöntemlerin bir yıldır kilo verme konusunda başarısız olması.İç salgı bezleri ile ilintili hastalık olmaması.Hastanın işlemi anlaması ve uyum sağlaması.Alkol ve Madde bağımlılığı olmaması. Kabul edilebilir cerrahi risk</p><p>12 -19 yaş grubunda şişman olan çocukların istatiksel olarak % 80 den fazlası erişkinlik döneminde de şişman kalacağından bazı merkezler bu yaş grubuna da belli şartlarda cerrahi önermektedir.VKİ nin 50 nin üzerinde yada 40 ın üzerinde eşlik eden yandaş hastalıklarla birlikte olması,iskelet gelişiminin tamamlanmış olmas, işlemi kavrayacak ve uyum sağlayabilecek bilinç seviyesi destekleyici bir aile</p><p>Obezite sınıfına dahil bir hasta geldiğinde ne gibi tedavilerden geçiyor?</p><p>Obezitenin tedavisinde diyet, fiziksel aktivite, davranış tedavisi (beslenme modeli), ilaç tedavisi, kombine tedavi ve cerrahi tedavi gibi çeşitli tipte tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.</p><p>Obezite tedavisinde kullanılan yöntemler 4 grup altında toplanmaktadır.</p><p>1.Tıbbi beslenme (diyet) tedavisi</p><p>Diyet mutlaka kişiye özgü ve ılımlı olmalıdır. Diyet tedavisinde amaç enerji açığı oluşturarak vücut yağ depolarında azalma sağlamaktır. Genelde günde 500-600 kalori kısıtlaması haftada 0.5 kg ve 6 ayda yüzde 10 kadar bir zayıflamaya neden olur. Günlük kalori bölünerek kahvaltıda yüzde 20-25, öğle yemeğinde yüzde 30-35, akşam yemeğinde yüzde 30-35 oranlarında sık yemek yemeleri ve açlık hissinin baskılanması önemlidir.</p><p>2.Egzersiz tedavisi</p><p>Fiziksel aktivite rejimine başlamadan önce mutlaka kalp ve solunum kontrollerinin yapılması gerekir. Ayrıca yürüme mesafesindeki yerler için taşıt kullanılmaması, otobüsten bir durak önce inilmesi, asansör yerine merdiven kullanılması, arabanın mümkün olduğunca uzak yerlere park edilmesi yararlı olabilir.</p><p>3.Farmakolojik tedavi</p><p>Kullanılan ilaçların, sağlık yönünden güvenirliliğinin saptanmış olması, obeziteye neden olan etiyolojiye uygun bir etki göstermesi, kısa ve uzun dönemde önemli yan etkisinin olmaması, bağımlılık yapmaması, bu tür ilaçların mutlaka hekim tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekliliği büyük önem taşımaktadır.</p><p>4. Cerrahi Tedavi</p><p>Laparoskopik Obezite Cerrahisi</p><p>Laparoskopik Obezite Cerrahisi, hastanın aşırı derecede kilolu olması durumunda başvurulan bir yöntemdir. Laparoskopik Obezite tedavisinde, hastanın karnının içini görmeyi sağlayan küçük bir alet aracılığıyla, karında küçük çizik boyutlarında kesikler açılarak yapılır.</p><p>Laparoskopik Obezite Cerrahisinin Avantajlarını da şöyle özetleyebiliriz:</p><p>-Daha hızlı kilo vermek.</p><p>-Hastanede kalma süresinin azalması</p><p>-Ameliyat sonrası daha az ağrı</p><p>-Ameliyat yaralarının daha kısa sürede iyileşmesi</p><p>-Vucutta daha az deformasyon(bozulma)</p><p>-Sosyal hayata daha çabuk geri dönüş</p><p>Laparoskopik Obezite Cerrahisi Öncesi Hazırlıklar</p><p>Öncelikle doktorunuza danışıp, yapılacak testlerle Laparoskopik obezite cerrahisi için uygun olup olmadığınızı öğrenmeniz gereklidir. Ameliyattan 1 ya da 2 gün önce sıvı diyetine başlanır ve katı yiyecek tüketilmez. Gerekli durumlarda kolonlarınızın temizlenmesi ve boşaltılması istenir. Ameliyattan önceki geceden ameliyata kadar hiçbir şekilde katı veya sıvı tüketilmez. Sadece doktorunuzun kontrolünde gerekli ilaçları almanız istenebilir. Ağrı kesici ve kan inceltici ilaçlar bir hafta öncesinden bırakılmalıdır.</p><p>Gastrik Bypass</p><p>Gastrik bypass ameliyatı hem kısıtlayıcı, hem de emilim azaltıcı bir işlemdir. Midenin hacmi küçüldüğü için hastanın gıda alımında azalma sağlanır. Bunun yanında 150-200 cm&#39;lik bağırsağın emilim dışı bırakılması neticesinde, hastada total kalori, protein ve diğer besinlerin emilimi azalmaktadır. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Öncelikle ameliyata midede 30 mililitrelik yeni bir poş oluşturularak başlanır. Ardından 150-200 cm&#39;lik ince bağırsak kısmının emilim bakımından devre dışı bırakıldığı ince bağırsak anastomozu ile  ameliyat sonlandırılır. Gastrik bypass ameliyatı  laparoskopik yöntemle yapılabilmektedir.</p><p>Sleeve Gastrektomi</p><p>Sleeve gastrektomi ya da tüp mide kısıtlayıcı bir ameliyat olup, midenin sol tarafının kısmi olarak olarak çıkarılması işlemidir. Mide sol yan kısmı serbestleştirilmesi işlemi, midenin distalinden proksimaline doğru yapılır. Midenin üst kısmında Fundus&#39;un tamamen serbestleştirilmesi sonrası midenin sol yan kısmının çıkarılması işlemine geçilir. Bu aşamada hastaya ağızdan istediğimiz kalibrasyondaki mide tüpü yerleştirilir. Bu tüpün kenarından stapler dediğimiz cihazlar sayesinde karşılıklı üçer sıra zımbalar ile midenin kapatılması ve ardından kesilmesi işlemi yapılır. İşlem hastada kalan mide kısmının ya ikinci bir kat dikişle kapatılması (bizim tercihimiz bu şekilde) ya da doku yapıştırıcıların stapler hattına topikal uygulanmasıyla tamamlanır. Midenin eksizyon yapılan kısmının karın dışarısına alınmasını takiben küçük trokar yerleri kapatılır ve işlem sonlandırılır. Ameliyat laparoskopik yöntemle yapılabilir.Normal hacmi 1,5-2 L olan mide, bu ameliyat sonrasında 150-200 mL olmakta ve gıda alımında kısıtlamaya neden olmaktadır. Hastada kilo kaybına sadece midenin hacim olarak kısıtlanması değil, aynı zamanda ghrelin hormonunda azalma, tokluk hissinde artma, mide boşalımının hızlanması, ince bağırsak geçiş süresinin hızlanması da etkili olmaktadır. Ghrelin, iştah ve gıda alımını uyarır. Bu hormon, ağırlıklı olarak mide fundus hücreleri tarafından endojen yolla salınmasıyla birlikte, aynı zamanda duodenum, jejunum, ileum, akciğer, böbrek, kalp ve böbrek üstü bezlerinden de salınır. Tüp mide ameliyatında midenin sol kısmının alınması esnasında fundus&#39;ta alınmaktadır. Böylece vücutta en sık Ghrelin hormonu salan bölgenin alınması kişide tokluk hissinde artmaya neden olmaktadır.Amerika&#39;daki Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği aşırı morbid obez hastalar için tüp mide ameliyatını, gastrik by-pass ya da duodenal switch ameliyatlarının ilk aşaması olarak kabul edilebilir bir yöntem olarak tanımlamışlardır. Tüp mide ameliyatı obezite cerrahisi alanında ülkemizde sık uygulanan işlemlerden biridir.</p><p>Ne kadar kilo verebilir hastalar bu yöntemlerle?</p><p>Uygulanan cerrahi tekniklerle hastalar total vücut kilolarının % 65-70&#39;ini verilebilmektedir. Ameliyat sonrası en fazla kilo verme ilk 6 ayda olmakla beraber, kilo verme ameliyattan sonraki 24 ay süresince devam etmektedir. Her hasta için normal kilo seviyesi farklıdır. Cerrahi sonrası istenen hedefe ulaşılmasında bilinçli diyet büyük önem taşır. Biz yaptığımız kontrollerle normal kilosuna geldiğini tespit ettiğimiz hastamızın diyetinde gerekli düzenlemelerle kilo kontrolünü sağlamaktayız.</p><p>Mesela ameliyat çor ağrılı zor bir ameliyat mı? Ne kadar sürede toparlanıyor? Ne kadar zamanda normal hayatına dönüyor hastalar?</p><p>Ameliyat başan sona laparaskopik yapılıyor, karın duvarında 5 adet 1-1.5 cmlik kesiler açılarak gerçekleştiriliyor. Hastalarımız ameliyat sonrası birkaç saat hafif ağrılı bir dönem sonrası 4. saatte ayağa kaldırıp yürütüyoruz. Yani çok ağrılı ameliyatlar değil obezite ameliyatları. Toplam  4 gün hastanede takip ediyoruz. Taburcu ettiğimiz hastalar ortalama bir haftada işlerine dönebiliyorlar.</p><p>Ameliyat sonrası sarkma olur mu?</p><p>Aşırı kilolu hastalarda hastanın yağlanma bölgeleri, cinsiyeti ve yaşına bağlı olarak kilo verdikten sonra sarkmalar olabiliyor. Özellikle sarkmalar karın bölgesi, iç bacak bölgesi ve kollarda olabiliyor. Bunu önlemek adına erken dönemde spor tavsiye ediyoruz, ancak aşırı kilolu hastalarımızda kilo verme hedefi gerçekleştiğinde oluşan sarkmaları estetik olarak düzeltme şansımız var.</p><p>Beslenme alışkanlıkları ameliyat sonrası değişiyor mu?</p><p>Hastalarımızın ameliyat sonrası beslenme alışkanlıkları tamamen değişiyor. Ameliyat öncesi ve sonrası diyetisyenle ortak değerlendirmeler yapıyoruz. Her hasta için detaylı tetkikler sonrasında özel beslenme programları düzenliyoruz. Ameliyat sonrasında hastamızı sağlıkla taburcu ettikten sonra hazırladığımız programa göre beslenmelerini belirtiyoruz. Hastalar ilk 21 gün sıvı gıda alıyorlar, sonraki süreçte normal gıdalara kademeli olarak geçiyoruz. Zaman içinde hastalarımız normal her şeyi yiyebiliyorlar, ancak porsiyonlar mide hacminin küçülmesi dolayısıyla küçülüyor. Bu ameliyatı olan hastalarımız açlık hormonu salgısının azalması nedeniyle açlık çekmeden zorlanmadan kilo verebilmektedir.</p><p>Mesela bir çok tedavi de öncelikle hastanın  iyileşme sürecini kabul edip istikrarlı olması gerekir denilir. Obezitede de durum böyle mi?  Ameliyatın etkisi ne zaman başlıyor?</p><p>Ameliyatın etkisi ertesi gün başlıyor aslında. Bu süreç hastanın vermesi gereken kiloya göre değişkenlik göstermekle birlikte tam sonuç alma süresi farklılıklar gösterir. Bizim hedefimiz hastayı sağlıklı şekilde ve istikrarlı bir biçimde zayıflatmaktır. Hastanın tüm bu süreçte elbette bir takım fedakarlıklar yapması gerekir, ameliyata destek olarak beslenme düzenine uymak ve düzenli spor gerekir. Hastaya ameliyat öncesi yaşayacağı her şeyle ilgili detaylı bilgi vererek ameliyatla birlikte ameliyat sonrası sürece hazırlamak da çok önemlidir.</p><p>Ameliyat sonrası hastalarınızda mutlaka tekrar görüşüyorsunuzdur. Neler değişiyor hayatlarında daha mı mutlular mesela? Ya da inanılmaz hissediyorlar mı?</p><p>Hastalar için çok şey değişiyor tabii ki. Ameliyatın hemen sonrasında düzenli olarak zayıflamaya başlayan hastaların gözlerindeki parıltıyı ilk kontrollerden itibaren fark ediyoruz. Uzun yıllar kilolu olmanın verdiği sağlık problemleriyle mücadele eden, bedensel ve psikolojik olarak yıpranmış birinin uzun süredir görmediği kilolara ulaşması inanılmaz bir mutluluk veriyor. Aralıklı olarak kontrollere gelen ve her geldiğinde zayıflayan hastalarımız zamanla daha özgüvenli daha kendileriyle barışık hale geliyorlar. Belki yıllardır giymedikleri kıyafetleri giymeye başlıyorlar, belki toplumdan dışlanan aşırı kilolu hastalar tekrar aktif sosyal hayata dönüyorlar. Zamanla şeker veya tansiyon hastalığı olan kişiler ameliyat etkisini gösterdikçe bu hastalıklarından kurtuluyorlar. Bazen kilo nedeniyle rahat yürüyemeyen hareketleri kısıtlı hastalar desteksiz yürümeye spor yapmaya başlıyorlar. Kısacası bunlar gibi birçok örnek yaşıyoruz ve hastaların ortak noktası daha mutlu daha özgüvenli daha sağlıklı bir hayata kavuşuyorlar.</p><p>Obezite hastalarının ameliyattan sonra ömür boyu vitamin kullanmak gerekiyor mu?</p><p>Hastalarımız bir süre bazı vitamin ve ilaç desteklerine ihtiyaç duyuyorlar, Tüp mide ameliyatında kalıcı bir ilaç desteği söz konusu değil yaklaşık 3-6 ayda tüm destekleri kesiyoruz. Ancak gastrik By-Pass veya Duodenal switch gibi emilim bozukluğuna yol açan prosedür uygulanan hastalarda uzun süreli vitamin kullanımı gerekebiliyor.</p><p>Obezite ameliyatının riskleri var mı? Obezite ameliyatı yapılmaz?</p><p>Her cerrahi işlem gibi obezite ameliyatının da riskleri var, ancak en büyük bilgi kirliliği aslında burada, çünkü risk aslında o kadar yüksek değil. Sağlık bakanlığının yayınladığı bir genelge var burada açıkça belirtilmiş kriterler var, bunlara istisnasız çok önem veriyoruz. Hastanemiz her türlü donanıma sahip, hastalarımızı başvurduğu andan itibaren oldukça ciddi şekilde değerlendirip hazırlıklarımızı yapıyoruz. Güncel tıbbi gelişmeleri yakından takip ederek en son teknoloji tıbbi sistem ve gereçleri kullanıyoruz . Tüm bunlara dikkat edildiği takdirde görülüyor ki obezite ameliyatlarında risk diğer sıradan ameliyatlardan asla yüksek değil.</p><p>Obezite ameliyatları</p><p>-12 yaş altı beden gelişimini tamamlamamış çocuklar</p><p>-65 yaş üstü yetişkinler</p><p>-ileri derecede akciğer problemi olan kişiler</p><p>-yapılacak işlemi anlayacak zihinsel ve ruhsal durumda olmayan</p><p>- ağır psikolojik rahatsızlığı olan</p><p>-VKİ 35 altında olan</p><p>-Yapılan konsültasyonlar sonucu Endokrinoloji, Göğüs hastalıkları, kardioloji ve anestezi bölümleri açısından ameliyata uygun olmayan</p><p>kişilere bu ameliyatlar yapılmamalı.</p><p>Obezite ile savaşan hastalara son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?Obezite Dünya Sağlık Örgütü tarafından çağımızın en büyük sağlık problemi olarak görülmektedir. Gerek kendisi gerek sebep olduğu diğer hastalıklar açısından toplum sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Sağlıklı, mutlu ve özgüvenli bir gelecek için Obeziteye karşı mücadeleden vazgeçmemeli ve gereksiz korkularla ameliyattan çekinmemeliler.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cagin-hastaligi-obezite-den-kurtulmak-mumkun.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Çağın hastalığı Obezite’den kurtulmak mümkün ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cagin-hastaligi-obezite-den-kurtulmak-mumkun.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Son yıllarda artan intihar olayları ile ilgili dikkat çeken açıklamalar…]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/son-yillarda-artan-intihar-olaylari-ile-ilgili-dikkat-ceken-aciklamalar/25094/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/son-yillarda-artan-intihar-olaylari-ile-ilgili-dikkat-ceken-aciklamalar/25094/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Thu, 14 Dec 2017 21:22:52 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kayseri  24 saatte 3 intihar olayına sahne oldu. İntihar girişimlerinden birin de bir kişi eşini ve 3 çocuğunu vahşice öldürüp, ardından intihar etmek istedi. Sadece Kayseri&#39;de değil komşu illerde hatta ülke genelinde de intiharlar dikkat çekiyor. Örneğin son olarak Sivas&#39;ta da bir polis önce eşini öldürüp ardından da intihar etti. Geride 2 yetim çocuk kaldı. Peki intiharlar neden arttı? İşte bu toplumsal tehdide dikkat çeken Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Bölümü Psikiyatristi Yardımcı Doçent Doktor Yunus Hacımusalar, sosyal ve ekonomik problemlerin insanların ruhunda olumsuz etkiler yarattığını söyledi.</p><p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kayseri Bölge Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, Kayseri&#39;de geçen yıl 55 intihar girişimi ölümle sonuçlandı. İntihar edenlerin yüzde 58,2&#39;sini erkekler, yüzde 41,8&#39;ini kadınlar oluşturdu.</p><p>Mayıs&#39;tan bu yana son 6 ayda 20&#39;nin üzerinde intihar vakası yaşandı. Peki intiharlar neden arttı? Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Sekreteri, Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı Bölümü Psikiyatristi Yardımcı Doç. Dr. Yunus Hacımusalar sosyal ve ekonomik problemlerin insanların ruhunda olumsuz etkiler yarattığını söyledi.</p><p>İşte Doç. Dr. Yunus Hacımusalar&#39;ın Kayseri Olay&#39;a yaptığı özel röportaj:</p><p><strong>Toplum olarak psikolojimiz, içinde bulunduğumuz çağda ne durumda? </strong></p><p>-Genel olarak ruhsal hastalıkların (şizofreni, bipolar duygulanım bozukluğu vs) görülme sıklığı zaman içerisinde büyük değişiklik göstermemekle birlikte stresle ilişkili ruhsal hastalıkların (depresyon, uyum bozuklukları gibi) sıklığında artış olmaktadır. Sosyal ve ekonomik problemler insanların ruhsal durumunu olumsuz yönde etkilemektedir.</p><p><strong></strong></p><p><strong>İntihar vakalarının önüne geçmek için neler yapılabilir?</strong></p><p>Dünya Sağlık Örgütü 2015 yılında Dünya&#39;da 800.000 kişinin intihar sonucu öldüğünü bildirmiştir. İntihar sayısının 2030 yılında bir milyonun üzerine çıkacağı tahmin edilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2015 yılında Türkiye&#39;de 3000&#39;den fazla kişi intihar ederek hayatını kaybetmiştir. İntihar girişimlerinin ise bu sayının yaklaşık 20 katı olduğu tahmin edilmektedir. Tüm bu veriler intiharın günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü tüm ülkelerin ulusal intihar önleme programları olmasının önemine vurgu yapmaktadır. İntiharları önlemeye yönelik, intiharın psikolojik ve sosyal boyutlarını içine alan kapsamlı projelere ihtiyaç bulunmaktadır.</p><p>İntihar olgularının yaklaşık % 90&#39;ına bir ruhsal hastalık eşlik etmektedir. Bu nedenle ruhsal hastalıkların erken dönemde saptanması ve intihar riski olan bireylerin uygun şekilde tedavi edilmesi ayrı bir önem kazanmaktadır. Ancak, intiharla ilişkili damgalanma, intiharların saklanması, riskli bireylerin uygun ruh sağlığı hizmetlerine ulaşmasını engellemektedir.  Toplumun ruhsal hastalıklar ve intihar konularında sağlıklı bilgilenmeleri bu damgalanmayı azaltacaktır.</p><p>TÜİK&#39;in 2015 yılı Türkiye verileri; ateşli silah kullanımının asıdan sonra en sık kullanılan intihar yöntemi olduğunu göstermektedir. İntihar düşünceleri olan kişilerin ölümcül intihar araçlarına ulaşımının kolay olması, intihar oranlarını artırmaktadır. Ateşli silah teminini kısıtlayan yasal düzenlenmelerin yapılması, tüm intihar önleme projelerinin içinde yer almalıdır. Toksik (zehirleyici) maddelere ulaşımın sınırlandırılması, ilaçların reçete ile satılması, köprü korkuluklarının yükseltilmesi gibi sık başvurulan intihar yöntemlerine ulaşılabilirliğin zorlaştırılması, birçok farklı kurumun ortak hareket etmesi ile gerçekleşebilir.</p><p>İntihar, önlenebilecek bir davranıştır. Tüm toplumda insanların intihara eğilimini artıran etkenlerin belirlenerek ortadan kaldırılması, &rdquo;birincil düzey önleme&rdquo;  hedefi olarak belirlenir. Tıbbın her alanında olduğu gibi, birincil önleme toplum düzeyinde uygulanır ve bir hastalık ya da belirtinin ortaya çıkmasının engellenmesi en verimli yaklaşımdır. İntiharın birincil düzeyde önlemesinde temel odak, toplum içerisindeki intihar eğilimlerini azaltmaktır. Birincil önleme, çevresel risk etkenlerinin azaltılması ve kişisel kaynakların artırılması ile mümkündür.</p><p>'En başta yaşam ve özgürlük olmak üzere sağlık, eğitim, yiyecek, barınma ve toplumsal hizmetlerin de içinde olduğu, sağlık ve esenliğe uygun bir yaşam düzeyine kavuşma; yasanın koruyuculuğundan eşit olarak yararlanma; barışçıl amaçlar için toplanma ve dernek kurma; evlenme, mal ve mülk edinme; çalışma, işini seçme özgürlüğü; din, vicdan, düşünce ve anlatma özgürlüğü hakları&rdquo;, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi&#39;nin temelini oluşturur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi&#39;nde belirtilen temel ilkelere uyulması ile intihar davranışı önlenebilir.</p><p><strong>Medya&#039;nın,Dizilerin İnternette bulunan,Sosyal Ortamların  intiharlar üzerinde etkisi olduğunu düşünüyor musunuz? Geçtiğimiz hafta sosyal sayfası üzerinden canlı yayında intihar eden bir vatandaş örneği var Kayseri&#039;de.. </strong></p><p>Tüm kapsamlı intihar önleme projeleri içinde medyanın da önemli bir rolü bulunmaktadır. İntihar haberlerinin medyada ayrıntılı olarak yer alması, dramatize edilmesi, renkli görsel öğelerle sunulması, intiharın nedeni olarak herhangi bir sebep sunularak haberleştirilmesi, intihar riski olan bireyleri olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, medyada intihar haberleri mümkün oldukça yer almamalı; haber yapılacaksa Basın Kanunu&#039;nun 20. maddesine uygun olarak özendirme etkisi yaratmayacak, mümkün olan en yalın şekilde haber yapılmalı; intihar düşünceleri olan kişilerin uygun sağlık hizmetine yönlendirilmesi hedeflenmelidir.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Her intihar veya intihar girişiminin  nedeni birbirinden bağımsız da olabilir elbette bu durumda bu düşünceye giren insanlar için neler önerirsiniz ? </strong></p><p>Yaşamsal kriz dönemlerinde ya da stres altındaki kişilerin pek çoğunda intihar düşünceleri görülebilir. İntiharı düşünenlerin çoğu düşüncesini eyleme dökmez; bununla birlikte bireyin intiharı düşündüğünü bildirmesi ve intihar düşüncesinin ciddiyeti intihar için en önemli risk etmenlerindendir. İntihar düşüncesi olan kişilerin % 34&#39;ünde bunların intihar planına dönüştüğünü; intihar planı olanların % 72&#39;sinin de intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır.  İntihar düşüncesi olanları büyük çoğunluğu intihar düşüncelerini bir yakını veya sağlık personeli ile paylaşmaktadır. Sağlık personeli tarafından kişilere intihar niyeti veya planları özellikle sorulmalıdır. İntihar düşüncesinin sorulması intihar riskini arttırmaz aksine erken müdahale şansı ile intiharı azaltır. Bu kişilerin bir an önce bir sağlık kuruluşuna başvurusu veya psikiyatri uzmanından yardım alması uygun olacaktır.</p><p><strong>Toplumun psikiyatristlere bakış açısının hala olumsuz olduğunu düşünüyor musunuz? </strong></p><p>Toplumun psikiyatristlere bakış açısı ve psikiyatriye başvurmaktan çekinmesi Zaman içinde değişmesine rağmen bu durum halen istenilen ve olması gereken düzeyde değildir.</p><p>Ruhsal hastalıkla ilgili olumsuz önyargılar,  damgalama ve ayrımcılıktır. Aslında burada bir kısır döngü söz konusu olmaktadır. Damgalama, tedavi olanaklarından yeterince yararlanmayı olumsuz etkilerken, yetersiz tedavi ve hastalığın gidişinin kötü olması da damgalamayı körüklemektedir. Toplum içinde herhangi bir nedenle damgalanmak ve olumsuz önyargılara maruz kalmak, stres dolu bir yaşam deneyimi anlamına gelir. Damgalanmış insanlar, önemsiz ve değersiz bir toplumsal kimliğe bürünürler. Bu değersizlik durumu ve bunu izleyen sonuçlar, damgalanmış insanları şiddetli ve süreğen diğer stres etkenlerinin baskısı altında bırakır. Damgalanan kişi önyargı veya ayrımcılığın hedefi durumundadır.  Damgalanmış bir grubun üyelerinin alay edilme, dışlanma, ayrımcılık ve şiddete maruz kalma gibi durumları damgalanmamış insanlara göre daha fazla yaşadıkları konusunda somut kanıtlar vardır. Bu nedenle, damga kişinin benliğine yöneltilen tehditlerin yoğunluğunu ve sıklığını arttırmaktadır. Damganın ikinci ana özelliği, kişinin toplumsal kimliğindeki değersizliğin farkında olmasıdır. Damgalanmış bireyler, diğer insanların kendilerine değer vermediklerinin, saygı göstermediklerinin, onlar tarafından beğenilmediklerinin farkındadır.  Böyle bir durum damgalanmış bireyin benlik saygısına ciddi bir tehdittir.  Damgalanmış insanlara karşı gösterilen ayrımcılık, onların hastane, barınma, eğitim ve iş edinme gibi olanaklara ulaşmasındaki zorluklar damgalamanın en olumsuz sonuçlarıdır. Tedaviyle tam ya da büyük ölçüde iyileşen hastalar da damgalama nedeniyle toplumun dışına itilmektedir. En büyük sorunlarından birisi çalışabilecekleri bir iş bulamamaktır. Oysaki hak ve olanaklar bir toplumun her bireyini kapsamalıdır. Damgalanmış insanların yaşamları, daha zengin ve statüsü daha yüksek olan insanların yaşamlarına göre daha fazla günlük sıkıntılara ve süreğen gerginliklere uğrayabilir. Damgalanmış insanların toplum tarafından reddedilmesi,  yalnızlığa ve toplumsal desteğin azalmasına yol açabilir. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/son-yillarda-artan-intihar-olaylari-ile-ilgili-dikkat-ceken-aciklamalar.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Son yıllarda artan intihar olayları ile ilgili dikkat çeken açıklamalar… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/son-yillarda-artan-intihar-olaylari-ile-ilgili-dikkat-ceken-aciklamalar.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bu normal değil]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/bu-normal-degil/13726/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/bu-normal-degil/13726/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 06 Jan 2017 20:01:32 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaşanan Son terör saldırılarında  bazı vatandaşların sosyal ortamlarda terör saldırılarından sonra ortaya çıkan  görüntüleri paylaşması teröre katkı sağlıyor mu? Şiddet içeren bu görüntülere yayın yasağı / kısıtlama getirilmesi önemli mi?  Ülkemizde Yaşanan son terör saldırıyla ilgili mesleki ve teknik bilgi aktaran Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. İbrahim Ethem Bilici, terör eylemlerinin, teröristler tarafından başlatılıp medyaya tamamlattırılmak istendiğini, o da olmazsa sosyal medya ile vahşetin topluma yayılmaya çalışıldığını belirtiyor ve ekliyor; terör eylemleri, medya ve sosyal medya ilişkisini üç aşamada ele alınabilir. Yönetim açısından, habercilik açısından ve sosyal medyayla birlikte toplum açısından. Hafta&#39;nın Röportajında Bilici&#39;ye terör sonrasında sosyal medya ve paylaşımları sorduk&hellip; Mutlu Hafta sonları Ey Okur&hellip; </p><p><strong> </strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong>Güler Ruhsar AKTAŞ:  Terör eylemlerinin, teröristler tarafından başlatılıp medyaya tamamlattırılmak istendiğini, o da olmazsa sosyal medya ile vahşetin topluma yayılmaya çalışıldığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız ? </strong></p><p><strong>Yrd. Doç.Dr. İbrahim Ethem Bilici</strong>: Evet bunu şu şekilde açıklayabiliriz;  terör eylemleri, medya ve sosyal medya ilişkisini üç aşamada ele alınabilir. Yönetim açısından, habercilik açısından ve sosyal medyayla birlikte toplum açısından</p><p>Yönetim Açısından: Dünyada bütün ülkeler, kamusal düzeni bozarak, devlet otoritesini sarsmaya dönük terör eylemleri ile mücadele ederler. Terör eylemlerinin medyada olanca çıplaklığıyla -kanlı-canlı- verilmesi, bir takım sosyal, ekonomik, siyasal sonuçlar doğurur ki bu toplumun ve devlet yönetiminin aleyhinedir. Bunu önlemek için, kendi kendisine oto-sansür uygulamayan medya kuruluşlarına ilgili devlet birimleri tarafından (Türkiye&#39;de RTÜK ve hukuk sistemi) yasaklama veya kısıtlama getirilir.</p><p>Yayın yasağı ibaresini doğru bir ifade olarak kabul edemeyiz. Çünkü eğer bir terör eylemi olduğunda yayın yasağı olsaydı, medya o konuda hiç bir haber geçmemeli, televizyonlarda tartışma programlarında konu edilmemeliydi. Örneğin BM mi, NATO&#39;da mıydı şuan hatırlamıyorum, bir üst düzey yetkili var,  Terörü hem biz finanse ediyoruz hem de bedelini biz ödüyoruz mealinde rapor hazırlıyor ve ardından, geçtiğimiz ay, aracına binerken silahlı saldırıya uğruyor. Medya bu olayla ilgili sebep-sonuç ilişkisi içinde hiç bir haber yapmadı, olayı örttü, [cover up] işin ilginç yanı sosyal medya da örttü. Batıda bu tip konularda müthiş bir birlik beraberlik görülüyor. Hayran olmamak elde değil. Yani açıkçası, gelişmiş ülkelerde hem medya, hem toplum, hem siyasiler, topyekün herkes; iç güvenlik, ulusal-uluslararası imaj gibi gerekçelerle bir konunun yayınlanması menfaatlere aykırıysa, sessizce bir oto-kontrol, oto-sansür uyguluyor, susup üç maymunu oynuyor. </p><p><strong>Terör saldırılarının ardından  bu kez de gerçekleşen saldırı sonrası görüntüler, sosyal medyada paylaşılmaya başlıyor, sonrasında yayın yasağı geliyor vs. bu konu hakkında neler söylemek istersiniz ? </strong></p><p>Şiddetin medyada tekrarı ve tamamlanmasına karşı Yayın Yasağı değil, Yayın Kısıtlaması mı gerçekleşiyor&#39;. Yayın yasağı&#39; yerine &lsquo;yayın kısıtlaması&#39; denmesi daha doğru olur. Çünkü özellikle kanlı-canlı görüntüleriyle olay mahallinin görüntüleri hariç, geri kalan herşey haber konusu olmaktadır. Olay yerinde parçalanmış veya yanmış bedenlerin gösterilmesi, bunun toplum tarafından görülmesi fayda değil zarar getirir. İnsanların psikolojisini son derece olumsuz etkiler, terör ve vahşete karşı duyarsızlaşma ve normalleşme süreçleri başlar. Örneğin, Bosna Hersek katliamlarından görüntüler ilk geldiğinde toplum çok etkilenmiş ve inanılmaz bir yardım kampanyaları seferberliği başlatılmıştı. Şimdi katliamlar, olağanlaştı, normalleşti, daha büyük katliamlar yapılıyor, insanlar film seyreder gibi seyrediyor. Artık insanlar duyarsızlaştı.</p><p>Tahrik veya Tedbir: Toplumun, çocukların terörden olumsuz etkilenmemesi için yayın kısıtlaması önemli ve gerekli bir tedbirdir. Kaba anlamda sansür olarak kabul edilemez. Ayrıca terör eyleminin ekranı ve gazete sayfasını, ülke gündemini esir almasına da izin vermemek gerekir. Çünkü terör gündeme oturduğunda, borsa, banka, piyasa, toplum baştan aşağı denge kaybetmektedir.</p><p><strong>Peki buna habercilik açısından bakarsak? </strong></p><p>Habercilikte ise  Teröristin başlattığı terör eylemini, medya tamamlamaktadır. Bir terör eylemi gerçekleştirildiğinde eğer medya onu hiç haber yapmamışsa eylem boşa çıkmış demektir. Çocuk haberleri seyreden babasına soruyor: -Baba, ormanda bir ağaç devrilse, medya onu haber yapmasa, ağaç gerçekten devrilmiş olur mu? Cevap medya gerçeğini ortaya koyuyor: -Hayır evladım, yayınlanmamışsa yok demektir! Habercilik anlayışının piyasa ekonomisine endeksi olmaması gerekir. Günümüzde 5N-1K ile nesneye dair haber raporu [news report] hazırlanmaktadır. Oysa özne olarak insan unsurunun odak noktasına alınmasıyla, insanın başına gelenler, sebep-sonuç ilişkisi içinde, duygularıyla, düşünceleriyle insanın öyküsünün [news story] anlatılması gerekir. Böylece sansasyon ve atraksiyon yaratmak üzere haber yapmak değil, olaydan toplumun ibret alması, bu tecrübeden ders çıkartılarak, hataların tekrar edilmemesi, uzman görüşleriyle konuyla ilgili toplumun bilgilendirilmesi ve tedbir almaya motive edilmesi sağlanmalıdır.</p><p>Yani eğitici bir habercilik anlayışından bahsediyoruz. Her gün ekranda, gazete sayfasında fail, meful onlarca insan yüzü ve ismine tanık oluyoruz, ertesi gün unutulup gidiyor. Haber raporculuğundan vazgeçmek gerekiyor. İnsanlar haberlerde ard arda kan, cinayet, yangın, kaza, felaket, terörist geçit töreni görmek istemiyor. Kızım diyor ki: -Baba bu haberlerde hep kötü şeyler var, ama sen hep seyredip duruyorsun. Neden? Çocuğa mesleğim icabı desem de, ne dersem diyeyim, tatmin edici bir cevap veremiyorum. Çünkü kendi gerekçelerim başta kendimi tatmin etmiyor.</p><p><strong>İzlemek istemiyorlar insanlar  diyorsunuz ama yine maalesef ,en çok izlenen ,tık alan haberler de bunlar&hellip;</strong></p><p>Kan varsa, birinci haberdir, çünkü kan varsa satar [If it bleeds it leads]: Anafartalar Çarşısı saldırısında bir muhabir tıpkı kasaptaki but gibi ayağından tutarak kopmuş bacağı kameraya göstermişti. Bu, &lsquo;şiddetin ekranda tekrarı&#39;nı, ekran başında seyrederken saldırıyı düzenleyenler kim bilir ne kadar mutlu olmuş, memnun olmuş, belki de sevinç çığlıkları atmışlardır... Diğer yandan o kopmuş bacağın ait olduğu insanın yakınları kim bilir ne kadar katmerli bir acı yaşamışlardır. Medya onun ölüsüne bile saygı göstermemiştir.</p><p>Kendinizin veya çok sevdiğiniz terör mağduru bir yakınınızın feci şekildeki son görüntülerinin alel-usül yayınlanmasını ister miydiniz? Acaba terörün patronları, kendilerin böyle bir görüntüsünün yayınlanmasını hiç hayal etmiş midir? Terör eylemlerinde medya fail ve mef&#39;ul&#39;e odaklanır, oysa teröre  teknik, taktik ve teknolojik destek veren, finans ve istihbarat sağlayan perdenin arkasındakilere odaklanmak düşünülmez. Sivri sinek başrolde iken, bataklık gözardı edilir.</p><p>Ceset torbası gazeteciliği [Bodybag Journalism] diye bir kavram doğdu. Sansasyon uğruna gazeteci adeta kanlı canlı görüntü avına çıkmaktadır. &lsquo;Ekmeği için&#39; &lsquo;işini yapan&#39; gazeteci teröristin geriye kalanını toplarmış gibi bir manzara vermektedir. Medyada şiddetin bir &lsquo;malzeme&#39; olarak yoğun kullanımı, toplumda bir yandan da habere ve haberciye karşı nefrete sebep olmaktadır.</p><p>Medyanın temel işlevlerinden ilki &lsquo;bilgilendirmek&#39;tir. Ancak bu bilgilendirme işi toplumu endişeye sürükleme, kollektif korku hali yaratma, hatta toplumda infial yaratmaya kadar varabilmektedir. Bu durumda da bir ürünün reklamını yapacak olsanız saniyesi bilmem ne kadar pahalı olan prime-time ekranını bedava terörün reklamına sunmaktadır. &lsquo;Bilgilendirme&#39; aslında &lsquo;yıkıma&#39; sebep olmaktadır.</p><p>O halde yıkım varsa &lsquo;yaptırım&#39; da olmalıdır. Yani medyada rastgele şiddet yayınlamanın caydırıcı yaptırımları olmalıdır, bu sosyal sorumluluktur, kamu yararıdır ama sansür değildir.  Çünkü ekrandaki şiddetin tekrarı çocukları, hastaları, hamileleri korkutmakta, psikolojilerini tahrip etmektedir. Terör böylece masum insanları da cezalandırmaktadır.</p><p><strong>Sosyal medyada bu tür görüntüleri paylaşmanın normal olduğunu düşünmüyorum </strong></p><p><strong>açıkçası&hellip; </strong></p><p>&Egrave;skiden tek yönlü iletişim vardı. Gazete, radyo veya televizyon yayınlar, vatandaş okur, dinler, seyrederdi. Cevap verme, tepki verme veya geri besleme hadisesi yoktu. Ama blog siteleri ve 2005&#39;lerde YouTube&#39;un gelişimiyle artık amatörler de medya içeriği üretip profesyonellere alternatif yayın yapıyorlar. Hem de internet üzerinden küresel ölçekte. Bu durumun adı, Time dergisi tarafından Kullanıcının Ürettiği İçerik [User-Generated Content] olarak kondu. Kullanıcının ürettiği içerik bir baktık ki Arap Karnabaharı&#39;nda kitleleri kışkırttı, büyük olaylar ve bozulan düzenler oldu.  Kullanıcının Ürettiği İçerik, Kullanıcının Ürettiği Çatışma&#39;ya [User-Generated Conflict] dönüştü.</p><p>Tıpkı terör örgütlerinin, büyük devletlerin öncü kuvvetleri olduğu gibi, küresel sosyal medya da bir yumuşak güç olarak sahadadır. Askeriyle, iliştirilmiş gazetecisiyle, diplomasisiyle, uluslararası şirketleriyle sıcak savaşa giremediği ülke veya bölgelerde sosyal medya soğuk savaşı söz konusu olmaktadır. Bunda da yerine göre hedef ülkede organize edilen bölge insanları ve dışarıdan toplananlarla, vesaye savaşı, yerine göre de vekalet savaşı verilmektedir.</p><p>Sosyal Medyada Paylaşım: Sharing or Spreading: Soslu medyada &lsquo;paylaşım&#39; kavramının içi doldurulup doldurulup boşaltılmaktadır. İnsanlar bir dilimi ekmeğini paylaşmayı düşünmezken, kendi hoşuna giden veya yayılmasını istediği meselesini soslu medyada &lsquo;paylaşmaktadır&#39;. Aslında bu paylaşmak değil, paslaşmak, daha doğrusu viral olarak yaymak, propagandadır. Sosyal medya kullanıcıları aslında burada gönüllü olarak, bedava çalışmaktadır.</p><p>Kimi insanlar da sosyal medya üzerinden şöhret kazanmayı hedeflemekte, sahte takipçilerinin sayısının artmış olmasını bir &lsquo;güç&#39; veya başarı olarak görmektedir. Bu kısmen normal kabul edilebilir ama kendi şöhreti için sosyal medya üzerinden terör eylemlerinin kanlı olay yeri görüntülerini yaymanın hiç bir insani izahatı olamaz.</p><p>Şarkılardan, anadamar bilimsel çalışmalara, kapitalist anlayışa kadar her yere yayılan Anı yaşa! [carpe diem] felsefesi, başkalarının hayatını veya felaketini merak etme, bir şeylerin propagandasını yapma, şöhret olma gibi çeşitli dürtüleri insan doğası [human nature] ile açıklamaktadır. İnsan doğası sırf basit zaaflardan mı ibarettir? Bu insanların dostluk, yardımlaşma, dayanışma, imece, yol gösterme, erdem gibi yüksek değerleri yok mudur?</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Bu paylaşımların  sıkıntı halinden çıkması için ne önerirsiniz, sosyal medya da teröre katılıyor diyorsunuz çünkü  ? </strong></p><p>Şiddet bir oyundur oyun da şiddet olabilir: Vurmalı kırmalı, öldürmeli bilgisayar oyunları oynayan, sanal gerçeklik ile yaşadığı dünyanın gerçeği arasında gittikçe incelen çizgiyi fark edemeyen insanlar gerçek hayattaki şiddeti bir oyun, eğlence gibi görebilmektedir. Bu konuda eğitim sisteminden medyaya topyekün tedbir almak üzere müfredat geliştirmeleri, sosyal sorumluluk projeleri ve medya kampanyaları düzenlenmelidir.  Sosyal Medyanın Teröre İştiraki: Ortaköy&#39;deki gece kulübü saldırısında teröre medya destek vermese de sosyal medya üzerinden önemli bir destek verildiği görüldü. Yeni yıl kutlamaları Alevi-Sunni çatışması başta olmak üzere bu topraklarda bilumum moda olan ayrıştırma ve çatıştırma tezgahlarına malzeme edildi. Terörün siyasete malzeme edilmesi bile söz konusu oldu. Bunlar, bu hassas dönemde toplumsal birlik ve beraberliğimiz için çok ciddi tehditlerdir. Terör konusu sosyal sorumluluk bilinci içinde kamu yararı, ülke yararı düşünülerek ele alınmalıdır.</p><p><strong>Teşekkür ediyorum bize zaman ayırdığınız için </strong></p><p>Ben teşekkür ederim çalışmalarınızda ve yayın hayatınızda  başarılar dilerim. </p><p>Röportaj: Güler Ruhsar AKTAŞ / Fotoğraf: Ramazan DANACI </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bu-normal-degil.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bu normal değil ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bu-normal-degil.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yaş 70 ama iş bitmemiş]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/yas-ama-is-bitmemis/13465/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/yas-ama-is-bitmemis/13465/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 30 Dec 2016 18:49:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kayserili bir dağcı olarak Ağrı dağına tırmanan ilk Kayserili Gazeteci Bekir Demirağ, anılarını gazetemize anlattı</p><p>Herkes onu gazeteci kimliği ile tanıyor. Halbuki Meteoroloji Genel Müdürlüğü&#39;nde 1965&#39;li yıllarda çalışırken, kolunun altında gazete satarak gazetecilik mesleğine başlayan emektar gazeteci Bekir Demirağ, bilinmeyen bir yönü ile de dikkat çekiyor. <br />Yaşına rağmen, dağları kendine mesken yapan Demirağ (70) yaşına bakmadan dağcılık sporu ile uğraşıyor. Dağcılık serüveninin bir dağ filmi ile başladığını anlatan gazeteci Bekir Demirağ Erciyes dağına 76 kez çıktığını belirterek, dağcılık sporuna ve yaşantısına dair anılarını gazetemiz Kayseri Olay&#39;a anlattı. Bize kapılarını açan Bekir Demirağ ile hem gazetecilik hem de yaşına rağmen halen de gerçekleştirdiği dağcılık sporuna ilişkin güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.</p><p>İlk olarak kimsiniz, bize kendinizi biraz anlatır mısınız?<br />İsmim Bekir Demirağ. 1946, HimmetdedeKayseri doğumluyum. İlk okulu köyümde Orta okulu Yozgat Yerköy&#39;de, Liseyi&#39; de Kayseri de bitirdim. Açık Öğretim Fakültesi İş İdaresi bölümünü okudum. Devlet Meteoroloji işlerinden personel şefi olarak 1995&#39;de emekli oldum. 1995&#39;ten bu yana Kayseri Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Anlaşacak derecede Almanca biliyorum. Yurt dışı seyahatlerim oldu. Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, İtalya, Yugoslavya, İsviçre, İsrail ve Kıbrıs.</p><p>Gazeteciliğe ne zaman başladınız?</p><p>Bu arada futbola olan büyük ilgim 1965&#39;li yıllarda başladı. O yıllarda gazeteci arkadaşlarımızdan oluşan gayri federe bir takımımız vardı. Kayseri&#39;de 2.Amatör Kümenin ilk temeli o yıllarda atıldı. Bizim takım lige katıldı. Ancak resmi değildi ve takımımız 3.oldu. 1.Amatör Kümeye çıkamadı. Daha sonra babamın devlet memuru olarak başka yere tayin olması nedeniyle Kayseri&#39;den ayrıldık. 1969 yılında Meteoroloji de yapılan Türkiye genelindeki imtihanda 2.olarak Devlet Meteoroloji Müdürlüğü&#39;nde göreve başladım. <br />Denizli, Çardak, Tomarza, Sarıkaya ve son olarak Kayseri&#39;de çalıştıktan sonra emekli oldum. 1995 yılından itibaren de Kayseri de daha önceleri 1965&#39;li yıllarda kolumun atında gazete satarak bu mesleğe başladım. 1995 yılında emekli olduktan sonra da devam ettim. <br />Bugüne kadar Kayseri&#39;de çeşitli gazetelerde çalıştım. &lsquo;Elimden geldiğince, dilimin döndüğünce&#39; şehrimizin gençlerine ve bu topraklara vefa borcumuzu ödemek için elimden gelen her şeyi yapma çabasında oldum.</p><p>Yıllarca yaptığınız gazetecilik mesleği ile tanınıyorsunuz ama bilinmeyen bir yönünüz de dikkat çekiyor, buda yaşınıza rağmen yaptınız dağcılık ve peki bu spora başlangıcınız ne zaman, nasıl oldu? <br />Ben insanın yaradılışından beri dağlara ilgi duyduğunu biliyorum. Bende 1959 yılında Yerköy Ortaokulunda okurken, &lsquo;Spesiyal TrensiMountain&#39; (Dağ) diye bir filmi vardı. Bu filmi izledikten sonra dağların sevdalısı oldum. Ama, dağcılığa geç başladım. 1990 yılında Kayseri&#39;de dağcılıkla iştigal eden Kayserimizin önemli dağcılarından sayın Ali İlik&#39;in ısrarı ile 1990 yılında başlamış olduğum dağcılıkta ilk tırmanışım, 20 Temmuz 1990&#39;da Ali İlik ile birlikte sadece ikimiz Erciyes dağına bir tırmanış gerçekleştirdik. Kıbrıs Barış harekatı ve şehitler tırmanışı yapmıştık. Aşağıya indikten sonra o kadar hırpalanmıştım ki, bir daha kesinlikle bu dağa çıkmam dedim. Ancak, 15 gün sonra tek başıma tırmandım. Dağcılık serüvenim böyle başladı. Şu konuda da kendimle övünmek istiyorum; Ülkemizin çatısı olarak bilinen Ağrı dağına Kayserili bir dağcı olarak Kayseri&#39;den tek ben çıktığım için bu da bana ayrı bir gurur veriyor.</p><p>Türkiye&#39;de hangi dağlara tırmanış yaptınız?<br />Futbolu ve dağcılığı oldukça çok severim. Türkiye&#39;de Ağrı dağı başta olmak üzere çıkmadığım hemen hemen 1-2 dağ kaldı. Bunlardan bir tanesi Hakkari&#39;de yer alan Cilo dağı, çünkü o bölgede terör nedeniyle dağa çıkmaya izin vermiyorlar. Bir diğeri de Niğde yakınlarında ki Demirkazık dağı, oraya da gitmek kısmet olmadı. &ldquo;Erciyes dağına bugüne kadar tam 76 tırmanış yaptım&rdquo;.Ülkemizin büyük dağlarından Toros dağlarının uzantısı olan ve Aksaray&#39;da yer alan Hasan Dağı, Karadeniz&#39;de yer alan Kaçkarlar, Kayseri-Niğde ve Adana illeri arasında uzanan Aladağlara da çeşitli vesilelerle çok fazla tırmanış yaptım. Gazeteciliği bıraksam da spordan vazgeçemiyorum ve en azından izleyerek veya gazetelerden takip ederek sporu takip etmeye çalışıyorum.</p><p>Yurt dışına çıktığında o bölgede bulunan dağlara tırmanış gerçekleştirdiniz mi? <br />Oralara gittiğimde dağlara tırmanma fırsatım olmadı. Ama Alp dağlarını çok yakından gördüm ve gıpta ile baktım. Oradaki tesislerin gördükten sonra, o tesislerin dağlara uygun olduğunu gördükten sonra, Kayserimizde hayata geçirilmek üzere olan Erciyes mastır planında betonlaşmaya doğru gidildiğini görerek, üzüldüm. Orada her şey ahşap ve taştan yapılma. O Ülkelerde durum böyle iken bizde betonlaşma ağırlıklı.</p><p>En çok en çok dağa tırmanmak istersiniz?<br />Eğer dağcılığa geç başlamış olmasaydım. Himalayalara da çıkmak isterdim. Benim hayal dağım İran&#39;daki Demavend dağıydı. Hatta, bu yıl bütün plan ve projemi onun üzerine yapmıştım. 5600 yükseklikte yer alan dağa tırmanış gerçekleştirmek için her türlü anlaşmayı ve angajmanı gerçekleştirmiştim. Ancak, evimde çıkan yangın nedeniyle ertelemek durumunda kaldım. Yoksa Demavende gidecektim. &ldquo;Benim yaşımdan dolayı herhangi bir şikayetim yok!&rdquo;Çünkü ben bu yaşta Erciyes dağına (3917 metre) veya Ağrı dağına (5137 metre) tırmandıysam, Demavend dağına da (5600 metre) çıkarım.</p><p>Erciyes dağına 76 defa çıktığınız söylüyorsunuz, ilk dağ tırmanışınız nasıl oldu?<br />Dağa ilk tırmanışım 20 Temmuz 1990&#39;da oldu. Arkadaşım Ali İlik ile birlikte tırmanmıştık. Geleneksel bir tırmanıştı. Daha sonraları 40-50 kişiyle birlikte Kıbrıs Barış Harekatı için tırmanış gerçekleştirmiştik. Meteoroloji&#39;de çalışırken, arkadaşım gelip bana, ben yarın daha gideceğim, bana eşlik eder misin dedi. Bende arkadaşımı kıramadım ve dağ tırmanışına katıldım. Birlikte ikimiz çıkarak, dağda bayrağımızı açtık. Daha sonra aşağı indiğimizde bir daha buraya gelmem dedim. Ancak, bir çok kez Erciyes&#39;e tırmanış gerçekleştirdim. <br />Devamı önümüzdeki hafta yayınlanacak.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yas-ama-is-bitmemis.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yaş 70 ama iş bitmemiş ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yas-ama-is-bitmemis.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sezaryen Anormal Bir Doğum Değil...]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/sezaryen-anormal-bir-dogum-degil/12657/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/sezaryen-anormal-bir-dogum-degil/12657/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 10 Dec 2016 19:14:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kayseri&#39;nin son günlerde tıp alanında dikkat çeken isimleri arasında yer alan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Doç Dr. Gökalp Öner  ile kadın sağlığını ve özellikle hamilelik sürecini ,en uygun doğum şeklini hangisi olduğunu kök hücre rezervini konuştuk. Bu konularda önemli ipuçları veren Öner, herkesin merak ettiği sorulara dikkat çeken cevaplar verdi. İşte genç, çalışkan, samimi, içten ve en önemlisi güler yüzlü Doktor Öner ile yaptığımız röportajın ilk bölümü.Mutlu Hafta sonları Ey Okur&hellip;</strong></p><p> Güle Ruhsar AKTAŞ; Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?</p><p>Gökalp ÖNER:  1981 Çorum doğumluyum aslen Kayseriliyim. Evli ve 2 çocuk babasıyım. İlkokulu Baldöktü İlkokulu, ortaokulu Küçükçalık Anadolu Lisesi ve liseyi Kayseri Fen Lisesinde tamamladım. Tıp eğitimimi Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesinden aldım ve Haziran- 2005 te fakülteden mezun olduktan sonra Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisasını kazandım. 2006-2011 yılları arasında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında ihtisasımı tamamladıktan sonra 2014 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında çalışmaya başladım. Mart 2015 yılında Doçentlik sınavını geçip Türkiye&rdquo;nin en genç Tıp doçenti oldum. Uzmanlık eğitimi sonrasındaki çalışma döneminde ağırlıklı olarak laparoskopik cerrahi, ürojinekoloji, riskli gebelik takibi ve dört boyutlu ayrıntılı ultrason alanında hizmet verip çalışmalar yapmaktayım. Kendi alanımda 5 tane ödülüm bulunmakta ve yurt içi ve yurt dışı birçok yayın ve çalışmam bulunmaktadır. 2015 Eylül ayından itibaren Memorial Kayseri Hastanesinde Kadın Hastalıkları Doğum Uzman Doktoru olarak çalışmaktayım.</p><p>Röportajımıza kadın hayatının evreleri ile başlayalım mı?</p><p>Kadın olmanın ilk evresi adet görme ile başlar. Puberte dediğimiz ergenlik dönemi 14 yaşından 16 yaşına kadar olabilir. Bu dönemdeki en sık görülen şikayetler adet düzensizlikleridir ve genelde 17 yaşına kadar normaldir. Daha sonra üreme çağı dediğimiz 18-40 yaş arası dönem başlar. Bu dönemde kadın üreme organları gebelik ve doğum için hazırdır. Bu dönemde sıklıkla görülen kadın hastalıkları ise miyom, çikolata kisti, adet dönemi sancıları, polikistik over dediğimiz adet düzensizlikleri, düzensiz kanamalar ve çocuk sahibi olamamak olarak sıralanabilir. Daha sonra menopoz öncesi evre denilen 45-50 yaş arası dönem başlar sık adet görmeler veya adet görmede azalma duygu durum değişiklikleri görülebilir. 50 yaş sonrası menopoz döneminde ise kadınlar yumurta rezervleri tükendiğinden adetten kesilir ve ateş basması, kemik erimesi problemleri baş gösterir. Yaş ilerledikçe zor doğumlara bağlı idrar kaçırma, rahim ve idrar torbası sarkmaları başlar.</p><p>Kadınların en sevdiği şey anne olmak galiba çoğunluğun görüşü bu şekilde yanılıyor olamaz bu kadar çok kadın, anne olmak isteyenler, hamilelik için karar verdiklerinde nelere dikkat etmeliler?</p><p>Evet, annelik çok farklı ve özel bir duygu hatta Tanrının kadınlara verdiği özel bir sıfat. Peygamber efendimizde Cennet Annelerin ayakları altındadır diye bu konuya vurgu yapmıştır. Bundan dolayı anne adayları gebelerimiz bizler içinde çok önemlidir. Tabi ki anne olmak isteyen kadınların bu duruma hazırlıklı olması gerekir. Mevlana&#39;nın çok doğru bir sözü var &ldquo;Arpa ekip buğday biçemezsin&rdquo; gerçekten eğer gebeliğe hazırlık yapmazsan gebelik süresince hem anne adayının hem de bebeğin birçok problemiyle karşı karşıya kalabiliriz. Öncelikle bebekte zeka ve gelişme geriliğine neden olan sigara ve alkol kullanımı mutlaka son verilmeli hatta baba adaylarına bile büyük sorumluluk düşüyor gebelik sadece anneden olmuyor sağlıklı bir gebelik ve bebek için kaliteli bir spermde gerekiyor. Ne yazık ki boş gebeliklerin veya çocuk olamamanın bir nedeni de baba adayının sigara kullanmasıdır. Ayrıca gebelik düşünen çiftler en az 2 ay öncesinden folik asid kullanmaya başlamalılardır. B12 vitamini eksikliği de sık gördüğümüz durular arasındadır ve gebelik öncesi düzeltilmelidir. Anne adaylarının kansızlık, hepatit, gebelikte geçirilmemesi gereken bazı enfeksiyonların tahlillerini yaptırmalı ve gebelik öncesi kansızlığı düzeltilip enfeksiyonlara karşı gebelik öncesi aşıları yapılmalıdır. Günümüzde gösterilmiş ki ülke olarak iyottan eksik beslenmekteyiz ve özellikle bulgu vermeyen guatr&#39;da tekrarlayan düşükler ve bebekte zeka geriliği görülebilmektedir. Mutlaka tiroid fonksiyonlarımıza da baktırmalıyız. Ayrıca kadın doğum muayenesi ile her 5 kadından birinde görülebilen ve gebelikte birçok sıkıntı ile karşımıza çıkan miyom ve kistler için önceden tedavi olmalıyız. Son olarak ülkemizde 5 kadından birinde görülen adet düzensizliği ve tüylenme ile giden polikistik over sendromu kadınlarımızın da yaklaşık beşte biri yardımcı üreme yöntemi ile gebe kalabilmektedir. Bu hastalarımız 6 ay adetin 9. Ve 16. Günü arası eşleri ile düzenli ilişkiye rağmen gebe kalamıyorsa mutlaka araştırılması gerekmektedir.</p><p>Sağlıklı bir gebelik ve bebek için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verir misiniz?</p><p>En az 2 ay öncesi folik asid kullanmaya başlanmalı, sigara alkol kullanıyorsa mutlaka bırakılmalı, kansızlık varsa demir ilaçlarına başlanmalıdır. Gebeliğin insanlara mutluluk vermesi gerekir. Mutlu olabilmesi için de gebelerimizin bu süreçle ilgili her şeyi bilmesi gerekiyor, akıllarında soru işaret kalırsa doğuma stresli giriyor. Doğuma stresli girmek demek ise sezaryen oranlarının yükselmesi demek, normal doğumların iyi gitmemesi demek, komplikasyonların artması demek. Onun için doğumun sağlıklı gitmesi tamamen annenin kafasında bitiyor. Ve ailede doğum sürecinin de sağlıklı yürümesi için anne ve baba adayının kafasında herhangi bir soru işaretinin bulunmaması önem arz ediyor. Burada Kadın Doğum Uzmanına çok iş düşüyor öncelikle anne ve baba adaylarını çok iyi bilgilendirmeli ve kafalardaki tüm soru işaretlerini gidermelidir. Gebeliği süreci düğün gibi özel bir süreç eğer bu süreci hep birlikte götüremezsek işte bu durumda hem gebelik hem de doğum süreci sıkıntıya girebilir. Böyle olması için anne ve baba adayları ile doktorun çok iyi iletişim kurmalıdır. Tıpta hastalık yoktur hasta vardır diye doğru bir düşünce vardır. Kadın doğumda ise hastalık ve hasta yoktur anne olacak kadın baba olacak erkek vardır. Kısacası gebelik ve doğum öncelikle planlı olmalıdır.</p><p>Sezaryen mi normal doğum mu? Söylenildiği gibi sezaryen sayısında artış var mı sizce buna kim karar veriyor?</p><p>Normal doğum yani vajinal yoldan doğum, doğum sürecinin doğal sürecinde gittiğinde oluşan doğumdur. Son yıllarda artan sezaryen oranları ve bu cerrahinin doğal sürecine bağlı artan kanama, enfeksiyon, yapışıklıklara bağlı ağrı, bir sonraki gebelikte tekrar sezaryen olma gibi komplikasyonlardan dolayı insanlar ve sağlık bakanlığı vajinal doğuma tercih ve teşvik etmekteler. Biz de doğum sonrası hızla iyileşme süreci, vajinal yoldan doğum yapan bebeğin bağışıklık sisteminin daha kuvvetli olması, anne ve bebeğin ten temasının erken olması ve sütün erken gelmesi, doğum sırasında bebeğin akciğerlerdeki suyu atıp doğum sonrası yoğun bakım ihtiyacının daha az olması, anesteziye bağlı bebeğin ve annenin yorgun düşmemesi, kanama ve enfeksiyon riskinin daha az olması ve bir sonraki gebeliğinin daha rahat geçmesi nedeniyle normal doğumu tercih ediyoruz. Hatta ilk gebelik muayenesine gelen hastanın bir önceki gebeliğinde normal vajinal yoldan doğum öyküsü varsa biz doktorlarda da doğum süreci konusunda bir rahatlama olmakta çünkü ilk doğumu vajinal yoldan olan gebelerin ikinci ve diğer doğumları daha rahat olmaktadır. Aslında doğum şekli ile ilgili tartışmalarda zaten ilk gebelikle ilgili olmaktadır. </p><p>Ayrıca normal doğum denince akla vajinal doğum gelmektedir doğal olarak ama sezaryenle doğum da anormal bir doğum değildir. Özellikle doğum sonrası hassas bir lohusalık dönemi geçiren annelerin psikolojisi de ben vajinal doğum yapamadım çocuğum sağlıksız mı olacak şeklinde bir inanışla etkilenmekte ve doğum sonu depresyon oranları artmaktadır. İlk önce vajinal doğumu tercih etsek de gerekli hallerde sezaryenle doğumunda gerçekliği aileye anlatılmalıdır. Vajinal doğumda en önemli faktör anne adayıdır eğer bir kadın ben normal doğum yapacağımı inanarak derse yüzde 90 vajinal yoldan doğumunu gerçekleştirir. Bu konularda doğuma hazırlık kursları, &lsquo;doula&#39; denilen doğum koçları yurt dışında sıklıkla tercih edilmektedir. Hatta Amerika&#039;da bazı eyaletlerde Türkiye&#39;deki gibi artmış sezaryen oranlarından dolayı hastaneler doğum paketlerine doula (doğum koçu) hizmetlerini eklemektedirler. Doğum öncesi çatı ve çıkım muayenesi önemlidir. Eğer çatısı ve çıkımı vajinal doğuma elverişli ise ultrasonla bakılan doğum pozisyonu ve bebeğin kilosu normalse her anne adayına vajinal doğum denenir. Doğum sürecinde bebeğin kalp atımlarında bozukluk olmadığı sürece ve etkin ağrılarla doğum ilerliyorsa vajinal doğum gerçekleşir. Hem anne hem de baba adayının en çok endişelendiği durum doğum sırasında olabilecek komplikasyonlardır. Doktor bu konuda aileyi doğum öncesi mutlaka bilgilendirmelidir ve bebeğin sıkıntıya girdiği bir durumda sezaryenle doğumun olabileceği anlatılmalıdır. Doğum için en sık rastladığımız yanlış bilinen doğru bebeğin tahmini doğum tarihidir son adet tarihine göre hesaplanan bugünde 20 gebenin sadece bir tanesi doğum yapmaktadır. 39. Gebelik haftasından itibaren anne adayı doğumu gerçekleştirebilir ve bu tarih ağrıların düzenli başladığı, kanamanın olduğu veya suyun geldiği gündür. Aileler son adet tarihine göre doğum tarihine kendilerini çok fazla şartlamamalılardır. Bir de boyna kordon dolanması mutlak sezaryen nedeni değildir aslında böyle bir tanım kadın doğum kitaplarında da yoktur. İlerlemeyen doğumlarda boyuna kordon dolanması kordonu kısalttığı için bir neden olsa da pratiğimizde boynuna üç kez kordon dolanan hastalarımızda sağlıklı bir şekilde normal doğumunu gerçekleştirmiştir. </p><p>Su içerisinde doğum var bir de Kayseri&#39;de de var mı bu imk&acirc;n bu doğumu nasıl değerlendiriyorsunuz bir hekim olarak?</p><p>Suda doğum aslında bir doğum şekli değil doğumu kolaylaştırma yöntemidir. Doğumu kolaylaştırma yöntemleri var tabi ki suda doğumda bu yöntemler arasında gösteriliyordu ama son yıllarda gösterilmiş ki suda doğum doğumu kolaylaştırmıyor. Doğum öncelikle annenin kafasında biten bir hadise anne ben normal doğum yapacağım derse yüzde 90 doğumunu gerçekleştiriyor. Gebelik sırasında nefes ve doğuma hazırlık egzersizleri işimizi kolaylaştırıyor. Ayrıca ılık duş almak ve doğum sırasında ayakta gezmek ve doğum koçu doğumu kolaylaştırıldığı gösterilmiş yöntemlerdir.</p><p>Bir de düşük ihtimali var? Gerçekten sağlıksız gebelikler mi düşükle sonlanır, bunun için bir önlem alınamaz mı?</p><p>Düşük hem bir kadın için hem de Kadın Doğum Uzmanı olarak benim için gerçekten çok travmatik bir durum hele de ilk gebelikler de başımıza gelince inanın çok üzülüyoruz. Gebeliklerin yüzde ellisi kadın gebe olduğunu bilmeden adetle atılır veya kimyasal gebelik dediğimiz bebek yerleşmeden gebelik sonlanabiliyor. Kalan yüzde ellinin yarısı gebeliğe ilerlerken diğer yarısı düşükle sonuçlanıyor. Düşüğü öngörmek bazı durumlarda mümkün tabi gebelik öncesi polikistik over sendromu gibi durumunu bilirsek progesteron tedavisine başlayabiliyoruz. Rahim ağzı kısalırsa rahim ağzına dikiş atabiliyoruz. Yani gebelik öncesi muayene ve yakın gebelik takibi çok önemlidir. Kadın Doğum Doktorunun bir telefon kadar anne adaylarına yakın olması gerekir. Aradığında ulaşmalı ve gerekli müdahaleyi ve elinden geleni hemen yapmalıdır.</p><p>Haklısınız sağlıksız gebelik düşükle sonlanır, ilk 3 ay düşüklerin en sık nedeni genetik bozukluklardır ve anne rahmi sağlıksız bir gebeliği sonlandırmaya programlanmıştır. Bir de 2&#39;den fazla tekrarlayan gebelik kayıpları vardır. Bunların gebelikten önce araştırılması herhangi bir pıhtılaşma bozukluğu varsa tedaviye gebelik öncesi ve sonrası başlanması çok önemlidir.    </p><p>Çocuk sahibi olmak birçok insanın hayali ama kısırlıkta kimi zaman bazı hayatların realitesi oluyor maalesef&hellip;  Fakat tıp çok ilerledi ve artık çok çeşitli yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabiliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz&hellip;</p><p>Ne yazık ki evli çiftlerin yaklaşık yüzde 15&#39;i bu sorunla karşılaşıyor. Günümüzde çok yeni tedavi yöntemleri var ama en önemlisi varsa bir sorun onu doğru bir şekilde ortaya koymak. Çiftler 1 yıl korunmaksızın düzenli ilişkiye rağmen gebelik elde edemezse bu durumda vakit kaybetmeden doktora başvurmalılar. Özellikle 30 yaşından sonra yumurtalık rezervi azalmaya başlıyor. Son yıllarda kök hücre tedavisi ile yüz güldürücü sonuçlar var.  Gebelik oluşması için temel olarak üç önemli faktör var. Birincisi yumurta rezevi buna adetin 3. Günü ultrason ve hormonlarla bakıyoruz. İkincisi sperm analizi üçüncüsüde sperm ve yumurtanın buluşabilmesi için tüplerin açık olması ve rahmin normal olması gerekmektedir. Bunu da adet bitiminde rahim filmi çekerek anlıyoruz.</p><p>Kök hücre ve yumurta rezervi konularından da bahseder misiniz okuyucularımıza?</p><p>Kök hücre tüm hücrelere dönüşebilen ana hücremiz. Özellikle son yıllarda azalmış yumurta rezervi olan veya erken menopoza girip de çocuk istemi olan hastalar için yeni bir umut. Yumurta rezervinin yaşla azaldığını biliyoruz özellikle 30 yaş sonrası azalmaya başlıyor azalma hızı 35 yaşında giderek artıyor ve 40 yaş sonrası dramatik olarak düşüyor. Yumurta rezervine adetin 3. Günü yapılan ultrason ve hormon tahlili ile fikir sahibi olabileceğimiz gibi Antimüllerian Hormon (AMH) kan testi ile de bakabiliriz. AMH 0.5&#39;in altında ise azalmış yumurta rezervini gösterir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sezaryen-anormal-bir-dogum-degil.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sezaryen Anormal Bir Doğum Değil... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sezaryen-anormal-bir-dogum-degil.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[“AMACIMIZ FARKINDALIKLA, KADINA ŞİDDETİ HER ALANDA ÖNLEMEK”]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/amacimiz-farkindalikla-kadina-siddeti-her-alanda-onlemek/12165/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/amacimiz-farkindalikla-kadina-siddeti-her-alanda-onlemek/12165/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 26 Nov 2016 19:39:45 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi tarafından öncülük edilen &ldquo;Tutunduklarımız İstanbul Sözleşmesi&#39;nin&rdquo; tanıtımı geçtiğimiz hafta yapıldı. Kentte faaliyet gösteren bazı kadın dernekleri bu konuda harekete geçerek kadınların sözleşme hakkında bilgi sahibi olması için adeta seferber oldular. Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şube Başkanı Ayşe Uzunlu, 'İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ile ilgili temel ve hukuki güvence özelliği taşıyan en önemli uluslararası belgelerden biridir. Bu nedenle bu sözleşmenin gereği yapılmalıdır. Tüm kişi ve kurumları bu konuda desteğe davet ettiklerini söyledi ve İstanbul Sözleşmesi hakkında haftanın röportajında sorularımıza yanıt verdi. İşte Ayşe Uzunlu ile yaptığımız röportajımızın ilk bölümünü bu hafta sizlerle buluşturuyoruz &hellip;</p><p>Mutlu hafta sonları ve şiddetsiz sevgi dolu günler Ey Okur&hellip;</p><p>Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?</p><p>Ben Ayşe Uzunlu. 20 yıldır Türk Kadınlar Birliği için çalışmaktayım. 16 yıldır Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi Başkanlığını yürütmekteyim. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olup aktif eczacı olarak çalışmaktayım. Kayseri Ticaret Odası Disiplin Kurulu, Kayseri Kent Konseyi Yönetim Kurulu, İl İnsan Hakları, TOBB Kayseri Kadın Girişimciler Kurul üyeliği gibi çeşitli kurumlarda görev aldım ve bazı görevlerim devam etmektedir. Brüksel, Stockholm, Marsilya&#39;da düzenlenen çeşitli kadın odaklı eğitim projelerinde eğitim aldım. Seçim dönemlerinde NTV, CNN Türk, Haber Türk ve TRT&#39;de konuk olup Kayseri ve kadınlarla ilgili sorularla gündemi değerlendirdim. Yazılı basında birçok röportaj ve söyleşiler yaptım. 2011 yılında kurumlar arası işbirliği, aile içi şiddet konusunda eğitici eğitimine katılıp eğitici belgesi aldım. Alınan bu eğitimlerle okullarda aile içi iletişim, eşler arası diyalog eğitimi vermekteyim. Evli ve iki çocuk annesiyim. Bir de torunum var.</p><p>Türk Kadınlar Birliği kadınlara katkı ve fayda sağlayacak ilgili birçok çalışmada aktif olarak rol alıyor bu güne kadar yaptığınız en önemli çalışmalardan özetle bahseder misiniz?</p><p>1930 yılında kadınlarımız, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını yasayla kazanmıştır. Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi, aynı yıl 11 Nisan&#39;da İstanbul&#39;da büyük katılımlı bir miting düzenlemiştir. 1933 yılında kadınların, köy ihtiyar heyetlerine seçme ve seçilebilme, 1934 yılında ise, TBMM&#39;ne girebilme haklarını elde etmeleri üzerine, 7 Aralık 1934 günü, Kadınlar Birliği ikinci büyük kadın mitingini düzenlemiştir. Türk Kadınlar Birliği, 1935 yılında Cumhuriyetin ilk uluslar arası Dünya Kadınlar Birliği toplantısına ev sahipliği yapmıştır.</p><p>Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi, Avrupa Kadın lobisi Türkiye Koordinasyonu yürütme kurulundaki görevini de iki dönemdir sürdürmektedir. 2005&#39;ten beri BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi&#39;nin (CEDAW) Türkiye Sekretaryasını yürütmektedir. 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesini tanıtıp yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak için  &ldquo;Tutunduklarımız&rdquo; AB Projesini hayata geçirmiştir. Bu proje 1 Şubat 2016- 31 Ocak 2017 tarihleri arasında Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi tarafından yürütülecektir. Türk Kadınlar Birliği 2002-2004 yılları arasında Türk Ceza yasasının değişmesi sırasında 300 kadar kadın STK ile birlikte aktif çalışmış olup 30&#39;u aşkın maddenin değiştirilmesini sağlamıştır.</p><p>Genel Merkezin çalışmaları sürerken Kayseri Şubesi olarak biz de yasa konusunda toplantılar yaparak farkındalık oluşturma ve bilgilendirme toplantıları yaptık. Şubat 2008&#39;de Kayseri&#39;de İç Anadolu Bölgesi CEDAW toplantısını yaparak bu konuda STK ların tespit ettiği sorunları raporlayıp genel merkez ile paylaştık. Çok sayıda AB projesinde ortak olarak dezavantajlı durumda olan kadınlar için güçlendirme, girişimcilik, meslek edinme konusunda çalışmalarda bulunduk. (Örn..Senfoni, Mızrak  Duruşlu Kadınlar, Güne Bakanlar vb.) Eğitimde 4+4+4 sistemine geçişte bu sistem ile kız çocuklarının eğitiminde kesinti yaşanabileceği ve çocuk gelin sayısının artması  endişelerimizi kamuoyu ile paylaştık. 2014 yılında Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi olarak Kayseri&#39;deki kadın dernekleri, siyasi partilerin, derneklerin ve sivil toplum örgütlerinin kadın kolları temsilcilerinin katılımı ile 18 kuruluş &ldquo;Kayseri&#39;de Yaşayan Kadınların Yerel Yönetimlerden Beklenti ve Talepleri&rdquo; konulu bir çalıştay gerçekleştirdik ve sonuç bildirisini 8 Mart &lsquo;da basın toplantısı ile kamuoyu ile paylaştık. Nisan 2016 da İç Anadolu Kadın Buluşmasına Kayseri Türk Kadınlar Birliği olarak ev sahipliği yaparak &lsquo;&#39;GÜÇLÜ STK&#39;&#39;  nasıl olur konusunda eğitim ve atölye çalışmaları yaptık.</p><p>Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi 1996 yılından beri öncelikle kadın haklarında farkındalık  yaratma, bilinç oluşturma konularında çalışmalar yapmaktadır. Kadın sağlığı konusunda mevcut bilgiyi artırmak adına firma veya hastane işbirliği ile kadınlar için sağlık eğitim programları düzenlemektedir. &ldquo;Okullar Hayat Olsun&rdquo; projesi kapsamında okullarda aile içi iletişim, eşler arası diyalog ve şiddet farkındalık eğitimi vermektedir. Okumayı teşvik etmek amacı ile okullara kitaplık kurup; bu okullara kitap ve kırtasiye yardımı yapmaktadır. Kadınların yönetim kademelerinde ve siyasette yer almaları için tanıtım ve destek programları yapmaktadır. Örneğin kadın muhtar adayları ve belediye başkanlığına aday olan kadınlar için basın toplantısı yapıp, tanıtımlarını sağlayarak adayları cesaretlendirmiş ve desteklemiştir. Özetlemek gerekirse; Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi, kadınların sosyal hayattaki yerlerini ortaya koyarak, bu durumun iyileştirilmesi ve bu yolda yeni adımların  atılması için kadın birlikteliğini benimsemiş olarak çalışmalar yapmaktadır.</p><p>Şimdi yeni bir proje var gündemde kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin, bu bağlamda öncelikle &ldquo;Tutunduklarımız&rdquo; İstanbul Sözleşmesi nedir ve bununla ilgili detaylı bilgi verebilir misiniz? </p><p>2011 Yılında ilk imzalayanı olmakla övündüğümüz İstanbul Sözleşmesi, Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi olup,  açılımından da anlaşılacağı üzere odak noktası; ev içi şiddet dahil kadına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddetin önlenmesidir. Eşitlik ve Şiddetin önlenmesi mücadelesinde çok önemli bir güvence getiren bu sözleşme tıpkı CEDAW gibi,  bizleri güçlü kılan &#039;&#039;tutunduğumuz&#039;&#039; bir sözleşme olmasından hareketle Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezimiz, bu sözleşmenin herkes tarafından bilinmesi, öğrenilmesi ve yaygınlaştırılması için bir Proje kapsamında bu çalışmalara başlamış ve yürütmektedir. Bu proje 1 Şubat 2016- 31 Ocak 2017 tarihleri arasında Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi tarafından yürütülecektir. Proje kapsamında yedi coğrafi bölgede İstanbul sözleşmesi ile ilgili eğitim tüm illeri kapsayan bir çalışma ile kadın hak temelli örgütlere verilmektedir. Bu kapsamda 19-20 Ekim 2016 tarihinde İç Anadolu Bölgesindeki eğitime Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesinden üç kişi, Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği ve Kayseri Kadın Dayanışma Derneğinden birer kişi katılmıştır. Eğitimde İstanbul Sözleşmesi, savunuculuk, lobicilik, izleme ve stratejik plan yapma, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu konulu eğitimler alınmıştır. Bu eğitimler sonunda eğitime katılan dernekler tarafından Kayseri&#39;de uygulanacak program hazırlanmıştır.</p><p>İstanbul Sözleşmesi neden bu kadar önemli?</p><p>Kadın Hakları ve Şiddete yönelik ulusal ve uluslararası birçok sözleşme olmasına rağmen, İstanbul Sözleşmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Anayasanın 90.ncı maddesine göre taraf olunan uluslar arası sözleşme hükümleri kanun hükmündedir. Türkiye bu sözleşmeye taraf olduğu için hükümlerinin uygulamakla yükümlüdür. İç hukukta bu sözleşmenin imzalanması sonrası hazırlanıp yürürlüğe giren 6284 sayılı ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlemesine dair kanunun 1.nci maddesinde İstanbul Sözleşmesinin esas alındığı açıkça belirtilmiştir. Ayrıca, bu sözleşme ile sözleşmeyi imzalayan ülkelere yükümlülükler tanımlanmış, aynı zamanda Uzmanlardan oluşan İzleme Komitesi oluşturularak takibine imk&acirc;n tanınmıştır. Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddet Uzmanlar grubu (GREVİO) İzleme Yöntemi adı altında çalışan bu ekip, taraf ülkeler temsilcilerinden kurulmuş olup, uluslararası kriterlere uygun sorular hazırlanarak, ülkeler mahallinde ziyaret edilerek ve bizim gibi Sivil Toplum Kuruluşlarının raporlamaları değerlendirilerek, yeni önerilerde bulunabilmekte, tavsiye kararlar alabilmektedir. Yani sözleşmenin gerçek yaşama uygulanırlığı takip edilebilmektedir.</p><p>Hak temelli bir Kadın Sivil Toplum Kuruluşu olarak, sözleşmenin gereğini takip etmek, yükümlülükleri olan kurumlara hatırlatmak, izleme yaparak veriler toplayıp GREVİO soruları çerçevesinde gölge raporlar hazırlayarak, sözleşmenin uygulanırlılığını sağlamak adına bize de büyük görev ve sorumluluk düştüğünün bilincindeyiz.</p><p>Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet tanımlamaları kimleri kapsıyor?</p><p>Kadınlar derken burada cinsiyeti kadın olan, her yaştan, her ırktan, her renkten, her dinden, her dilden, her siyasi görüşten, her ulusal veya sosyal kökenden, belgesi olmayan kadınlar dahil sığınmacı ve göçmenler, cinsel yönelimi farklı olan bireyler dahil kadınları ve tabii ki 18 yaş altı kız çocuklarını da kapsıyor.</p><p>Sözleşme kadına yönelik şiddete hangi perspektiften bakıyor?</p><p>İstanbul Sözleşmesi açıkça kadınlara yönelik şiddetin kadın erkek eşitsizliğinden, toplumsal cinsiyet ayırımından kaynaklandığını, dolayısıyla da bu olgu ile mücadele için cinsiyet eşitliğine yönelik, her alanı kapsayan, kapsamlı politikalar yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Kadına yönelik şiddetin sebebi olarak artık,  erkeklerin ruhsal yapısı, yetiştiği toplum, fiziksel koşullar vs. nedenler üzerinden değil, az önce söylediğim gibi kadın erkek arasındaki güç eşitsizliğinden kaynaklı bir sorun olduğunun altını çiziyor. Toplumun her alanında kadın erkek eşitliğinin sağlanması gerektiğini söylüyor. Bu bakış açısı bizim için çok önemli, zira kadın cinayetlerinde dahi haksız tahrik ve iyi hal indirimlerinin en üst sınırdan uygulandığı ülkemizde, bu bakış açısı ile yasaların çıkarılması ve uygulama sürecinde gerekli cezalara mahk&ucirc;m edilmelerini sağlamak için devlete ve biz STK&#39;lara sorumluluk yüklemekte.</p><p><strong>İstanbul Sözleşmesi Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesinde nasıl bir yaklaşım sergiliyor?</strong></p><p>İstanbul Sözleşmesi;  kadınlar ve erkekler arasında tarihsel bir güç eşitsizliği olduğunu, bunun kadınlara karşı ayırımcılığı doğurup beslediği, kadınlara yönelik şiddetin bu ayırımcılığın yansıması olduğu ve şiddetin var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin somut göstergesi olduğunu vurgulamaktadır. CEDAW&#39;a paralel olarak, taraf devletlere kadınların güçlendirilmesi yükümlülüğünü de getirmektedir. Şiddetle mücadelenin bütüncül politikalarla olacağı, bunun için kadınların ekonomik olarak da, siyasi olarak da güçlenmesi gerektiği, bunun yasalarla desteklenmesi temel yaklaşımıdır. Yani sözleşme,  kadına yönelik şiddet tanımını uluslararası bağlayıcı bir yasa haline getirmekte ve kadınlar için şiddetten arındırılmış bir yaşam hakkı düzenlemektedir. Bunu da sistematik denetim, raporlama ve yerinde inceleme ile uygulanabilir kılmaktadır.</p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong>İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetin önlenmesinde somut olarak nelere dayanıyor, nasıl bir yol çiziyor?</strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'><br /> Sözleşmede dört temel dayanak var. Birincisi; kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi. Uzun dönemde kadına yönelik şiddeti önlemenin ön koşulu, kadın erkek eşitliğini sağlayacak bir zihniyet yapısının oluşturmaktır ve zorunlu unsuru eğitimdir. Yine şiddete uğrama tehlikesi olan kadınlara yönelik olarak alınması gerekli tedbirleri ayrıntılı biçimde belirliyor. İkinci önemli dayanak; her türlü şiddet mağduru olan kadınların korunması konusu. Sözleşmede bu alanda yasalar (6284 Sayılı Yasa gibi), uygulama ve sağlanması gereken hizmetlere ilişkin düzenlemeler de mevcuttur. Üçüncü dayanak ise kadınlara şiddet yaşatanların etkili kovuşturma ve cezalandırılması meselesi. Burada da devletin ne tür yasalar yapması, hangi davranış ve uygulamaları evrensel değerleri de dikkate alarak şiddet sayıp cezalandırması gerektiği belirlenmiştir. Sözleşmenin dördüncü ayağı ise aslında tüm bunların uygulamasına yönelik olan çok yönlü, çok boyutlu siyasal ve stratejilerle yaklaşma gereği. Bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi&#39;nde, devletin bütün alanlarda bütüncül politikalarla eşgüdümlü ve etkili çalışmalar ortaya koyması gerekiyor. Kamu Kurumlarının toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi perspektiflerinin olması, bütçelerinde ve programlarında bu konuya yer ayırması şiddetle mücadelede zorunlu unsurlardır. </p><p><strong> </strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong>Kadına şiddet bütün yönleriyle kadına uygulanan şiddeti ele almıyor mu? Niçin ayrı bir ev içi şiddet tanımlaması yapılma ihtiyacı duyuldu?</strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'> </p><p>Sözleşmenin orijinal dili olan İngilizcede ev içi şiddet terimi kullanıldığından Türkçe resmi çevirisindeki aile içi şiddet terimi kullanılmamıştır. Ev içi şiddet, aile içi şiddeti de kapsayan daha geniş bir tanımdır. &ldquo;Kadına yönelik şiddet&rdquo; ve özelde &ldquo;aile içi şiddet&rdquo;; boyutları, türleri ve farklılıkları ne olursa olsun, bölge ve coğrafya ayırt etmeksizin tüm dünyada kadınların karşı karşıya kaldıkları ortak bir sorundur. Toplumsal bir olgu olan kadına yönelik şiddet, temelde kadın-erkek arasındaki güç ilişkisinden kaynaklı kadın mağduriyetine dayanan bir insan hakları ihlalidir. Sözleşme bu haliyle kadınlara yönelik her tür şiddeti; cinsel şiddeti, ev dışında, iş yerinde, sokakta, çarşıda, savaş halinde ve ev içinde kadınlara yönelik her tür şiddeti kapsıyor. Biliyoruz ki ev içindeki şiddetin çok büyük bir kısmı kadınlara yönelik şiddet. Ancak diğer bireylere -çocuklara, yaşlılara- yönelik şiddetin de varlığı yadsınamaz. İstanbul Sözleşmesi diyor ki &ldquo;İsteyen devletler bu sözleşmenin bütün hükümlerini diğer ev içi şiddet mağdurları için de uygulayabilir.&rdquo; Ancak, kadınlara yönelik şiddete ilişkin politika ve önceliklerden ödün vermemek koşuluyla, daha kapsamlı olması amacıyla yapılmış bir tanımlamadır.</p><p><strong>&ldquo;Kadına yönelik şiddet eşitsiz güç ilişkilerinden&rdquo; mi kaynaklanıyor gerçekten? </strong></p><p>Evet. Kadına şiddetin aslında kadın erkek eşitsizliğinden kaynaklandığını ve onun yol açtığı bir davranış biçimi olduğunu görmemiz gerekiyor. Kadın erkek arasındaki güç eşitsizliği fiziksel, ekonomik, sosyal ve siyasal yaşama katılım gibi birçok konuyu kapsamaktadır. Siyasette, eğitimde, ekonomik alanda, aile içi yaşamda kısaca her alanda bu eşitsizliğin karşısına çıkılması, eşitsizliği giderici politikaların yapılması ve uygulanması, eşitlik yaklaşımının ciddi bir şekilde genel bakış açısına yerleştirilmesi gerekiyor.</p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong> </strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong>İstanbul Sözleşmesi 2011 de imzalandı, o zamandan bu yana uygulamada bir sıkıntı olduğunu düşünüyor musunuz? Bu sözleşmeden İstenilen verimi aldınız mı?</strong></p><p>Sözleşme 2011 yılında imzalanmıştır ancak,  taraf olan diğer ülkeler gibi ülkemizde de Ağustos 2014 yılında yürürlüğe girmiştir. Yürürlük sürecinde gerekli yasal zeminin oluşturulması ve bu alanda yenilikçi çalışmalar oldu ise de, halen uygulama aşamasında sorunlar yaşanmaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinin en temel güvencesinin etkili ve caydırıcı yasal düzenlemelerin olduğu bir gerçektir. Bu düzenlemelerin en mükemmelinin bile uygulanmadığı, izlenmediği ve kullanılmadığı takdirde yazılı olarak var olmalarının önleyici bir etkisi olmayacağını da biliyoruz. Ülkemizde mevcut yasal düzenlemelerin şiddeti önlemek ve şiddeti göreni korumak anlamında (bazı eksikleri olmakla birlikte) iyi bir donanıma sahip olduğunu söylemeliyiz. Ancak uygulamada, mahkemeler tarafından verilen tedbir kararları şiddet mağdurlarının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Şiddetle mücadele şiddetten korunmaya ihtiyaç duyan mağdurların omuzlarına yüklenmiştir. Şiddet vakalarını derinlemesine inceleyecek kadına yönelik şiddete ilişkin özel ihtisas mahkemeleri oluşturulmalı, bu &ldquo;şiddet mahkemelerinde hakim, savcı, sosyal araştırmacı, psikolog, pedagog gibi uzman kadrolar atanmalıdır. Sözleşmeye rağmen Kadına yönelik şiddet sadece bir asayiş sorunu olarak ele alınmakta, toplumsal bir sorun olarak görülmemektedir. Kadınların yaşam mücadelesini kolaylaştırıcı bu yasal düzenlemelere ilişkin olarak toplumun bilinçlendirilmesi ve şiddete karşı hassasiyetle gösterilmesi gereken tavır ve duruşun oluşturulması için bizler ve tüm hak temelli kadın örgütlerinin işbirliği çalışmaları çok önem arz etmektedir. Verim almak için bu çalışmalarda kamu yetkililerine, ulusal ve yerel medyaya, tüm kurum ve kuruluşlara ve gerekirse kadınlara tek tek ulaşmaya çalışarak sözleşmenin getirdiği hak ve sorumlulukları anlatacağız.</p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong> </strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong>Devlet üzerinde yaptırımın olması için denetimler nasıl yapılmalı, ne tür bir çalışma yürütülmeli?</strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong> </strong></p><p>Bunun için öncelikle sözleşme kapsamında Devletin yükümlülüklerini iyi bilmeliyiz. Devletin, Toplumsal Cinsiyete Duyarlılık konusunda, Kadınların Güçlendirilmesi konusunda, Kapsamlı, Eşgüdümlü ve Bütüncül Politikalar İzleme, Yeterli Mali ve Beşeri Kaynaklar Tahsis Etme yükümlülükleri vardır. Biz bu yükümlülükleri ne kadar iyi bilirsek, ilgili kurumlara yükümlülüklerini hatırlatmak, takip etmek adına yapılacak ziyaretler o kadar anlamlı ve sonuca odaklı olur. Ayrıca GREVİO&#39;nun hazırladığı sorular çerçevesinde oluşturulacak &#039;&#039;gölge raporlar&#039;&#039;ın daha gerçekçi olması ve sözleşmenin yaptırım gücü kullanılarak yaşama geçirilmesi sağlanır.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>GREVIO bireysel başvuru alacak mı?</strong></p><p>GREVIO&#39;nun bireysel başvuru alma yetkisi yok, genel bir soruşturma açma yetkisi var. İstanbul Sözleşmesi&#39;nde GREVIO&#39;ya bireysel başvuru değerlendirme,   yani tek tek vaka temelinde soruşturma yapma yetkisi tanınmamıştır. Ancak şu an bile GREVIO&#39;ya bireysel başvurular geliyor. Bunlar söz konusu devlet değerlendirileceği zaman GREVIO&#39;nun dikkate alacağı bilgiler olarak saklanıyor. Öte yandan, İstanbul Sözleşmesi&#39;ne göre acil ilgi gerektiren, vahim ve yaygın ihlaller durumunda GREVIO&#39;nun ilgili devlete yönelik genel bir soruşturma açma yetkisi var. Bu bireysel başvuru için açılacak bir soruşturma değil; yaygın ve vahim, kadınlara karşı şiddet durumlarında açılabilecek bir soruşturma.</p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong>Siz TKB Kayseri Şubesi olarak bu sözleşmeye dair aldığınız eğitim ve yaptığınız çalışmalardan biraz bahseder misiniz?</strong></p><p class='yiv0703831528msonormal'><strong> </strong></p><p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonunun işbirliği ve katkısı ile Genel Merkezimizin   &#039;&#039;Tutunduklarımız: İstanbul Sözleşmesi &#039;&#039; projesi ile sözleşmenin tanıtımı ve yetkili kurumlar tarafından kurumsal düzeyde ortaya konulan çaba ve yapılanların takibi ile pratik düzeyde hayata geçirilmesi için verilen eğitimlere biz de katıldık.</p><p>Bu kapsamda Nevşehir&#039;de gerçekleştirilen 2 günlük Eğitim Seminerine TKB Kayseri Şubesi olarak ben ve dernek üyelerimizden Nilüfer Bıçakcıoğlu, İlknur Özal, Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği üyesi Demet Kalkmaz ve Kayseri Kadın Dayanışma Derneği üyesi Eylem Sarıoğlu olarak beş kişi katıldık. Bu çalıştayda İstanbul Sözleşmesi, savunuculuk, lobicilik, izleme ve stratejik plan yapma, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu konulu eğitimler aldık. Bu eğitimlere yönelik atölye çalışmalarında bulunduk. Böylece alınan eğitimin hayata geçirilmesi için Kayseri&#39;de uygulanacak faaliyet programını hazırladık. Faaliyet programımıza göre; İstanbul Sözleşmesi &ldquo;Tutunduklarımız&rdquo; projesinin tanıtımı ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenledik.</p><p><strong>Sözleşmenin anlaşılması, daha geniş kitlelere ulaşması için neler yapacaksınız, etkinlik planınız nedir? Kaç kadın örgütü ile çalışma yürüteceksiniz onlar hakkında da bilgi vermeniz mümkün mü? </strong></p><p>Genel Merkezimiz proje kapsamında 81 ilde tanıtıma dair eğitim seminerleri düzenleyerek bize öncülük etmiştir. Yine Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi tarafından yapılması gereken faaliyetlere yönelik programlar hazırlanarak tüm şubelere gönderilmiştir. Buna göre; kentimizdeki hak temelli diğer kadın örgütlerine çağrıda bulunulacak ve alınan eğitimlerin yaygınlaştırılması sağlanacaktır. Bu amaçla dernek temsilcileri ve uzmanlar davet edilerek atölye çalışmaları yapılacak; sözleşmeyi anlatan ve açıklayan broşürler bütün ilgililere ulaştırılacaktır. Hak temelli kadın örgütleri, akademisyenler, kamu görevlileri ve medya ile temasa geçilecektir. Eşitlik ve kadına yönelik şiddet konularında eylem planları hazırlanacaktır.</p><p>Ayrıca, kamudaki sözleşme uygulamaları takip edilecektir. Kamu kurumlarına  (Valilik, Belediye, İl ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri gibi)  ziyaretler düzenlenecek, sözleşme kapsamında yapılmakta olan çalışmalarla ilgili bilgi paylaşılacaktır. Bu ziyaretler sırasında kamu ve hak temelli kadın kuruluşları ile yapılabilecek iş birliği çalışmaları değerlendirilecektir. GREVIO&#39;nun sivil toplum örgütleri ile de görüşeceği dikkate alınarak gölge raporlar oluşturulacaktır.</p><p>Bu faaliyetlere eğitime katılan Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi, Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği ve Kayseri Kadın Dayanışma Derneğinin yanı sıra basın toplantısına davet ettiğimiz Türk Anneler Derneği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği projenin tanıtımına destek verecektir. İstanbul Sözleşmesinin Kayseri yerelinde uygulanması Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi koordinatörlüğünde söz konusu derneklerle birlikte yürütülecektir. Sözleşme ile ilgili ilk eğitimler de bu derneklerin üyelerine verilecektir.</p><p><strong>Teşekkür ediyorum bize zaman ayırdığınız ve bilgilendirdiğiniz için &hellip;</strong></p><p>Ben teşekkür ederim size ve gazetenize açıkçası son olarak şunu eklemek isterim bizler umutluyuz ve Kayseri&#39;de düzenlediğimiz sizin de takip ettiğiniz basın toplantısına katılım oldukça yüksekti. Yansımalarını da gazete ve TV&#39;lerde gördük. Çok mutluyuz. Çalışma paydaşlarımızla birlikte (Türk Kadınlar Birliği, Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği, Kayseri Kadın Dayanışma Derneği, Türk Anneler Derneği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği) İstanbul Sözleşmesi&#39;nin anlatılması, yaygınlaştırılması, izlenmesi çalışmalarımızı faaliyet planımız doğrultusunda gerçekleştirmeye devam edeceğiz.Emek koyan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p><p>Röportaj: Güler Ruhsar  AKTAŞ</p><p>Fotoğraf: Hüseyin GÖKTAŞ </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/amacimiz-farkindalikla-kadina-siddeti-her-alanda-onlemek.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ “AMACIMIZ FARKINDALIKLA, KADINA ŞİDDETİ HER ALANDA ÖNLEMEK” ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/amacimiz-farkindalikla-kadina-siddeti-her-alanda-onlemek.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[“ DEVLET DİŞ SAĞLIĞINI GENEL SAĞLIĞIN İÇERİSİNE ALMALI”]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/devlet-dis-sagligini-genel-sagligin-icerisine-almali/11537/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/devlet-dis-sagligini-genel-sagligin-icerisine-almali/11537/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sun, 06 Nov 2016 12:22:49 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Ağız ve Diş sağlığının insan hayatındaki önemi oldukça büyük. Peki, sağlıklı dişlere sahip olabilmek için nelere dikkat etmemiz gerekir. Diş beyazlatma nasıl yapılmalı?  Günlük diş bakımında nelere dikkat etmemiz gerekir? Diş fırçası ve macun seçimini neye göre yapmalıyız? Diş konusunda doğru bildiğimiz yanlışlar nelerdir? Gece ağrıyan diş için nasıl bir önlem alabiliriz? Ağız sağlığımıza toplum olarak gereken hassasiyeti gösteriyor muyuz? İnsanlar  dişçi  korkusunu nasıl yenebilir? Tüm bu soruların cevabını ve daha fazlasını bu hafta siz Kayseri Olay Gazetesi okurları için  Diş Hekimliğine yıllarca emek veren Doktor Mustafa Uyan&#39;a sorduk. Mutlu hafta sonları Ey Okur&hellip;</strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong>Güler Ruhsar AKTAŞ:  Bize kendinizi tanıtır mısınız?</strong></p><p>Mustafa UYAN:  1956 yılında Kayseri&#39;de doğdum. İlk Orta ve Lise  tahsilimi Kayseri&#39;de tamamladıktan sonra üniversite tahsilimi İzmir&#39;de Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde tamamladım. Daha sonra Kayseri&#39;ye dönerek 1980 yılında ilk muayenehanemi açtım, serbest diş hekimi olarak görevimi icra etmeye başladım. Halen aynı şekilde çalışıyorum. Evli ve 2 çocuk babasıyım.</p><p><strong>Neden Diş hekimi olmayı tercih ettiniz? </strong></p><p>Diş Hekimi olmayı bilinçli olarak tercih etmedim. Üniversite sınavından sonra  okul tercihleri yapılırken 2. Tercih olarak Diş Hekimliği Fakültesini yazmıştım o tercihim gelince de Diş Hekimi oldum ama  uzun yıllar verdiğim işimi severek yapıyorum.</p><p><strong>Ülkemizde kişilerin ağız sağlığına verdikleri önem yurtdışına oran ile sizce ne durumda?</strong></p><p>Ülkemiz ağız sağlığının korunması açısından henüz çok geride. Girerek bir bilinçlenme var elbette. Eskiye göre bizde de ilerleme var. Fakat daha  çok mesafe kat etmemiz gerekiyor. Devletin diş sağlığını , genel sağlığın içerisine alarak destek olması gerekiyor. Sadece devlete ait  ağız ve diş sağlığı merkezlerinde  verdiği diş hizmeti ile vazifesini tam anlamıyla yaptığını düşünmüyorum.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Hastanenizde diş alanında verdiğiniz hizmetlerden bahseder misiniz?  </strong></p><p>Hastanemizde ağız, diş ve çene hastalıklarının tedavisi ile ilgili her türlü hizmet ve donanımımız mevcuttur. Ortodonti, dolgu ve kanal  tedavileri, diş eti ve çene kemiği hastalıklarının  tedavileri, çocuk dişlerinin tedavisi, protez cerrahi ve implant tedavileri uygulanmaktadır.</p><p><strong> Ağız ve diş sağlığının önemi nedir?</strong></p><p>Ağız sağlığı, genel sağlığın bir parçasıdır. Hatta genel sağlığın başlangıcıdır. Ağız sağlığının temin edilemediği her durumda, öncelikle beslenme bozuklukları ve buna bağlı hastalıklar ortaya çıkar. Ayrıca her türlü diş iltihapları, böbrek ve kalp kapağı iltihaplarına yol açmaktadır. Ağız sağlığına dikkat edilmemesi kalp krizlerinin de tetikçisi olabilir.</p><p><strong>Diş beyazlatmak nedir?  Ne kadar zamanda bir yapılabilir? Maliyeti ne kadar?</strong></p><p>Diş beyazlatmak : çeşitli ilaç ve metotlarla dişin renginin daha beyaz hale getirilmesidir. Kullanılan ilaçların diş minesi üzerinde kimyasal ve fiziksel etkileri vardır. Bu nedenli sık sık yapılması doğru değildir. Ortalama sekiz ila on yılda bir yaptırılabilir. Ayrıca sigara içenlerde dişin tekrar sararması çok kısa zamanda gerçekleşeceği için, bu işlemi yaptırmamalarını tavsiye ederim. Maliyeti kaç seans uygulanacağına bağlı olarak değişebilir. Dişin orijinal renginin koyuluğuna göre 2-3 seans gerekebilir. O zamanda maliyeti değişir. Ortalama seans ücreti ise 300 TL gibi bir rakamdır.</p><p><strong>İnternet&#39;te ve marketlerde diş beyazlatma ürünleri oldukça fazla, evimizde diş beyazlatma işlemi yapabilir miyiz? Bu sağlıklı bir uygulama mı? </strong></p><p>Ev tipi diş beyazlatma malzemeleri vardır. Fakat bunlar sanki macun ve fırça gibi şirin ve masum gösterilmektedir. Bu çok yanlıştır. Hele sık sık tekrarlanması daha kötü sonuçlara yol açabilir. Çünkü bu maddeler diş etinde hasarlara yol açmaktadır. Diş hekimi beyazlatma yaparken diş etini koruyucu bir bariyer ile kapatarak ilacı uygular. Evde bunu yapma şansınız yoktur, bu nedenle bu uygulama oldukça sakıncalıdır.</p><p><strong>Günlük diş bakımımız nasıl olmalı? Daha beyaz dişler için nelere dikkat etmeliyiz?</strong></p><p>Günlük diş bakımı birisi sabah kahvaltısından sonra bir de yatmadan önce olmak üzere en az iki kere  dişlerimizi fırçalamakla yapılabilir. Dişler etinden ucuna doğru fırçalanmalıdır. Yan fırçalama kesinlikle sağlıksızdır. Dişler fırçalandıktan sonra ağza sudan başka bir almamak lazım. Bunun yanı sıra özellikle sık dişlerde diş arası temizliği için diş ipi kullanılmalıdır. Son azılar ve 20&#39;lik dişler bölgesi her zaman ihmal ediliyor orası da daha özenli temizlenebilir.  Daha beyaz dişler için günlük bakımın sürekli yapılması başta sigara olmak üzere, dişleri boyayıcı maddelerden kaçınılması ve 6 ayda bir düzenli kontrole gidilmesi gerekir.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Diş fırça ve macun seçimi için vereceğiniz öneriler nelerdir?</strong></p><p>Fırça ve macun amaca göre seçilir. Öncelikle büyük başlık olmamalıdır. Diş eti sağlığına göre sert, orta veya yumuşak tiplerdeki fırçalardan birisi seçilebilir. Sert fırça sağlıklı diş eti olanlar için idealdir. Macunlar ise; hassasiyet için diş eti sağlığı için ,çürük önlemek için genel bakım için olanlardır kişi kendine en uygun olanını seçip kullanmalıdır. Bunun için de diş hekiminizden tavsiye alabilirsiniz. Çocuklarınızı 3 yaş civarında diş fırçalamaya alıştırmak gerekir. Onlara yönelik temizlik ürünleri ile dilerini temizlemeyi öğretin fakat bu konuda da dikkat çok önemlidir. &ldquo;Siz dişinizi fırçalamıyorsanız onlardan da fırçalamasını beklemeyin &rdquo;Çünkü çocuklarınız sizden gördüklerini yaparlar. Anne baba dişlerini düzenli fırçalarsa çocukta onlardan gördüğünü yapar ve dişlerini fırçalar. Bir de diş macunu reklamlarındaki gibi diş fırçasının üzeri dolana kadar sıkılmamalıdır. Bu mide bulantısına yol açar, israftır, gereksizdir. Macun fırça üzerine mercimek kadar konulmalıdır.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Sizce bakımlı ve beyaz dişlerin sosyal hayatımızdaki yeri nedir?</strong></p><p>Temizliktir çünkü temizlik sonrasında ağız kokusuna yol açan  gıda artıkları, çürükler ve iltihaplar olmayacağı için  toplum içerisine sosyal hayata rahat girmemizi sağlar. Konuşurken, gülerken sizi itici değil sempatik gösterir insanın kişiliğinin gelişmesinde bile bunların önemli olduğunu düşünüyorum.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Biz toplum olarak sağlık konusunda  Alternatif Tıp&#39;a yatkınız bunlardan bir tanesi de yine diş konusunda bildiklerimiz bunlar hakkında neler söylemek istersiniz? </strong></p><p><strong> </strong></p><p>Sizin de belirttiğiniz gibi, toplumumuzda alternatif tıpa yatkınlık biraz fazladır. Ağız sağlığında da benzer uygulamalar yapılıyor. Kimisi uzun tecrübelere dayandığı için doğrudur fakat bazıları da yanlış olabiliyor. Doğru olanlarda da doz ayarlaması yapılamadığı için onlar da aslında yanlıştır. İlaçlar biliyorsunuz yıllarca üzerinde denemeler yapılarak piyasaya sürüldüğü için hepsinin doz ayarlaması yapılmıştır. . Fakat bu otlar çöpler  doz ayarlaması yapılmadan kullanıldığı için sıkıntılıdır. Faydalı olanları yok mu? Elbette ki vardır. Karbonatla gargara çürüğü önleyici yanı olduğundan faydalıdır. Halk arasında kaynatılmış papatya suyu ile gargara diş etlerine faydalıdır. Karanfil diş etinde rahatlatıcı etkiye sahiptir. Fakat karanfil yağının anormal kötü bir etkisi vardır ki çok şiddetli bir alkoldür. Karanfilin dahi ağızda çok emilmesi doğru değildir. Çok şiddetli bir alkol. Eczanelerde satılan ürünü sadece doktorun uygulaması gerekir. Vatandaşlar eczaneden alıyor kendine uyguluyor. Fakat bu diş etlerini yakıyor. Aspirin koyuyorlar. Aspirin diş etlerini öldürüyor. Diş etleri bembeyaz oluyor. O yüzden bu tür uygulamaları doktor yapmalı. Çok çaresizken ufak tefek önlemler alınabilir ama onları da yine doktor tavsiyesi ile yapmak gerekir. Zeytin çekirdeği koyanlar var o yüzden bir sürü kırık dişle uğraşıyoruz biz.</p><p><strong> </strong></p><p><strong> Bir de çoğumuzun kabusu olan gece ağrıları var. Gece diş ağrılarında rahatlama için ne tavsiye edersiniz? </strong></p><p>Gece diş ağrılarında en büyük rahatlatma su alarak olur. Bu 3-5 dakikalık bir rahatlama sağlar ama iyi bir temizlik yapılırsa diş üzerinde siniri sıkıştıran bir madde vardır. O yüzden gece ağrır onu alabilme şansı olursa ağrı rahatlar. Günümüzde gece 12&#39;ye kadar kalan nöbetçi hekimler var.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Çürük diş ne gibi hastalıklara sebebiyet verir? </strong></p><p>Çürük dişlerin yol açtığı hastalıklar konusunda bir takım bilgiler verdim fakat bunları detaylandırmamız gerekirse şunları söyleyebiliriz. Çürük dişler çok çeşitli hastalıklara yol açar bunlar : Her türlü diş eti, diş kökü ve çene kemiği apseleri, boğaz iltihapları, bazı tür sinüzitler, mide ülseri,nefes yolu ve yutak iltihabı,şiddetli gece ve gündüz ağrıları,böbrek iltihapları, kalp kapağı iltihapları,çene kemiklerinde kistler,tükürük bezi iltihapları, yumuşak dokularda yaralar ve daha bir çok hastalık&hellip;</p><p><strong>Okullarda  yapılan flor vernik uygulaması hakkında neler söylemek istersiniz ? </strong></p><p>Okullarda çocukların yeni çıkan daimi veya süt dişlerine flor vernik uygulaması yapılıyor. Bu çok gerekli yapılması şart olan bir şeydir fakat kanun gereği ailelere danışılması ve onay alınması gerekiyor. Onay evlere ailelerde gönderildiğinde bir terslik varmış gibi düşünüyor veliler. Demek ki kötü yanı var ki bizden onay istiyorlar gibi yanlış düşünce içerisine giriliyor. Hiçbir mahsuru yoktur aksine flor dişin daha sert yapıya sahip olmasını çürüğe daha dayanıklı olmasını sağladığı için kullanılması şart olan bir şeydir. Bütün diş macunlarından flor vardır. Bizim kullandığımız diş macunlarında da flor vardır. İçtiğimiz su da bile flor var. Flor öyle zararlı bir madde değildir her şeyin aşırısında olduğu gibi onunda aşırısı zararlı. Ailelerin çocuklarına flor vernik uygulaması yaptırmasında mahsur yoktur aksine şarttır.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Hastalarınız ile sohbet konunuz genellikle neler oluyor? Bir de dişçi koltuğu korkusu olanlar var onların bu korkusunu yenmesi için ne tavsiye edersiniz?</strong></p><p>Hastalarımla sohbet konumuz günün şartlarına göre değişim gösterebiliyor. Bazen ekonomik bütçe, bazen sosyal ve siyasi konular, çok uzun zamandır tanıdık olanlarla geçmiş anılar, hastalarımızın köyü, işi, gücü, birçok konuda sohbet edebiliyoruz.</p><p>Dişçi korkusuna gelince bu korku  toplum içinde yapılan abartılı konuşmalar ve anlatılan olaylarla körükleniyor. &ldquo;Bir diş çektirdim öldüm öldüm&rdquo; &ldquo; Bağırta bağırta kanal tedavisi yaptılar&rdquo; gibi duyumlarla doldurulmuş olarak gelen hastanın sakinleştirilmesi de zor oluyor haliyle. Hasta önce telkinlerle evde rahatlatılmalı. Çok korkan hastalarıma ( özellikle çocuk hastalar için)  evde hazırlanın gelin diyorum. Aile evde anlatınca çocuk biraz daha rahatlamış olarak geliyor ve daha rahat hareket ediyor.</p><p><strong>Diş hekimlerinin de kullanılan aletler konusunda  takip ettiği bir &ldquo;moda&rdquo;sı var mıdır?</strong></p><p>Diş hekimliğinde aletlerin bir modası yoktur ama her yeni çıkan teknolojinin getirdiği kendine has alet kullanımı bir yerde mecburi gibidir. Dolayısıyla o yeni aletleri de alıyoruz bu da bir nevi moda gibi aslında.</p><p><strong>Diş hekimliği dışında sanatla da uğraştığınızı biliyoruz. Sanat ve başka hobileriniz ve sevdiğiniz şeyler nelerdir?</strong></p><p>2016 yılı itibariyle 36 yıllık Diş Hekimiyim. Sanat hayatım çok öncelere uzanır. Fakat bilimsel olarak sanata adım atmamın da 36 yıllık bir geçmişi vardır. Yani mesleğimi icra etmeye başlarken aynı zamanda bilimsel musiki eğitimine de başlamıştım. 36 Yıllık musiki hayatımda, öğrencilik, öğretmenlik, çalgı aleti sanatçılığı, koro şefliği yaptım. Ayrıca Türk Sanat Musikisi bestek&acirc;rıyım. Bugün itibariyle 140 civarında bestem var. Bunlardan 30&#39;dan fazlası TRT repertuarına alınmıştır.  Halen Kayseri Büyükşehir belediyesi konservatuarında  &ldquo;Prozodi ve beste teknikleri&rdquo; dersi vermekteyim. Yeni bestek&acirc;rların yetişmesi için uğraşıyorum.  Ayrıca yine konservatuarımız bünyesinde kurulmuş olan Türk Sanat Musikisi Kent Korosu&#39;nun da koro şefiyim. Hem hekimlik hem sanat hayatımı bu şekilde yürütüyorum.</p><p><strong>Bize zaman ayırdığınız için ve verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyor meslek ve sanat hayatınızda başarılar diliyoruz.</strong></p><p>Ben de Kayseri Olay Gazetesi Ekibine bana bu fırsatı verdiği için teşekkür ediyor, yayım hayatınızda başarılar diliyorum.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/devlet-dis-sagligini-genel-sagligin-icerisine-almali.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ “ DEVLET DİŞ SAĞLIĞINI GENEL SAĞLIĞIN İÇERİSİNE ALMALI” ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/devlet-dis-sagligini-genel-sagligin-icerisine-almali.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Gamzekusur mu? Güzellik mi ? ]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/gamzekusur-mu-guzellik-mi/11197/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/gamzekusur-mu-guzellik-mi/11197/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sun, 16 Oct 2016 20:00:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Estetik operasyonlar son zamanlarda arttı. Başta yüz ve burun estetiği olmak üzere vücudun çeşitli yerlerine birçok estetik operasyonla müdahale edilebiliyor.Peki nedir estetik cerrahi? Gerçekten bu alanın en çok faydalananı kadınlar mı? Estetik cerrahların etik davranması için nelere dikkt etmesi gerekir? Meme kanseri ve sonrasında ortaya çıkan psikolojik etkiler nelerdir?Botox, cilt gençleştirme ve göz kapağı estetiği operasyonları. Gamze bir kusur mu yoksa güzellik mi?  Bütün bu soruları ve daha fazlasını   Acıbadem Plastik Cerrahi Uzmanı Doktor Umut Özbebit&#39;e sorduk. Mutlu hafta sonları Ey Okur ....</p><p>Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</p><p>İsmim Umut Özbebit ,   1971 yılı Kayseri doğumluyum.Babam Ağırnas lı annem ise Felahiye lidir.ilk öğrenimim bir kısmını Kayseri de Şükrü Malaz İlköğrenim okulunda yaptıktan sonra İzmir&#039;e taşındık.İlköğrenimim kalan kısmını ve orta lise ve üniversite öğrenimini İzmir de tamamladım.İzmir Ege üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra  ilk olarak Kastamonu ili araç ilçesinde devlet hastanesinde 2 yıl çalıştım.daha sonra İzmir ili Selçuk ilçesinde 4 yıl Belevi sağlık ocağında doktor olarak görev yaptm.Uzmanlık sınavı sonrası Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi plastik cerrahi bölümünü kazandım.Yaklaşık olarak 6,5 yıl asistanlık dönemimden sonra Van devlet hastanesinde plastik cerrahi uzmanı olarak görev yaptım. Daha sonra Van özel Medisina hastanesinde çalıştım.2011 yılında  yeniden Kayseri ye döndüm ve özel Avrupa hastanesinde daha sonra da Özel magnet hastanesinde çalıştım.son olarak 18 aydır Acıbadem hastanesinde plastik cerrahi uzmanı olarak çalışmaktayım. 19 yıllık evliyim ve 3 çocuğum var.</p><p>Bu mesleği neden seçtiniz ve başlangıç hik&acirc;yeniz nedir?</p><p>Doktor olmayı küçüklüğümde çok istediğimi hatırlarım, annemin elinden tutarak yürüdüğümü ve hastaneye giderken ya da gelirken ona hep doktor olmayı istediğimi söylediğimi halen anımsayabiliyorum. Sanırım o dönemlerde hastanedeki insanların bekleyişleri,çaresizlikleri,acı çekmeleri beni bu konuda çok fazla etkiledi diye düşünüyorum. Lise tahsilimin son yıllarında da tıp fakültesi dışında bir tercihim olmadı. Tıp fakültesi dönemlerimde psikiyatri,genel cerrahi ve plastik cerrahi beni çok fazla etkilemiştir. Tıp fakültesi bitiiğinde ve farklı şehirlerde pratisyen doktor olarak çalıştığım dönemde ise plastik cerrahi ve psikiyatri benim için en cazip uzmanlık alanlarıydı.Ancak yapılan işin radikal olması,sonuçların daha hızlı ve net görülmesi,ameliyathanenin dayanılmaz çekiciliği sanırım plastik cerrahiyi seçmemde ana unsur oldu benim için.</p><p>Hastalarınızla estetik operasyona karar verme aşamasında nelere dikkat ediyorsunuz?</p><p>Hastalarım estetik operasyon için başvurduklarında ilk olarak onların ne istediğini ve ne problemleri olduğunu anlamaya çalışırım. Geliş nedenleri bir sağlık problemi yok sa sadece estetik kaygılarmı? Hastam ile konuştuktan sonra detaylı bir muayenesini yaparım ve kendisinin ifade ettiği problemi ortaya koymaya çalışırım. Hastamın probleme bakış açısı ile benim bakış açım mutlaka aynı olmalıdır ki ben sorununu tedavi edebileyim.Daha sonra hastamın sistemik diğer problemleri ile ilgili sorgulamamı yaparım. Eğer ameliyat olmasına engel olacak ya da ameliyatı geciktirecek problemleri varsa mutlaka önce bu sorunların çözülmesi için gerekli olan tedavileri yaparım sonra ameliyatımı gerçekleştirim. Sigara içen hastalarda ise ameliyat sonrası mutlaka sigarayı en az 10 gün yasaklıyorum. Hasta bunu kabul etmez ise ameliyatını yapmıyorum. Acil olarak gelen hastalarda ise (yanık,travma,kesi gibi) böyle bir değerlendirmeye gerek yoktur.Hastalarımın yapılacak olan ameliyatlardan bekledikleri sonuçların mutlaka gerçekçi olması gerekmektedir. Gerçekçi olmayan sonuçları beklemek gerek hasta gerekse benim için son derece sıkıntılı dönemler yaşanmasına neden olacaktır. Bu nedenle ameliyat öncesi sonuçlarla ilgili hastalarımla mutlaka beklentileri açısından bir görüşme yaparım ve hastamın beklentisini karşılayabileceksem ameliyatını yaparım.</p><p>Estetik cerrahiden faydalananlara baktığımızda çoğunluğunu kadınların oluşturduğunu görüyoruz. Sizce kadınlar güzellik konusunda baskılanıyor mu?</p><p>Estetik cerrahiden sanıldığı gibi kadınların faydalanma oranları erkeklere göre ezici miktarda fazla değildir.Değişen sosyokültürel ve ekonomik şartlar çerçevesinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de erkeklerin estetik kaygılarındaki değişim yapılan estetik amaçlı ameliyatlarda erkek hasta oranlarında ciddi artışları da beraberinde getirmiştir. Örnek vercek olursak daha önce ki yıllarda jinekomasti (erkek tipi meme büyümesi) ameliyatı sayılarım senede 15 kadar iken bu yıl bu yaptığım jenekomasti ameliyat sayısı 60 oldu. Bu artış tüm erkeklerde estetik amaçlı olarak yapılan ameliyatların tamamında görülmüştür. Kadın hastalarımızın sayısı her geçen gün daha da artmaktadır . Bundaki artış sebebinin güzellik açısından baskılanma olduğunu düşünmüyorum. Ben kadın hastalarımda bu ameliyatları %90 oranında kendileri için yaptırdıklarını gözlemledim. Çok az oranda kendisini topluma daha güzel göstermek için bir kadın hasta ameliyat olmaktadır. Zaten aslolan yapılan ameliyatın çevre ya da diğer kişiler için değil hastanın kendisi için olması esastır. Hiçbir insan başkası için ya da üzerinde hissettiği baskı için ameliyat zahmetine girmemelidir. Sağlıklı olmak hepimizin en önemli hazinesidir.</p><p>Peki, bu işin bir de psikolojik boyutu var. Mesela insanların psikolojisi değişime nasıl karar veriyor sonra bu değişimi nasıl kabulleniyor?</p><p>Psikolojik olarak değişime karar vermek aslında son derece zor bir karardır. Hastalar bu kararı vermeden önce uzun süre düşünürler, araştırılar ve güvendiği kişilere danışırlar.Bu tarzda bir araştırma yapan hastanın son kararını kendisinin vermesi son derece önemlidir. Fakat hastanın ek sağlık problemi varsa (örneğin burun şeklinden mutlu olmayan hastanın aynı anda nefes alma zorluğuna neden olan burun içi eğriliği mevcutsa) o zaman kara vermek çok daha rahat oluyor.Ameliyat sonrası olan değişimleri ise hasta zaten istediği için kabullenmek son derece çabuk ve hızlı olabildiği gibi süreç içerisinde zamanla kabullenmek ve yeni şekline kendini alıştırmak için bazen biraz beklemek gerekebiliyor.Çünkü hangi ameliyat olursa olsun vücudun kendisini tam olarak iyileştirme süreci her kişide farklı olmakla beraber 6 ay ile 2 yıllık süre gerektirebilmektedir.</p><p>Sosyal medya sizce estetik algısı ve sağlık konusunda insanların düşünce ve davranışlarını etkiliyor mu?</p><p>Sosyal medya toplumda yaşayan her bir bireyi az ya da çok iyi ya da kötü mutlaka etkilemektedir. Toplumsal davranışlar üzerinde bile son derece etkili olan sosyal medyanın kişilerin bireysel güzellik algılarını etkilememesi imk&acirc;nsızdır. İnsanlar yenilikleri, farklılıkları artık sosyal medyadan takip etmekte ve aldıkları kararları ya da yaptırdıkları ameliyatları buradan paylaşmaktadırlar. Alınan pozitif sonuçların paylaşılması diğer insanlar üzerinde bu operasyonların yapılabilirliğine ve güvenilirliğine dair pozitif ve tetikleyici bir etki oluşturmaktadır. Sonrasında ise bu işlemi yaptıran ya da ameliyatını olan hasta başka insanları yine sosyal medya üzerinden etkilemektedir.</p><p>Estetik cerrahi doğala yakın olmayı mı sağlar yoksa yapay bir güzellik mi katar?</p><p>Estetik cerrahide amaç en doğala yakın sonuçları elde etmektir. Bazen hastaların doğal duruma uymayan istekleri olmaktadır. Burada cerrah kendisi ve hasta için en doğru kararı vermelidir. Yapılan her işlemde hastanın ve doktorun sorumluluğu mevcuttur çünkü. Tabi ki burada doğallık tanımının plastik cerrahi uzmanı tarafından çok iyi, anlatılması ve hasta tarafından da çok iyi anlaşılması gereklidir. Aşırıya kaçan istekler ve buna yönelik işlemler doğallığı tamamen bozacağı gibi sonrasında istenmeyen sonuçlara da yol açmaktadır. Peki, doğal kavramını nasıl tanımlayacağız? Unutmayalım ki her insanın farklı bir yapısı, bambaşka bir yüzü ve ayrıcalıklı bir genetik yapısı mevcuttur. Genel vücut ve yüz oranları bu konuda bizler için yol gösterici olabileceği gibi ulaşmaya çalıştığımız sonuçlar açısından da yardımcı olacaktır.</p><p> Estetik cerrahi uygulamalarını plastik cerrah olmayan doktorların da yaptığı şeklinde zaman saman söylentiler oluyor bunun doğruluğu var mı varsa zararı nedir?</p><p>Estetik, plastik ve rekonstrüktif cerrahi çok çok uzun yıllar eğitim, çalışma,bilgi ve birikim gerektiren,kendi yeteneklerinizi var olan ameliyat teknikleri üzerine ekleyeceğiniz çok zor ama bir o kadarda keyif verici bir meslektir,bir tutkudur.Sadece estetik değildir bizim yaptığımız işler;cilt kanserleri,yanıklar,parçalanmış uzuvların yeniden işlevsel hale getirilmesi,yüz kırıkları,doğuştan eksik ya da farklı oluşan organların düzeltilmesi,farklı ameliyatlarda yapılan işlemlerin tamamlanması gibi sınırsız alternatifi bulunan bir yelpaze içinde insanlara yardımcı olmaktayız.Bizim yaptığımız uygulamaların bir kısmı ne yazık ki ehil olmayan ellerde yapılmakta ve çok ciddi kötü sonuçlara yol açmaktadır.Örneğin dudak dolgusu;her plastik cerrah meslek hayatı boyunca defalarca dudak kanseri,dudak yaralanması,dudak anomalisini cerrahi olarak tedavi etmiştir ve sayısız defa tüm dudak yapısını irdelemiştir.Oysaki dudağın anatomisi hakkında en küçük bir fikri, bile olmayan,konuyla hiç bir ilgisi olmayan,tamamen eğitimsiz kişiler tarafından dudaklara dolgu gibi son derece önemli ve tehlikeli işlemler yapılmaktadır.Ama bence esas sorun insanların ve hastaların kendilerini bu insanlara teslim etmeleridir.Daha sonra oluşan kötü sonuçlarda ise sadece kendilerini suçlamakla kalmayıp uzun süre psikolojileri bozulmaktadır.Bu ticari kaygılar çerçevesinde yapılan işlemlerden ve bu amaçla açılmış merkezlerden mutlaka uzak durulmalı,işlemlerin mutlaka deneyimli doktorlar  tarafından yapılması için ısrarcı olmalıyız.</p><p>Güzellik uğruna yapılanların ne kadarı bilimsel ne kadarı etik?</p><p>Güzelleşmek ya da estetik amaçlı olarak yapılan uygulamaların tamamı bilimsel olmalıdır.Yan etkisi olmayan ve hasta için faydalı sonuçlar verdiği klinik olarak gösterilmiş uygulamalar her zaman tercih edilmelidir.Tabi ki bu tip bilimsel uygulamalarda bu işi bilimsel olarak yapmaya yetkili kişiler tarafından yapıldığı zaman anlamlı olacaktır.Fakat ne yazık ki bazen halkımız bilimsellikle hiç bir alakası olmayan,tamamen tesadüfi etkilerine güvenilerek yapılan uygulamalara maruz kalmakta ve hem fizyolojik olarak hem de psikolojik olarak ortaya çıkan sonuçlar nedeniyle zarar <strong>görmektedirler</strong>.</p><p>Mesela şöyle bir algı var ben bunu dövmelerimle ilgili yaşıyorum sık sık ; &ldquo;Allah&#39;ın yarattığına sen neden dana sonra müdahale ediyorsun?&rdquo; gibi sizin buna bakış açınız nedir?</p><p>Sanırım sağlıkta ilahi olmayan ancak ilahi olduğu iddia edilen çok sayıda söylem mevcuttur. Bu konuda da en çok bahsi geçen branş ise ne yazık ki plastik cerrahidir. Tıp bir bilim dalıdır ve hepimizde gayet iyi biliyoruz ki yüce kitabımız Kur&#039;an da kutsal kitaplar içerisinde bilimsel içeriği en fazla olandır.Hz.Yusuf&#039;un güzelliğinden bahseden,sağlıklı olmamızın ve bize emanet edilen vücudun en iyi şekilde korunmasını emreden ve yol gösteren, insanın en güzel şekilde yaratıldığını çok açıklayıcı bir şekilde belirten bir kitaptır. Sağlıklı olmak ve vücudumuzun sağlığını korumak bizim için ilahi bir emirdir.Peki sağlıktan kastedilen sadece fizyolojik sağlık mıdır?Cevabı tabiki de hayır,sağlık hem fizyolojik hem de psikolojik olarak bir bütündür.Sürekli sanrıları olan,takıntıları ile normal günlük yaşamını sürdürmekte olan bir insanın fizyolojik sağlığı ne kadar yerinde olursa olsun bir süre sonra psikolojik sorunlarına boyun eğecek ve zaman içinde bozulacaktır.O halde psikolojik sorunlarımızı da ciddiye alıp fizyolojik sorunlar gibi çözmemiz sağlığımız açısından son derece önemlidir.Fizyolojik gereksinim olmadan yapılan uygulamaları bu şekilde açıklayabiliriz.Yine bu konuda en çok konuşulan konu burun ameliyatıdır;hastalarımızın bir kısmının ilk sorusu bu ameliyatın günah olup olmadığı ve Allah&#039;ın yarattığı burnun şeklinin değiştirilmesinin doğru olup olmadığıdır.Cevap ise aslında son derece basit;siz hiç çirkin bir burunla doğan bir çocuk gördünüz mü?Her insan doğduğunda (konjenital anomaliler hariç) olağanüstü güzel,kavisli,ucu kalkık ve çok rahat nefes alabilen bir burunla doğar.O kadar ki bebekler aynı anda hem ağızdan beslenip hem de burundan nefes alabilirler.Çünkü burun yapısı o kadar muazzamdır ki muhteşem mekanizmaların beraber çalıştığı kusursuz bir saat gibidir.Ancak küçüklüğümüzde yaşadığımız düşme,travma,çarpma gibi olaylarda eğer burnumuz darbe aldıysa o anda belli olmayan bir kıkırdak zedelenmesi yaşarız ve kıkırdak sadece esner.Ergenlikle beraber kıkırdak yapılarımız sertleşmeye başlayınca burun şekli bozulmaya ve nefes almada zorluk çekmeye başlarız.bu yapıların düzeltilmemsi sonucunda  bir ömür boyu ağız kokusu,horlama,rahat nefes alamama,başağrısı,sürekli hasta olma gibi problemlerle uğraşmak zorunda kalırıuz.Hasta bize bu şikayetlerle ameliyat için geldiğinde bizler nefes alma mekanizmalarını düzeltmeye başlarken burunda zaten şekil olarak değişmeye başlar.Güzel görünümlü ve güzel nefes alan bir burun.Amaç doğduğumzda bize bahşedilen burun oranlarına,şekline ve fonksiyonlarına en yakın sonuca ulaşmaktır.Tabiki bu tartışmalar bilimsel ortamlarda yapılması gereken,topluma ve hastalara yol gösterici bir şekilde yapılmalıdır.</p><p>Estetik cerrahların etik davranması için nelere dikkat etmesi gerekiyor?</p><p>Etik davranış sadece estetik cerrahların değil toplumun tamamının,her bireyin yapması gereken bir davranış modelidir.Her yaştan,her meslekten her insan etik kuralların bir bütünü olarak hareket etmelidir.Bir estetik cerrahın etik davranışı ise hasta sağlığını hem fizyolojik hem de psikolojik olarak koruyucu,etkili bir empati ile yapılacak işlem sonrası ortaya çıkacak sonucu hastaya anlatmak,zor durumda kalmış bir hastanın zayıflarından faydalanmamak,yapılan işlem sonrası aradan uzun yıllar bile geçse oluşan problemler hastasının yanında olmak,gereksiz işlemlerden ve operasyonlardan kaçınmak ve hastasına bunu anlatmak,maddi beklentilerin ön planda olmasını engelemek bence bizim açımızdan etik olarak en kıymetli değerlerdir.</p><p>Gamzeler biyolojik veya genetik bir kusur mu?  Yoksa insana kattığı bir güzellik mi?</p><p>Gamze bir genetik kusurdur;doğuştan kas ya da doku eksikliği ile ve ya sonradan travmatik olarak ortaya çıkmış bir problemdir aslında.Bazı insanlar bunun kendisinde olmasını ister, bazı insanlar da kendilerinde olan gamzenin yakıştığını düşünürler.Kimileri içinse önemsiz bir ayrıntıdır ya da kötü bir görüntüdür.Tamamen kişisel bakış açısına göre değişen bir defekttir aslında gamze</p><p>Gamzesi olmayıp, bunun için gamze oluşturmanız için size gelen kadın müşterileriniz var mı?</p><p>Gamze için hem erkek hem de kadın çok sayıda başvuran hastam oldu.Bazı hastalarım için uygun görmedim,diğerlerine ise bu fizyolojik defekti operasyonla yaptım ve çok beğendiler.</p><p>Bunu neden istediklerini soruyorsunuzdur sanırım, ne cevaplar alıyorsunuz? İnsan olmayan bir gamzeyi niye yüzüne kondurmak ister? </p><p>İnsanlar neden gamze ister; bu bir ironidir diye düşünürüm ben.Sonuçta benim gamzem yok ama olmasını da istemedim.Bu bir doku defekti sonuçta.Sanırım isteyen hastalarım kendilerini gamze ile daha mutlu hissedecekleri için onların bu isteklerini cevapsız bırakmamak gerekir diye düşünüyorum.</p><p>Bir de burun estetiği var korkulduğu kadar  acılı ve zor bir operasyon mu bu?</p><p>Burun ameliyatlarını sadece estetik açıdan değerlendirmek çok yanlış olur.Aynı anda hem fonksiyon hem de estetik işlemlerin bir arada olduğu son derece popüler bir ameliyattır.Ağrı bir miktar mutlaka olur.Ancak ehil cerrahların ellerinden çıkan operasyonlarda hem ağrı hem de şişme ve morarma çok daha az olacaktır.Ameliyat sonrası alçı ve tampon çıkartma ise inanılanın aksine tamamen ağrısız ya da çok az ağrılı bir işlemdir.Zaten tampon olarak ben burun içine yapışmayan,nefes almaya imkan tanıyan delikli silikon tamponlar kullanmaktayım.Ameliyat sonrası iyileşme dönemi genellikle 7 ile 14 gün arasında tamamlanmaktadır.Hastaların şişlikleri ve morlukları ise 12 günde düzelmektedir.</p><p>Ameliyatsız vücut şekillendirme konusunda neler söylemek istersiniz bilgi verebilir misiniz?</p><p>Ameliyatsız vücut şekillendirme ya da yüz şekillendirme farklı cihazlar ve maddeler kullanılarak yapılan işlemler bütünüdür.Vücutta farklı bölgelerde sıkılaşma,ibölgesel yağ eritme vs gibi işlemler çeşitli aletler uygulanarak yapılmaktadır ya da yapılmaya çalışılmaktadır.Tabiki uzun zaman gerektiren,maddi olarak hastayı zorlayan ve benim kanaatimce ya hiç sonuç vermeyen ya da çok az sonuç veren işlemlerdir.Hiç bir şekilde ameliyatsız vücut şekillendirmeyi önermiyorum.Vücut şekillendirmenin gerçek ve tek yolunun uygun ameliyatlar ve sonrasında diyet ve spor ile yapılacağını belirtmek isterim.Ancak yüz bölgesi için gerçekten çok etkili sonuç veren ameliyatsız şekillendirme araçları mevcut.Yüz bölgesi küçük bir alan olduğu için vücut gibi sonuçsuz olmamakta aksine eğitimli doktorlar tarafından yapılan işlemler gayet iyi sonuçlar vermektedir.</p><p>Kadınların kabusu meme kanseri ve sonrasında ortaya çıkan psikolojik etkiler sanırım alanınızda buna da bir çare var ?</p><p>Toplumda istatistik olarak her 7 kadından birinde meme kanseri riski mevcuttur. Bu oran 20 yıl önce 10 kadında birinde görülecek şekilde iken şimdiki yıllarda ne yazık ki sıklığı artan bir sağlık problemidir. Meme kanseri hem hayati hem de estetik açıdan insan sağlığını etkilen ciddi bir problem olarak görülmelidir.Genç yaşta bir hastanın meme kanseri nedeniyle memesinin birinin olmaması oldukça  zor bir durumdur. Aynı şekilde yaşı ileri meme kanseri geç teşhis edilmiş ve tüm vücuda yayılmış bir hastanında sağlık açısından yaşadığı sıkıntılarda çok ciddi bir problem teşkil etmektedir.Bu nedenle her kadının ergenlik dönemi sonrası senede bir defa genel cerrahiye meme muayenesi olması çok önemlidir.Meme kanserinde erken teşhis çok önemlidir.Çünkü erken teşhis sonrası yapılan cerrahi tedaviler ile hasta hayatına hiç bir şey olmamış gibi devam edecektir.Bu cerrahi tedavi sırasında plastik cerrahlarda eğer ameliyata eşlik ederse farklı teknikler kullanılarak cerrahi olarak çıkartılan memenin yerine yeni meme yapılabilmektedir.Böylece hasta uyandığında vücudunda bir eksiklik hissetmeyecektir.Tabiki bu meme rekonstrüksiyonu ameliyatı meme cerrahisinden opere edilmiş ancak aradan süre geçmiş hastalarda da gayet rahat uygulanabilmektedir.</p><p>Botox, cilt gençleştirme, göz kapağı estetiği gibi operasyonları da başarıyla yapıyorsunuz bunlara ilişkin bilgi verebilir misiniz?</p><p>Botoks uygulaması son derece popüler olan olan estetik bir uygulamadır.Doğru şekilde ve eğitiminmi almış doktorlar tarafından yapıldığı sürece sonuçları mükemmel olan hasta için son derece konforlu bir uygulamadır.Etki süresi ne yazık ki 4-6 ay arasında değişmektedir.Bu nedenle her 6 ayda bir yenisinin yapılması gereklidir.Yüz gençleştirme gerek ameliyatla gerekse farklı cihazların ve uygulamaların yapıldığı ameliyatsız yöntemlerle yapılan son derece etkili bir esteti,k işlemdir.Ameliyatsız uygulamalarda ise sıklıkla fokuslu ultrasound,fraksiyonel radyo frekans,PRP,mezoterapi,örümcek ağı  gibi uygulamaları tercih etmekteyim.Göz kapağı ameliyatları ise yaklaşık 1 saat süren operasyonlardır.Ameliyat sonrası son derece etkili bir değişime neden olan ve iyileşme süresi 8-10 gün arasında olan bir işlemdir.Ameliyatlar genel anestezi ya da lokal anestezi altında yapılabilir.</p><p>Teşekkür ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı ?</p><p>Bende bu güzel röportaj için sizlere teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim.</p><p>Röportaj: Güler Ruhsar AKTAŞ</p><p>Fotoğraf: Cafer ZENGİN </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gamzekusur-mu-guzellik-mi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Gamzekusur mu? Güzellik mi ?  ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gamzekusur-mu-guzellik-mi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Biz Cumhuriyetimiz&#039;in kurum ve kuruluşlarına bağlı bir aileyiz]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/biz-cumhuriyetimiz-in-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-bir-aileyiz/10886/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/biz-cumhuriyetimiz-in-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-bir-aileyiz/10886/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Fri, 23 Sep 2016 10:29:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kayseri kamuoyunun tanıdığı iş adamı Ali Aydın, aynı zamanda siyasetçi, STK&#39;cı&hellip; İş dünyasının yanında, sosyal sorunlara da kulak veren ve açıklamaları ile de vatandaşın sesi olan Aydın, aynı zamanda Cumhuriyet aşığı,  ülkesini seven, Atatürkçü bir isim. Yoklukla geçen çocukluğun ardından, hem çalışıp hem de okumak zorunda kalan Aydın ile o günlerden bugüne hayatı, işi ve ülke sorunlarını konuştuk.</strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong>Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? </strong></p><p>Ben; Kayseri ili, Yahyalı ilçesi 1956 doğumluyum. 9 kardeşin en büyüğüyüm. İlkokulumu Sazak köyümde, Ortaokulumu Yahyalı kasabamızda, liseyi ise Kayseri Endüstri Meslek Lisesinde tamamladım. Askere gidip geldikten sonra Meysu/Meybuzda işe başladım ve bu işyerinde AÖF Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi 4 yıllık lisans bölümünü bitirdim ve ardından aynı üniversitenin 2 yıllık Dış Ticaret bölümünü kazanarak okudum ve bu üniversiteden iki diploma alarak lise sonrası maddi imk&acirc;nsızlıklar nedeniyle okuyamama açlığımı giderdim. Bir taraftan Fabrikada çalışırken bir taraftan okuyordum ve bir yandan da kardeşlerimle birlikte 1987 yılında İnşaat ve Elektrik işlerine başladık. 1991 yılında ise Aydın İnşaat Elektrik Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketimizi kurarak kamu ve özel inşaat işlerimize hız verdik. Müsürler İnşaat Elektrik A.Ş. yi de kurarak 8 kardeşimle birlikte kamu ve özel olarak; Altyapı, üstyapı, konut, yol, köprü, spor salonu dahil birçok alanda 29 yıldır inşaat işleri yapıyoruz. Şu anda Kayseri ticaret odası sosyal tesisleri ve idari bina inşaatları ile Abdullah Gül üniversitesi inşaat işleri ve 500 konuta yakın yapsat inşaat işlerimiz devam etmektedir.</p><p><strong>Ali Aydın ismini sosyal alanlarda da görmek mümkün hatta siyasette de çeşitli görevlerde bulundunuz  bunlardan bahseder misiniz? </strong></p><p>Özel işlerimin dışında siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi alanlarda görevler alarak ülkeme ve şehrimize dolayısıyla insanımıza hizmet ettim. Yörük Türkmen Vakfı Genel merkez kuruluşunda görev aldım ve 1996 yılında Kayseri şubesi başkanlığını yaparak bu güne kadar hizmet ettim ve etmeye de devam ediyorum. CHP gençlik kollarında, esnaf komisyonunda, 2 dönem il saymanlığında, il başkan yardımcılığında ve 2 defa da milletvekilliği adaylıklarını yaparak ideallerim doğrultusunda 1974 yılında üye olduğum partimden 34 yıl hizmet ettiğim partimden 2008 yılında istifa ettim. 2009 yılında seçildiğim Kayseri Ticaret Odası yönetim kurulu üyeliğinde 4 yıl, Kayseri Kent Konseyi yürütme kurulu üyeliğinde 5 yıl hizmet ettim ve şu anda hala görevim devam etmektedir. şimdi burada sayamayacağım birçok alanda görev alıp hizmetler ettim. Şu anda mesleki anlamda KAYİMDER-Kayseri imar inşaat müteahhitleri derneği başkanlığını 6 yıla yakın sürdürmekteyim. Merkezi Adana&#39;da olan Anadolu müteahhitleri Federasyonu Genel Başkanlığını yapıyorum. Federasyon başkanı olduğum için de İMKON-İnşaat müteahhitleri Konfederasyonu genel başkan yardımcılığı görevindeyim. Türkiye&#39;mizin en büyük mesleki çatı örgütü olan TOBB müteahhitlik sektör meclis başkan yardımcılığı görevini de yapmaktayım.  </p><p><strong>Siz Kayseri&#39;de tanınmış işadamlarındansınız inşaat sektöründe aktif olarak hizmet sunuyorsunuz. Mesleğe başladığınız ilk yılları düşünecek olursanız aradan geçen zamanda yaşanan en büyük değişim nedir?</strong></p><p> İnşaat sektörü ülkemizin bütün alanlarında kat ettiği olumlu gelişmeler inşaat sektörümüzde de oldu.  Sektörümüz bu açıdan hem kalite hem de hizmet açısından gelişerek dünyada Çin&#39;den sonra 2. sıraya yükseldi.  Bu bizim sektörümüz açısından sevindirici bir gelişmedir. Benim şu anda kabullenemediğim ise eskiden müteahhit denildiğinde güvenilir emin insan demekti. Şimdi ise maalesef böyle değil güven endeksi oldukça sektör bazında aşağılarda. Bunun nedeni ise Müteahhitlerin bir hizmet kanununun olmayışıdır. Her önüne gelenin yaptığı bir meslek olunca kontrolsüz bir güç haline gelmiştir ki bunu düzeltmenin çaresi vardır. Bir an önce bu hizmet kanunu çıkartılıp meslekte gerçekten işini iyi yapan firma ve kuruluşların önü açılmalıdır.</p><p><strong>Türkiye&#039;de ve Kayseri&#39;de  inşaat sektörü içerisinde olmanın avantajları ve dezavantajları neler?</strong></p><p>Türkiye&#39;de ve Kayseri&#39;de inşaat sektörünün içinde olmanın avantajları olduğu kadar dezavantajları da vardır. Kayseri imar uygulamaları açısından orta anadolunun Ankara&#39;dan sonra en iyi gelişen ve büyüyen kentidir. Belediyecilik açısından olsun kentin coğrafi yapısından olsun ana güzerg&acirc;hlar ve yıllar öncesinden gelen ve uygulanan imar planları şehre bir kimlik katmakta ve müteahhitlerimiz arsa temini açısından zorlanmamaktadır.</p><p>Dezavantajı ise maliyet ile satış arasındaki makasın yani karlılığın giderek düşmesi sonucu özellikle arsa sahibi olmayan müteahhitler kat karşılığı yaptıkları konutlardan kar edememektedir. Kamu ihalelerinde ise kıran kırana geçen rekabet sonucu müteahhitler zararına işler yapmaktadırlar.</p><p>               </p><p><strong>Genç kuşağın sektöre bakışı ile aranızdaki en büyük fark nedir? </strong></p><p>Genç kuşak eskiye rağmen daha teknik bilgilerle donanımlı olduğu için avantajlılar. Bizim kuşak daha ziyade alaylı olması hasebiyle pratik bilgi ve tecrübeyle bu işleri buraya kadar getirebilmiştir.</p><p>              </p><p><strong>Sektörün genç girişimcilerine altın öğüt verecek olursanız bu ne olurdu?</strong></p><p>Benim genç kuşağa uyarım; Gelecekte genç kuşağın en büyük dezavantajı rekabet giderek kızışmakta ve standartlar yükselmektedir. Şayet toplumumuzun gelir düzeyi de yükselmez ise aradaki makasta kalıp ezilme tehlikeleri vardır. Bunu özgüvenlerini kaybetmeden iyi tartıp ayarlamalılar.</p><p><strong>Şu anda devam eden ve bugüne kadar tamamlanan çalışmalarınız neler?</strong></p><p>Biz firma olarak tek kalem çalışmıyoruz. Öncelikle işimiz yapsat konutları yapmak. Bunun yanında Kamu işlerimiz var ve ağırlıklıdır. Ayrıca Altyapı ve üstyapı köprü ve yol inşaatlarımız var. Ayrıca da Elektrik tesisat işlerimiz mevcut ki bugüne kadar 20.000 nin üzerinde konut ve tesislerin elektrik işlerini yaptık. Şu anda da Mimarsinan Organizede çalıştığımız sektörümüze ait ALKE PANO METAL FABRİKAMIZLA yurtiçi ve yurtdışına pano ve metal işleri yapıyoruz. Bu ürün çeşitlemesi tamamen aynı sektördeymiş gibi de olsa birbirini destekler mahiyette olduğu için biz firma olarak kritik dönemlerde diğer tek kalem çalışan firmalara göre rahatız.</p><p><strong>İnşaat yapı güvenlik standartları konusunda neler söylemek istersiniz?</strong></p><p>İnşaat yapı güvenliği açısından son yıllarda hükümetimizce olumlu adımlar atılmıştır. Yapı denetim kanunu ile yapı sektörümüz ciddi bir denetime tabi olmuştur. Bu arada İş sağlığı ve güvenliği kanunu ile de çalışanların belgelendirilmesine geçilerek ülkemizin ve sektörümüzün geleceği açısından olumlu bir adım olmuştur. Bizler sektör temsilcileri olarak bu yasal sürece destek olduk ve olmaya da devam edeceğiz.</p><p><strong>Bankaların konut kredi faiz oranlarında bir indirim var KDV indirimi de sağlandı  bunu nasıl değerlendiriyorsunuz bu alımı ne kadar etkiler? </strong></p><p>Son yıllarda ülkemizdeki terör ve etrafımızdaki olumsuz gelişmelerden dolayı insanlar tedirgin olmaktalar ve alım satım giderek düşmektedir. Cumhurbaşkanımızın da yakındığı gibi bankaların konut kredilerindeki yüksek talepleri piyasayı kilitlemektedir. Konut faizlerinin %0.70 civarına inmesi elzemdir. Müteahhitler üzerinde gerek tapu harçlarının yüksekliği gerekse genel ve yerel idarelerin talep ettikleri onlarca vergi, resim, harç ve şerefiyeler dahil yüksek maliyetlerle adeta müteahhitler durma noktasına gelmiştir. Son dönemde lüks 150 m2 üzeri konutlardan alınan %18 KD&#39; nin %8 düşürülmesi olumlu bir adımdır ancak yeterli değildir. Bunu daha alt gelir grubuna ait küçük konutlarda daha da aşağı çekerek sektörün ayağa kaldırılması şarttır.</p><p><strong>İnşaat sektörünün sorunları ve bunlara ilişkin çözüm önerileriniz nelerdir neler yapılabilir? </strong></p><p>Konut sektörünün en önemli sorunu önceden de ifade ettiğim gibi acilen bir hizmet kanunun çıkartılarak 2016 yılında yürürlüğe girmesi şarttır. Bunun yanında Müteahhitlerin belgelendirilmesi ve sınıflandırılması şarttır. Eskiden bir doktor vardı her şeye bakardı şimdi öyle mi ihtisaslaşma ya gitti ve iyi de oldu. Zira bu ülkede ve şehrimizde 7 milyon konutun kentsel dönüşümden dolayı yıkılıp yapılması söz konusu bu nerden baksan 20 yıllık süreçte 400 milyar dolarlık bir kaynak gerektiriyor. Peki bizim bir yıkım müteahhit grubumuz var mı bir yıkımın projelendirilmesi yıkıntının yeniden değerlendirilmesi dahil tüm süreçlerin planlanması gerekir. Kaldı ki kentsel dönüşüm sadece yıkıp yapmak değil kat eksiltme ve güçlendirmesi de varki daha şehrimizin bundan yıllar geçti haberi yok zira uygulama yok. Çalışanların belgelendirilmesi süreci iyi işlemiyor ve elzem bir konu ve acilen çözülmelidir. Burada ki tıkanmanın sebebi belge başına konan 700/800 tl civarındaki paranın önkoşul olarak yatırılması şartı ve ilgili kamuoyuna kamu spotu ile bu konunun iyi anlatılmamasıdır.</p><p>    </p><p><strong>Teşekkür ediyorum bize vakit ayırdığınız için röportajımızın son bölümünde neler söylemek istersiniz? </strong></p><p>Ben Teşekkür ediyorum size ve Kayseri Olay Gazetesi Ekibine,  biz müteahhitler artık bizim sektörümüzün ayak bağı olan gerek bizler gerekse çalışanlarımıza sıkıntı getiren tüm sorunların çözümlenmesinden yanayız. Bu konuda gerek yerel idarelerimize gerekse genel idarelerimize yardımcı olmaya hazırız. Eskisi gibi değil artık örgütlüyüz ve son derece donanımlı sektör temsilcilerimiz vardır. Yeter ki bizden destek istensin, bizler her türlü desteği vermeye hazırız. Müteahhitlik sektörü ayağa kalkarsa ülkemiz ayağa kalkar ve istihdam sorunu çözülür. En önemlisi 250 ye yakın alt sektör üretmeye çalışmaya başlar ki ülkemizin buna bilhassa bu günlerde çok ihtiyacı var.</p><p>Ben ve Kardeşlerim daima ülkemizin kalkınmasından yana üzerimize düşen görevi yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Biz cumhuriyetimizin kurum ve kuruluşlarına bağlı bir aileyiz. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk&#39;ümüzün koyduğu hedefte yürümeye devam edeceğiz. Ülkemizde oynanan oyuna, içten ve dıştan gelen her türlü darbelere karşıyız. Bu ülkede yaşayan 78 milyonla birlikte kardeşçe yaşamaya Büyük Türk Milletine yakışan Demokrasiye bağlı tam bağımsız Türkiye&#39;den yanayız. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/biz-cumhuriyetimiz-in-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-bir-aileyiz.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Biz Cumhuriyetimiz&#039;in kurum ve kuruluşlarına bağlı bir aileyiz ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/biz-cumhuriyetimiz-in-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-bir-aileyiz.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayseri’de çalışmalar ağır işliyor]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/kayseri-de-calismalar-agir-isliyor/9983/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/kayseri-de-calismalar-agir-isliyor/9983/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sat, 23 Jul 2016 20:11:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haftanın Röportajı&#39;nda, geçtiğimiz hafta ilk bölümünü yayınladığımız Antrenör Mehmet Susamış&#39;ı konuk etmiştik. Geçen yıl Kocasinan Şimşekspor&#39;u çalıştıran Susamış ile bugün de röportajın ikinci bölümüyle siz değerli okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz.</p><p>Biraz daha detaylandırabilir miyiz? Neler yapılabilir bu anlamda?</p><p>Erkiletspor örneğinden yola çıkacak olursak. Zeki Akparlar hocamın ekibinde bir oyuncu var. Tanırsınız, Yusufhan Çalık. Son zamanlarda Altınordu ile görüşmeler yaptığını, anlaştığını duymuştum. Bu noktada ciddi anlamda üzüldüm. Kayserispor neden bu gençlere kapı açamıyor. Başka bir açıdan bakalım. Erciyesspor geçtiğimiz sezon küme düştü. Kayserispor neden Erciyesspor&#39;u pilot bir takım olarak kullanmıyor. Alt yapıdan kazanım sağlamıyor. Örnekler çoğaltılabilir. Fakat ortada genel anlamda bir ciddiyetsizlik problemi var gibi.</p><p>Öğretmenlik ve Antrenörlük birbirine paralel mi ilerledi?</p><p>Evet. Öğretmenlik mesleğini icra ettiğim zamanlarla, antrenörlük hep iç içe ilerledi. Hiç vazgeçmedim. Öğretmenlikten emekli olduğum zamandan bu güne kadar da devam ettirdim. Artık bütün enerjimi antrenörlük görevine ayırmış durumdayım.</p><p>Meslek yaşamınızda unutamadığınız bir anınız oldu mu?<br /> <br />Tabii ki. Belediye Bingölspor&#39;u çalıştırdığım zamanda kendi evimizde oynadığımız bir Siirt müsabakası vardı. Uzatma dakikalarında attığımız 3 golle galip gelmiştik. Bunu hiç unutamıyorum. Örneğin bir diğer anımda beni hem etkiledi hem de aklıma geldikçe tebessüm ettirir. Hacılar&#39;ı çalıştırdığım dönemde, teknoloji bu kadar gelişmediği için telefonla sonuç alma gibi bir lüksümüz yoktu. Hisarcık ve Erkiletspor&#39;un oynadığı karşılaşmada bizleri etkiliyordu. Neticeleri ya polislerden ya da araba ile gidip alabiliyorduk. Bu tür anılarımız vardı. <br />Mesela 2 yıl önce U 17&#39;de, şampiyon olmuştuk. Şampiyon olabilmek için Yeni Esenspor&#39;u yenmemiz ve Talasgücü, Şekerspor maçı bizi çok etkiliyordu. Talas&#39;ın, Şekerspor&#39;u yenmesi ya da berabere kalması gerekiyordu. Biz tabii neticeyi bilmediğimiz için tuş olmuş gibiydik. Her şey bitti demiştik. Ama bir telefon geldi ve Şekerspor&#39;un galibiyet gelmesi ile şampiyon olmuştuk. Çok değişik ve unutulmaz bir atmosferdi.</p><p>Kayseri sporunun genel yapısı hakkında ne düşünüyorsunuz?</p><p>Sizinde söylediğiniz gibi Kayseri&#39;de çalışmalar çok ağır işliyor. Diğer illerle kıyasla söylediğiniz gibi tesisler anlamında, oyuncu havuzu anlamında sıkıntı yaşıyoruz. Önceki dönemlerde Kayseri&#39;de oyuncu havuzumuz daha büyüktü. <br />Bunda çeşitli faktörler etkili. Bakıyorsunuz veli okul yaşamını 1&#39;nci plana koyuyor haklı olarak. Sporcu uzak kalıyor sahadan. Bu konularda ciddi çalışmalara gerektiğini düşünüyorum. <br />Şehrimiz nüfus anlamında büyük. Fakat sporcu havuzu konusundaki çelişkiyi ortadan kaldıramıyoruz. Bir Develi, bir Talas örnek olarak söyleyecek olursak, yine Yahyalı bu takımların 3&#39;ncü Lig&#39;de olması lazım. <br />Yönetim bazında nasıl açabiliriz bu konuyu?</p><p>Geçtiğimiz günlerde İl Gençlik ve Spor Müdürlüğü bir açıklama yaptı. Çok memnun olduk. Argıncık Tesisleri&#39;ndeki soyunma odalarının arkasına tüm kulüpler adına bir bina ve çalışma alanı yapılıyormuş. Erkilet&#39;e 2 adet saha söz konusu. Eğer bu tür çalışmalara ağırlık verilir, Amatör Spor&#39;a yüzler dönülürse, Kayseri&#39;de yetenekli, başarılı futbolcuların çıkacağına inancım yüksek.</p><p>Kayseripor, Erciyesspor açısından sözlerinizi yorumlayacak olsak&hellip;</p><p>İnşallah her iki takımımızda gençlerimize destek verirler. Takip ettiğim kadarıyla Genel Kurul gibi sıkıntılar var. Bu sıkıntıların biran evvel aşılması gerektiğini düşünüyorum. Mesela zamanında Aydınlıkevler&#39;i çalıştırdığım da, Hacı Boydak zamanında Gökhan Altıntaş&#39;ı vermiştim. Böylesi şeyler kulüplerin kendilerini çevirmesi anlamında önemli. Eğer kendi şehrimizde yetiştirdiğimiz sürece hem amatör kulüpler hem de profesyonel Lig takımlarımız kazanım sağlar. Kanımca bu çizgi üzerinde takımlar oluşturmaya giderse, Kayserispor veya Erciyesspor daha hayırlı olur diye düşünüyorum.</p><p>Sizin Yolspor&#39;a, Murat Bozdemir&#39;in Kocasinan Şimşekspor&#39;a geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Şimşek ekibi ile aranızda bir kırgınlık söz konusu mu?<br /> <br />Sohbetimizin başında da ifade ettim. Kırgınlık söz konusu değil. Bildiğiniz gibi Antrenörlerin 2-3 yıllık sözleşme yapması mümkün olmuyor. En fazla 1 yıl yapabiliyoruz. Murat hocamla yapılan değiş tokuş ise, güzel bir tesadüf bana göre. Yoksa öyle bir kırgınlık filan söz konusu değil.</p><p>Sportmen kimliğiniz aile yaşamınıza nasıl etki ediyor? Oğlunuz Osman Susamış hakemlik görevinde bu bir rastlantı mı?</p><p>Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, işimiz fedak&acirc;rlık isteyen bir yapıya sahip. Kendinize ayırmak istediğiniz zamanların çoğunu, tempodan dolayı işinize ayırmak zorunda kalıyorsunuz. Oğlum konusunda da, şunu söyleyebilirim. Aydınlıkevler döneminde, Hacı Boydak ekibi varken Osman&#39;a imza attıracaklardı. Boydak ekibi bırakınca o iş olmadı. Kendisi de içinde kalan ukde ile hakem olmaya kara vermişti. Bildiğiniz gibi de görevini sürdürüyor.</p><p>Yolspor&#39;da transfer çalışmaları ne durumda?</p><p>Anlaştığımız oyucular var. Erkiletspor&#39;dan kaleci Mehmet Aktaş, Kocasinan Şimşekspor&#39;da stoper oynattığımız Onurcan, Gültepespor&#39;dan orta sahada oynayan Mehmet Ali ve daha önce Talas&#39;ta oynayan Furkan Selim&#39;le anlaştık. Bir iki transfer yaparak noktalamayı planlıyoruz.</p><p>Yeni sezon için hedefleriniz nedir?</p><p>Geçtiğimiz sezon Bölgesel Amatör Lig&#39;den düşmüştük. Orada da şöyle bir yorum yapabilirim. BAL Lig&#39;i bildiğiniz gibi ekonomik boyutları daha fazla bir yer. Bu noktada Akdeniz grubu daha iyi gibiydi. Ancak bizim açımızdan sıkıntı çekilebiliyor. Transferler konusunda büyük paralar harcanıyor. Tutunmak zor. Fakat alt yapıya, sporcu havuzuna yönelik çalışmalarla bu durumları aşabiliriz diyelim. <br />Süper Amatör&#39;e sizin de ifade ettiğiniz gibi 3 takım yükseldi. Bu bence önemli! Rekabetin olduğu yerde, karşısında rakibi olan bir Lig her zaman daha kazanımlı olur. Kendi içinde mücadele eden takımların Gruplara gittiğinde çakılıp kalmaması için bu durumun önemli olduğunu düşünüyorum.</p><p>Hocam sizlere çok teşekkür ederiz hoş sohbetiniz ve bize ayırdığınız vakit için&hellip;</p><p>Bizde size teşekkür ediyoruz. Gazetenizi severek takip ediyoruz. Hem size, hem de yeni sezonda mücadele edecek bütün takımlara da başarılar diliyorum.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kayseri-de-calismalar-agir-isliyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayseri’de çalışmalar ağır işliyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kayseri-de-calismalar-agir-isliyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[&quot;Çok çalışkandım ama çok da yaramazdım&quot;]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/cok-caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim/9697/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/cok-caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim/9697/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 28 Jun 2016 05:35:56 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Malum Okullar kapandı ve tatil dönemi başladı. Öğrenciler karnelerini aldı bir yandan tatil planları yaparken bir yandan da günlük kitap okuma ders  tekrarı ve çeşitli  aktivitelerle okul dönemi geldiğinde zorlanmamak adına aileleri tarafından programlanmaya başladılar bile. İşte bu haftanın konuğu İl Milli Eğitim Müdürü Bilal Yılmaz Çandıroğlu. Çandıroğlu ile özel hayatı, okul yılları, projeleri, Üniversite sınavları, eğitim camiasında sendikalar ve eğitim sisteminin merak edilen yönlerini konuştuk. Hepinize mutlu sağlıklı huzurlu bir hafta diliyorum Ey Okur&hellip;</strong></p><p><strong>Güler Ruhsar AKTAŞ: Bize öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?</strong></p><p><strong>Bilal yılmaz ÇANDIROĞLU</strong>: 1968 Kayseri Düver köyü doğumluyum. İlkokulu köyümüzde, Ortaokul ve Liseyi Bünyan&#39;da okudum. 1996 Kastamonu Eğitim Fakültesinden mezun oldum.</p><p><strong>Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü olmadan önce hangi görevlerde bulundunuz? </strong></p><p>Samsun, Adıyaman ve Gaziantep&#39;te Okul Müdürlüğü, Osmaniye Düziçi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Ağrı, Kastamonu ve 3 yılı aşkındır da Kayseri&#39;de İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundum.</p><p><strong>Okul yıllarınızda nasıl bir öğrenciydiniz? Hangi derslere ilginiz daha fazlaydı? Öğrencilik yıllarınıza ve geçmişe ait keşkeniz var mı?</strong></p><p>Çalışkandım ama çok da yaramazdım. Tarih, Edebiyat ve Fizik derslerine ilgim daha fazlaydı. Özellikler lise yıllarında bizi seven birkaç hocamız olsun isterdim.</p><p><strong>En güçlü ve en zayıf yanınız nedir desem ne cevap verirsiniz? </strong></p><p>Hizmet konusunda kararlıyım. Bu benim en güçlü yönüm. Zayıf yanım olarak da duygusallığımı görüyorum.</p><p><strong>Okul yıllarınıza ait en unutamadığınız anınız nedir? </strong></p><p>Okul İdaresi üniversite sınavını kazanmama çok şaşırmıştı. Bunu hiç unutamam.</p><p><strong>Kayseri İl Milli Eğitim müdürlüğüne gelme süreciniz nasıl gelişti? </strong></p><p>Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürlüğü yaptığım sıralarda büyüklerimiz öyle uygun gördü.</p><p><strong>Çocuklarınızla iletişiminiz nasıl? Onlara vakit ayırabiliyor musunuz yeterince,  onların derslerine nasıl yardımcı oluyorsunuz? </strong></p><p>Baba evlat olarak iyi bir iletişimimiz var. Alışılmış söylemin aksine arkadaş gibi değiliz. Onların bir çok arkadaşı var ama babaları bir tane. Maalesef çok fazla vakit ayıramıyorum. Ders konusunda da öğretmen olan anneleri &ndash;kıymetli eşim- yardımcı oluyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da en büyük yardımcım.</p><p><strong>Çocuklarınızın da eğitimci olmasını ister misiniz?</strong></p><p>Tabii ki isterim. Memlekete yapılacak en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır.</p><p><strong>Göreviniz aile hayatınızı nasıl etkiliyor? </strong></p><p>Maalesef çok fazla zaman ayıramıyorum ama ailem memlekete hizmet noktasında anlayışla karşılıyor.</p><p><strong>Kayseri&#39;de İl Milli Eğitim Müdürü olmanın avantajları ve dezavantajları neler desem?</strong></p><p>Bence en büyük avantajı memleketimize hizmet ediyor olmak. Ayrıca şehrin bütün organları hizmet odaklı. Bu da çok hoş bir durum.</p><p><strong>Kayseri&#39;de eğitime yönelik projeleriniz nelerdir? Kayseri&#39;de ipi göğüslediğiniz tarihten bu yana eğitim de neler değişti?</strong></p><p>Türkiye&#39;mizde ilk kez uygulanan STEM, Tam Öğrenme, Eğitimde Engel Kalmasın projelerimiz başta olmak üzere Tarih Benim Mek&acirc;n Benim, Veli Ziyareti, Okuma Saati, Değerler Eğitimi, Kendimi Gerçekleştiriyorum gibi 27 proje yürütmekteyiz. İlk görevi aldığımızdan bugüne Üniversite sınav sıramızı 20. Sıradan 2. Sıraya getirdik. Şu an üniversiteye giriş sınavlarında Türkiye 2.siyiz. 3 yıllık zamanda 2226 derslik yapımı, 6 kapalı spor salonu ve 6000 yatak kapasiteli pansiyon yapımı planlandı ve çoğu teslim alındı.  Bu tamamın dörtte biri. Son 30 yıldır yapılandan daha fazla yatırım gerçekleştirilmiştir. Tabii ki burada en büyük pay Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Mehmet ÖZHASEKİ ve Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Taner YILDIZ&#39;ındır. Büyükşehir başta olmak üzere belediyelerimizinde katkısı büyüktür. Şehrimiz ve eğitim camiası adına şükran borçluyuz. Mehmet ÖZHASEKİ Bakanımın Başkanlığı zamanında tek imzası ile 29 okul yapıldı. 130.000.000 TL&#39;lik bir yatırımda tek hamlede bitti. Türkiye&#39;de başka bir örneği yoktur.</p><p><strong>Kayserili öğrencilerimizin sınavlarda durumu nasıl? Başarı durumu nedir?  Kayseri eğitim de akademik başarı yönünden istediğiniz yerde mi? Bu konuda ki hedefleriniz nelerdir?</strong></p><p>Üniversite sınavlarında Türkiye 2.siyiz. 1. sırada Yalova var. Hedefimiz 1. olmak.</p><p><strong>Okul öncesi eğitimde okullaşma oranını artırmak için ne gibi projeleriniz var? Kayseri&#39;nin okul öncesi eğitim de okullaşma oranı nedir?</strong></p><p>Türkiye ortalamasının epeyce üzerindeyiz. Tabii ki bizim için yeterli değil. Aynı ilkokulda olduğu gibi adrese dayalı kayıt sistemini getirmeye çalışacağız.</p><p><strong>Mesleki eğitim hakkında ki düşünceleriniz nelerdir?  Ülkemiz ve Kayseri adına konuşacak olursak, AB ülkelerine göre ülkemizde mesleki eğitim noktasında istenilen düzey sizce yakalandı mı?</strong></p><p>Ülkemiz açısından oranlar çok istendik seviyede değil ancak Kayserimiz iyi bir noktada. İhtiyaç duyulan bütün alanlarda eğitimimiz mevcut.</p><p><strong>Bir de sözleşmeli öğretmenlik konusu var bu konuda neler söylemek istersiniz? </strong></p><p>Çok istendik bir durum değil ama zorunluluklar.</p><p><strong>Sizce Kayseri&#39;nin en büyük eğitim sorunu nedir?</strong></p><p>Türkiye ortalamasının üstünde olmasına rağmen okul öncesinde oranımızın arttırılması lazım.</p><p><strong>İlköğretim okullarımızın ödenek sıkıntıları olduğu eğitim yöneticilerimiz tarafından yıllardır dile getiriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı okullarda bağış toplanmasını resmi yazı ile yasaklamıştır. Sizce okullar ihtiyaçlarını gidermek için nasıl bir yola başvurmalıdır?</strong></p><p>Milli Eğitim Müdürlükleri ile safları daha sık tutmaları lazım</p><p><strong>Bir de kermes düzenleyen okul aile birlikleri var. Velilerin bazıları da buna ister istemez tepki gösteriyor? Bu konuda tutumunuz nedir?</strong></p><p>Katılım zorunlu değil. İstemeyen veliler katılmayabilir.</p><p><strong>Eğitim Sendikalarına nasıl bakıyorsunuz? Eğitim sendikaları arasında gruplaşma olduğuna inanıyor musunuz?</strong></p><p>Sivil düşüncelerin dillendirilmesi açısından önemli ve olması gereken kuruluşlar. Hayatın içinde olan kuruluşlar. Ama biraz daha eğitim öncelikli söylemlere ihtiyaç var diye düşünüyorum.</p><p><strong>Okul kantinlerimizdeki gıda güvenliği, hijyen konularında eksiklikler olduğunu düşünüyor musunuz? Onlar için bu konularda uyguladığınız bir denetim, yaptırım vs. var mı?</strong></p><p>Eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Sürekli denetimimiz altındadır.</p><p><strong>&ldquo;Cansel Buse Kınalı&rdquo; isimli kız öğrencinin intiharı ile sonuçlanan vahim ve üzücü bir olay yaşandı bu sene, okul yönetiminin ihmalk&acirc;r davranıldığı iddiaları oldu, bu olayı, yaşananları ve sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p><p>Çok üzüldüm. 11 yaşında annemi kaybettim, ona bu kadar üzülmemiştim. İhmal olduğunu düşünmüyorum. Bütün süreç çocuğumuzun faydası düşünülerek yürütülmüş. Ancak çok üzücü.</p><p><strong>Okulların kapanmasına kısa zaman kaldı bu vesile ile Kayseri&#39;de görev yapan eğitimcilere, eğitim camiasına, velilerimize ve öğrencilerimize yönelik vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?</strong></p><p>Tatil süresini değişik eğitim aktiviteleri ile değerlendirsinler. Mutlaka kitap okusunlar.</p><p>Röportaj: Güler Ruhsar AKTAŞ Fotoğraf: Hüseyin GÖKTAŞ</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cok-caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ &quot;Çok çalışkandım ama çok da yaramazdım&quot; ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cok-caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[&quot;ÇALIŞKANDIM AMA ÇOK DA YARAMAZDIM&quot;]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim/9646/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim/9646/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 21 Jun 2016 10:42:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Malum Okullar kapandı ve tatil dönemi başladı. Öğrenciler karnelerini aldı bir yandan tatil planları yaparken bir yandan da günlük kitap okuma ders  tekrarı ve çeşitli  aktivitelerle okul dönemi geldiğinde zorlanmamak adına aileleri tarafından programlanmaya başladılar bile. İşte bu haftanın konuğu İl Milli Eğitim Müdürü Bilal Yılmaz Çandıroğlu. Çandıroğlu ile özel hayatı, okul yılları, projeleri, Üniversite sınavları, eğitim camiasında sendikalar ve eğitim sisteminin merak edilen yönlerini konuştuk. Hepinize mutlu sağlıklı huzurlu bir hafta diliyorum Ey Okur&hellip;</strong></p><p><strong>Güler Ruhsar AKTAŞ: Bize öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?</strong></p><p><strong>Bilal yılmaz ÇANDIROĞLU</strong>: 1968 Kayseri Düver köyü doğumluyum. İlkokulu köyümüzde, Ortaokul ve Liseyi Bünyan&#39;da okudum. 1996 Kastamonu Eğitim Fakültesinden mezun oldum.</p><p><strong>Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü olmadan önce hangi görevlerde bulundunuz? </strong></p><p>Samsun, Adıyaman ve Gaziantep&#39;te Okul Müdürlüğü, Osmaniye Düziçi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Ağrı, Kastamonu ve 3 yılı aşkındır da Kayseri&#39;de İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundum.</p><p><strong>Okul yıllarınızda nasıl bir öğrenciydiniz? Hangi derslere ilginiz daha fazlaydı? Öğrencilik yıllarınıza ve geçmişe ait keşkeniz var mı?</strong></p><p>Çalışkandım ama çok da yaramazdım. Tarih, Edebiyat ve Fizik derslerine ilgim daha fazlaydı. Özellikler lise yıllarında bizi seven birkaç hocamız olsun isterdim.</p><p><strong>En güçlü ve en zayıf yanınız nedir desem ne cevap verirsiniz? </strong></p><p>Hizmet konusunda kararlıyım. Bu benim en güçlü yönüm. Zayıf yanım olarak da duygusallığımı görüyorum.</p><p><strong>Okul yıllarınıza ait en unutamadığınız anınız nedir? </strong></p><p>Okul İdaresi üniversite sınavını kazanmama çok şaşırmıştı. Bunu hiç unutamam.</p><p><strong>Kayseri İl Milli Eğitim müdürlüğüne gelme süreciniz nasıl gelişti? </strong></p><p>Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürlüğü yaptığım sıralarda büyüklerimiz öyle uygun gördü.</p><p><strong>Çocuklarınızla iletişiminiz nasıl? Onlara vakit ayırabiliyor musunuz yeterince,  onların derslerine nasıl yardımcı oluyorsunuz? </strong></p><p>Baba evlat olarak iyi bir iletişimimiz var. Alışılmış söylemin aksine arkadaş gibi değiliz. Onların bir çok arkadaşı var ama babaları bir tane. Maalesef çok fazla vakit ayıramıyorum. Ders konusunda da öğretmen olan anneleri &ndash;kıymetli eşim- yardımcı oluyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da en büyük yardımcım.</p><p><strong>Çocuklarınızın da eğitimci olmasını ister misiniz?</strong></p><p>Tabii ki isterim. Memlekete yapılacak en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır.</p><p><strong>Göreviniz aile hayatınızı nasıl etkiliyor? </strong></p><p>Maalesef çok fazla zaman ayıramıyorum ama ailem memlekete hizmet noktasında anlayışla karşılıyor.</p><p><strong>Kayseri&#39;de İl Milli Eğitim Müdürü olmanın avantajları ve dezavantajları neler desem?</strong></p><p>Bence en büyük avantajı memleketimize hizmet ediyor olmak. Ayrıca şehrin bütün organları hizmet odaklı. Bu da çok hoş bir durum.</p><p><strong>Kayseri&#39;de eğitime yönelik projeleriniz nelerdir? Kayseri&#39;de ipi göğüslediğiniz tarihten bu yana eğitim de neler değişti?</strong></p><p>Türkiye&#39;mizde ilk kez uygulanan STEM, Tam Öğrenme, Eğitimde Engel Kalmasın projelerimiz başta olmak üzere Tarih Benim Mek&acirc;n Benim, Veli Ziyareti, Okuma Saati, Değerler Eğitimi, Kendimi Gerçekleştiriyorum gibi 27 proje yürütmekteyiz. İlk görevi aldığımızdan bugüne Üniversite sınav sıramızı 20. Sıradan 2. Sıraya getirdik. Şu an üniversiteye giriş sınavlarında Türkiye 2.siyiz. 3 yıllık zamanda 2226 derslik yapımı, 6 kapalı spor salonu ve 6000 yatak kapasiteli pansiyon yapımı planlandı ve çoğu teslim alındı.  Bu tamamın dörtte biri. Son 30 yıldır yapılandan daha fazla yatırım gerçekleştirilmiştir. Tabii ki burada en büyük pay Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Mehmet ÖZHASEKİ ve Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Taner YILDIZ&#39;ındır. Büyükşehir başta olmak üzere belediyelerimizinde katkısı büyüktür. Şehrimiz ve eğitim camiası adına şükran borçluyuz. Mehmet ÖZHASEKİ Bakanımın Başkanlığı zamanında tek imzası ile 29 okul yapıldı. 130.000.000 TL&#39;lik bir yatırımda tek hamlede bitti. Türkiye&#39;de başka bir örneği yoktur.</p><p><strong>Kayserili öğrencilerimizin sınavlarda durumu nasıl? Başarı durumu nedir?  Kayseri eğitim de akademik başarı yönünden istediğiniz yerde mi? Bu konuda ki hedefleriniz nelerdir?</strong></p><p>Üniversite sınavlarında Türkiye 2.siyiz. 1. sırada Yalova var. Hedefimiz 1. olmak.</p><p><strong>Okul öncesi eğitimde okullaşma oranını artırmak için ne gibi projeleriniz var? Kayseri&#39;nin okul öncesi eğitim de okullaşma oranı nedir?</strong></p><p>Türkiye ortalamasının epeyce üzerindeyiz. Tabii ki bizim için yeterli değil. Aynı ilkokulda olduğu gibi adrese dayalı kayıt sistemini getirmeye çalışacağız.</p><p><strong>Mesleki eğitim hakkında ki düşünceleriniz nelerdir?  Ülkemiz ve Kayseri adına konuşacak olursak, AB ülkelerine göre ülkemizde mesleki eğitim noktasında istenilen düzey sizce yakalandı mı?</strong></p><p>Ülkemiz açısından oranlar çok istendik seviyede değil ancak Kayserimiz iyi bir noktada. İhtiyaç duyulan bütün alanlarda eğitimimiz mevcut.</p><p><strong>Bir de sözleşmeli öğretmenlik konusu var bu konuda neler söylemek istersiniz? </strong></p><p>Çok istendik bir durum değil ama zorunluluklar.</p><p><strong>Sizce Kayseri&#39;nin en büyük eğitim sorunu nedir?</strong></p><p>Türkiye ortalamasının üstünde olmasına rağmen okul öncesinde oranımızın arttırılması lazım.</p><p><strong>İlköğretim okullarımızın ödenek sıkıntıları olduğu eğitim yöneticilerimiz tarafından yıllardır dile getiriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı okullarda bağış toplanmasını resmi yazı ile yasaklamıştır. Sizce okullar ihtiyaçlarını gidermek için nasıl bir yola başvurmalıdır?</strong></p><p>Milli Eğitim Müdürlükleri ile safları daha sık tutmaları lazım</p><p><strong>Bir de kermes düzenleyen okul aile birlikleri var. Velilerin bazıları da buna ister istemez tepki gösteriyor? Bu konuda tutumunuz nedir?</strong></p><p>Katılım zorunlu değil. İstemeyen veliler katılmayabilir.</p><p><strong>Eğitim Sendikalarına nasıl bakıyorsunuz? Eğitim sendikaları arasında gruplaşma olduğuna inanıyor musunuz?</strong></p><p>Sivil düşüncelerin dillendirilmesi açısından önemli ve olması gereken kuruluşlar. Hayatın içinde olan kuruluşlar. Ama biraz daha eğitim öncelikli söylemlere ihtiyaç var diye düşünüyorum.</p><p><strong>Okul kantinlerimizdeki gıda güvenliği, hijyen konularında eksiklikler olduğunu düşünüyor musunuz? Onlar için bu konularda uyguladığınız bir denetim, yaptırım vs. var mı?</strong></p><p>Eksiklik olduğunu düşünmüyorum. Sürekli denetimimiz altındadır.</p><p><strong>&ldquo;Cansel Buse Kınalı&rdquo; isimli kız öğrencinin intiharı ile sonuçlanan vahim ve üzücü bir olay yaşandı bu sene, okul yönetiminin ihmalk&acirc;r davranıldığı iddiaları oldu, bu olayı, yaşananları ve sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p><p>Çok üzüldüm. 11 yaşında annemi kaybettim, ona bu kadar üzülmemiştim. İhmal olduğunu düşünmüyorum. Bütün süreç çocuğumuzun faydası düşünülerek yürütülmüş. Ancak çok üzücü.</p><p><strong>Okulların kapanmasına kısa zaman kaldı bu vesile ile Kayseri&#39;de görev yapan eğitimcilere, eğitim camiasına, velilerimize ve öğrencilerimize yönelik vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?</strong></p><p>Tatil süresini değişik eğitim aktiviteleri ile değerlendirsinler. Mutlaka kitap okusunlar.</p><p>Röportaj: Güler Ruhsar AKTAŞ   Fotoğraf: Hüseyin GÖKTAŞ</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ &quot;ÇALIŞKANDIM AMA ÇOK DA YARAMAZDIM&quot; ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/caliskandim-ama-cok-da-yaramazdim.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[KADINLARA YARIM KADIN’I SORDUK ]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/kadinlara-yarim-kadin-i-sorduk/9590/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/kadinlara-yarim-kadin-i-sorduk/9590/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Wed, 15 Jun 2016 02:31:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>&ldquo;Anneliği reddeden kadın, kadınlığını ink&acirc;r ediyor demektir, eksiktir, yarımdır&rdquo; cümlesiyle de bu sene cinsiyetçilik sezonunu açtık malumunuz.  Kadına bakışını bu kadar da net ortaya koyuyor Cumhurbaşkanı. Çizgisinde zerre kırıklık yok. Eşit değilsiniz diyor.  Zaten evde oturup evinizin kadını çocuklarınızın anası olun, hizmette sınır tanımayın ulviyet budur bunun karşılığında gördüğünüz muamele ağzınıza da çok yüzünüze de diyor kadınlara bir nevi. Eğer istediğim gibi olmazsanız da yarımsınız, eksiksiniz, kadınlığınızdan utanına kadar geliyor durum. Kadın düşmanlığında sınırsız bir başarı alanı oluşturuluyor.  Kadın adeta hedef gösteriliyor.  Gülmesi, doğurması, giyinişi, evlilik yaşı, çalışması hatta durun yakında kuvvetle muhtemeldir aldığı nefes bile suç olacak, tartışma konusu olacak kadın&hellip;  Kadın sadece doğurganlığı ve evdeki üstün hizmetleri ile anılan ve eğer doğurup ev hizmeti görürse  takdir toplayabilecek bir varlık gibi algılatılmaya çalışılıyor. Tabi sonra ne oluyor dersiniz?  Bunlardan güç alan bir grup tam akıllı kadın bunları yapmaz ise yapamaz ise aklının çalışan tam kodlarını böyle cümlelerden aldığı güçle beraber cinayet, şiddet, yaralama ve tecavüze kadar çalıştırıyor. Kadını evlenmiyor, doğurmuyor diye dışlayan zihniyetin sadece annelik ve hizmetçilik kapsamında kadını değerlendiren zihniyetin meyvesi de hal böyle olunca ölü kadınlar, yaralı kadınlar, şiddet mağduru kadınlar, istismar edilmiş kadınlar oluyor. Annelik elbette kutsal ve evlilik güzel ve olması gereken bir kurum.  Anne olmayı birçok kez deneyen birisi olarak söylüyorum.  Anne de olsam durum değişmezdi çalışmaya devam ederdim. Evliliği sonlanmış birisi olarak söylüyorum evliliğim güzel de gitse ki uzunca bir zaman öyleydi ve yine çalışıyordum yine de çalışırdım.  Bu duygularla anne ol(a)mayan,çalışan ve bekar bir kadın olarak sizin tabirle yarım (kendi bakış açılma çok tam erkekten daha tam bir kadın olarak) erkek şiddetine dolaylı da olsa destek veren anlayışı reddediyorum.  Gündem değiştirmek için kadın bedeninin ve kadın kararlarının sorgulanmasını, hedef gösterilmesini, demokrasiden bu kadar uzaklaşmış olmayı  da kabul etmiyorum.  Bir de sormak istiyorum yarım kadın anneliği reddederek olunuyor peki tam erkeklik ya da yarım erkekliğin ölçüsü nedir? Bütün bu duygu ve düşüncelerle toplum kesiminden siyasi sivil toplum örgütü ve çalışan kadınlara sordum bu hafta röportaj konuk listem kadınlardan oluşuyor.  Toplumun çeşitli kesimlerinden kadınlar ve yarım kadına dair düşünceleri mutlu haftalar tam okur</p><p>Güler Ruhsar AKTAŞ: &ldquo;Anneliği reddeden kadın, kadınlığını ink&acirc;r ediyor demektir, eksiktir, yarımdır&rdquo; açıklamasına nasıl bakıyorsunuz ?</p><p>Mhp Kadın Kolları İl Başkanı  Serap Şule Yavuz Kalın : MESELE AYRIŞTIRMA VE AYAR VERME</p><p>Mesele hem kadına ayar verme durumu ve isteği hem de toplumu yine belli bir konuda ayrıştırmadır bana göre. Zira mütemadiyen değişik konularda ayrıştırılan toplum bir çok mevzuda cephelere ayrılmış durumdadır. Doğuran kadın tamdır, doğurmayan kadın yarımdır konusu da cephelerden bir tanesi olmuştur.  Bir anne olarak diyebilirim ki annelik elbette paha biçilmez bir durumdur ve dilemekten, istemekten çok nasip meselesidir. Daha önce sert dikte ve uyarılarla toplumun bir kesimini yaralayan Cumhurbaşkanı bu sefer de evl&acirc;t sahibi olmayan olamayan kadınlarımızı 'Yarım' sıfatı ile yaralamıştır.   Yaralamak işin elbette farklı bir boyutu olmakla beraber çocuk sahibi olmak, istemek ya da istememek de kadının kendi öz kararıdır. Yeri geldiğinde eşinin dahi kararına saygılı olduğu bir durumda, yüzyıllardır süren mücadeleler sonucu kazanılan hakların her kim olursa olsun zedelenmesi mümkün değildir, olmamalıdır.</p><p>Chp Kadın Kolları İl Başkanı Şehriban Peker: &ldquo;KADIN BEDENİ ÜZERİNDEN SİYASET YAPILMAZ&rdquo;</p><p>İktidarın kadınları eve kapatma söylemleri kadını küçümsemektedir. Bedeller karşılığı kazandığımız haklarımız bizimdir. Şimdide kadınların doğurup doğurmama gibi kendi kararı olan haklarına karşı çıkmaya çalışıyorlar. Anne olup olmamak kadının kendi kararıdır. Kadın bedeni üzerinden siyaset yapılamaz. Erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmasını hedefliyorlar. Kadınlar sadece çocuk doğurmak için yaratılmadılar. &ldquo;Çocuk doğurmayan kadın eksik kadındır.&rdquo; Sözünü bir kadın olarak hakaret sayarım. Hem kendi adıma hem de tüm kadınlar adına. İlla doğurmak mıdır kadın olmak? Kariyeri için evlenmeyebilir, çocuk yapmayabilir ama hayatın bir parçasıdır. Ben Allah&#39;a inanan bir insanım. Yaradan bazı kadınlara annelik vermeyebilir. Sağlık sorunu olabilir. Bu ağır sözler çocuğu olmayan kadınları zedeler ve aşağılar. Bu bir eksiklik değildir. Bunu dile getirmek çok ayıptır. İnsan haklarına müdahale etmektir, suçtur. Zor şartlarda yoksullukla büyütüp askere gönderdiğimiz evlatlarımız terör belası yüzünden her gün şehit olup geliyor, patlamalarda suçsuz günahsız insanlarımız ölüyor. Bir anne olarak içim kan ağlıyor, yüreklerimiz acıyor. Asıl eksiklik terörü yok etmeyip analarından evlatlarını ayırmaktır. Bir anne ancak evladını kaybederse eksiktir. Kadınlık anneliğe hapsedilemez. Anne olup olmamak kadının kendi tercihidir. Herkes anne olmak zorunda değildir. Kadın kadındır eksiklik bizi küçümseyenlerdedir. Atatürk&#39;ün bize vermiş olduğu hakları kazanımları kimseye biz CHP&#39;li kadınlar olarak vermeyeceğiz.</p><p>Türk Kadınlar Birliği Başkanı Ayşe Gemici Uzunlu: &ldquo;KADINI TOPLUMSAL YAŞAMDAN SOYUTLAMA SÖYLEVLERİ SÜRÜYOR&rdquo;</p><p>Ekonomik hedefler arasında dünyanın en güçlü ilk 10&#39;u arasında yer almak gibi bir hedefiniz olacak ve kadın nüfusu is hayatından uzaklaştırıp annelik vasfı ile ev içi işlere yoğunlaştıracak politika uygulamaya çalışacaksınız. Kadınların sadece yüzde 28 i iş hayatında yer alıyor. Bunların çoğunluğu ev bütçesine katkıda bulunmak ve geçimi sağlamak içindir. Kadınların iş hayatında olmadığı bir ekonomi asla kişi başına düşen milli gelirle üst göstergelerde olamaz. Bu konu bilindiği halde ısrarla kadının yeri evidir, çocuğudur diyerek kadını toplumsal sosyal yaşamdan koparma söylevleri devam ediyor.</p><p>Bu sözlerle isteyip de çocuk sahibi olamayan kadın ve erkek kaç kişi üzülmüştür diye düşünen yok. Evlenmeyip yalnız başına yasamayı tercih eden kadınlar onlarda bu sözlerle kırıldı. Sanki herkes evli ve çocuk sahibi olursa  birde evin işini iyi yaparsa tam kadın iyi kadın oluyor. Peki, çocuğu olmayan baba da yarım erkekçi? Kadın eşittir anne değil insandır. Hem de kadın erkek eşit insandır. Her fırsatta en az üç çocuk doğurun nasihatleri verme yerine doğan çocukların kaliteli eğitim, sağlık hizmetinden faydalandırarak nasıl güçlü birey olmalarını sağlarız buna kafa yormak lazım. Ülkemiz de iş hayatının lokomotifi olan güçlü kadınlar var. Üstelik dünya listesinde güçlü kadınlar listesinde olup evli olmayıp çocuğu olmayan veya evli olup çocuğu olmayan kadınlar. Kimse onlara yarım veya eksiksiniz lafını edemez. onlar bizim onurumuz olarak çalışma hayatında başarılarıyla ekonominin çarkının dönmesini sağlıyorlar.</p><p>Bizi yönetenlere düşen görev is ve aile yaşamında yapılacak uzlaştırma politikalarını uygulamak ve kadının çalışması önündeki engelleri kaldırarak dünyanın güçlü ekonomisi arasına girmektir. is hayatındaki başarı özel hayatın düzenli olması ile bağlantılıdır.Bu nedenle is hayatında bulunan kadınların anneliğini eksik yaptığı veya ev isleri ile ilgisiz diye kimsenin suçlama hakkı yoktur.Kadın erkek evlilik için  iyi ve kötü günde  birbirine yardımcı olup hayatı paylaşmak için yola çıkarken bu tür ayrımcı söylevler toplumda var olan olumsuz rollerin pekişmesine yol açıp toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yol açar.</p><p>Kigder ( Kadın Girişimciler Derneği) Başkanı Dr. Sema Karaoğlu:  &ldquo;BU İFADE KADINLARI YARALADI&rdquo;</p><p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir açılış töreninde, 'anneliği reddeden bir kadın eksiktir, yarımdır' ifadelerini kullandı. Bu bakış açısı, kadını sadece doğuran bir varlık olarak gösteren, kadını birey olarak reddeden, duygu, düşünce ve yeteneklerini, kadının temel hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, bu kadını aşağılayan bir bakış açısıdır. Kanaat önderleri tarafından ifade edilen bu tarz cümleler ülkemizde maalesef kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin ve çocuk gelinlerin temelini oluşturmakta, toplum yanlış yönlendirilmektedir. Kadının özel alanına kadar giren bu zihniyet kadınları kendi aralarında da kutuplaşmaya iter. Toplumumuz zaten o kadar kutuplaştı ki, bunu artık bu safhaya çekmenin ve kadın bedeni üzerinden gündem yaratmanın gerçekten gereği yok.</p><p>Farklı bir açıdan da bu sözler birçok kadınımızı yaralamıştır. Çaresiz derdi olup, yavrusuna uzun süre annelik edemeyeceğini bilen kadınlarımız, psikolojik olarak sağlıklı olmayıp anne olduğunda yavrusuna gerekli ilgiyi gösteremeyeceğinizden anne olmak istemeyen kadınlarımız, ekonomik nedenlerle evlat sahibi olmak istemeyen kadınlarımız yaralanmıştır.İnsan hakları temel hak ve özgürlüklere bağlamında bir kadının anne olup olmama isteği sadece kendi tercihidir. Bu ne cumhurbaşkanının ne de bir başkasının inisiyatifinde olamaz, siyaset malzemesi olarak kullanılamaz. Şahsen üç çocuk sahibi bir anne olarak kaç çocuk doğuracağıma hiç kimsenin karar vermesini kabullenemem. Kadınlar bedenleri ile ilgili kararları bile kendileri veremediği sürece nasıl bir özgürlükten, gelişmişlikten, kadına değer vermekten bahsedilebilir. Söylemler eylemlerle birleşmediği sürece hiçbir anlam ifade etmezler. Cumhurbaşkanının sarf ettiği bu  ifade, kadınları eve hapsetmeye çalışan ifadedir ama Türk kadını olarak biz bu hapishaneye girmeyeceğiz. Kaldı ki bizler, hem ana olmayı hem iş hayatında olmayı başarmış milyonlarca kadınız. Biz Kurtuluş savaşında erkeğiyle omuz omuza vermiş hem analık yapmış, hem atalık yapmış, hem savaşmış nesillerin torunlarıyız . Biz Türk kadınları ekonomide siyasette akademisyenlik ve iş hayatında de varlıklarımızı arttırarak devam ettireceğiz.</p><p>Bu tarz söylemler demokratik ve laik değerlere, insan hakları ve temel hürriyetlerine bağlı kalacağına yemin etmiş Türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanın ettiği yeminle bağdaşmamaktadır. Biz Türk kadınları olarak devletimizin kaç çocuk doğuracağımızı düşünmesini değil, doğurduğumuz çocuklara nasıl bakacağımız konusunda bize yardımcı olmasını,  işyerlerimize kreşler açmasını,eğitim olanaklarını artırmayı,sosyal refahımızı, sosyal haklarımızı ve özlük haklarımızı arttırmak için çalışmalarda bulunmasını bekliyoruz.</p><p>ŞEYDA AŞATIR (Kayseri Deniz Postası Gazetesi) Gazeteci &ndash;Muhabir : &ldquo;KADIN BAZI ŞEYLERİ İSTEDİĞİ İÇİN YAPAR MECBURİYETTEN DEĞİL&rdquo;</p><p>Yarım kadın ifadesini duyunca öncelikle şunu düşündüm ben buna kim karar veriyor? Yine her zaman ki gibi bize farklı sıfatlar yüklemeye başladılar. Eksik etek, saçı uzun aklı kısa gibi bir şey galiba&hellip; Yine birileri bizim yerimize düşünmeye başlamış.</p><p>Ben kariyerime her şeyden çok önem veren bir kadınım. Bu yüzden kariyer anlamında tatmin olmadan evlenmeyi düşünmüyorum bu sebepten çocuk sahibi olmayı da işimden dolayı öteliyorum. Bende Cumhurbaşkanına göre yarım kadın sıfatına giriyorum. Bu &lsquo;yarım kadınlıktan&#39; ziyade kendini önemsemek, kendine değer vermektir. Çünkü unutmamamız gerekir ki biz her şeyden önemliyiz. Ve bizi bir tek kadınlar anlar. Burada gazeteci olarak mesela sen benim bu konuşmalardan rahatsız olacağımı düşünerek, düşüncelerimi sordun. Sen böyle tepki gösterdin, bende bunu anlatarak tepki gösterdim. Böyle bir röportaj ya da bir köşe yazısını çok az erkek yazar o yüzden işte kadınları en iyi kadınlar anlar.</p><p>Konuya tekrar dönecek olursak, benim anlamadığım şey şudur, neden kadınlar dünyaya bazı işleri yapmak için gönderilmiş gibi davranılır ki. Sanki kadın dünyaya evlenmek, çocuk doğurmak, kocasının sözünden çıkmamak, evi temizlemek, yemek yapmak için geldi. Beyler şunu bir kafanıza sokun kadınlar bunların hiç birini yapmak zorunda değil. Eğer kendi gerçekten isterse elbette yapar.</p><p>Kadın dünyaya erkeklerin istediklerini yapmak için getirilmedi artık şunu bir unutalım. Sana da duyarlılığından dolayı çok teşekkür ediyorum. Ve ben inanıyorum ki senin gibi bu ataerkil düzene baş kaldıran insanlar olduğu sürece, umudumuzu kaybetmediğimiz sürece hayal ettiğimiz gibi bir dünyada yaşamak çok uzak değil.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kadinlara-yarim-kadin-i-sorduk.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ KADINLARA YARIM KADIN’I SORDUK  ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kadinlara-yarim-kadin-i-sorduk.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[“ KADIN VE ÇOCUK HAKLARI SIFIRLANIYOR MU?”]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/kadin-ve-cocuk-haklari-sifirlaniyor-mu/9393/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/kadin-ve-cocuk-haklari-sifirlaniyor-mu/9393/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Mon, 30 May 2016 04:10:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, çalışmalarını tamamladı. Rapor tamamlandı tamamlanmasına ancak rapor tepkileri de beraberinde getirdi. İşte bu yasayı Avukat Eylem Sarıoğlu Aslandoğan ile konuştuk. Rapor neleri içeriyor? Kadınlar bu rapordan nasıl etkilenir çözüm önerileri neler? Röportajımızın bu hafta yayımlanacak ilk bölümünde bu soruların cevabını bulacaksınız? </strong></p><p><strong> </strong></p><p><strong>Güler Ruhsar AKTAŞ: Öncelikle AKP Hükümetinin kadınlara yönelik politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p><p><strong>Eylem Sarıoğlu ASLANDOĞAN: </strong><strong>Aslında AKP&lsquo;nin kadına yönelik politikalarının özünü &ldquo; Kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanmıyorum. &ldquo; sözünün her alanda kurumsallaştırma çabası oluşturmaktadır. Bunun en görünen yüzü de kadına yönelik şiddetin artmasıdır. AKP iktidara geldiği andan itibaren kadını eve hapsetme, ihtiyaç duyulduğunda da ucuz iş gücü olarak kullanma bakış açısı ile politika üretti.Özellikle uzun süre şiddeti görmezden gelen AKP bunlar münferit olaylardır , abartılıyor yaklaşımını sergiledi.  Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığının adından Kadının çıkarılması ve aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına dönüştürülmesi AKP hükümetinin kadını ailede makbul gördüğünü ortaya koymaktadır. </strong></p><p><strong>Sonrasında kürtaj tartışmaları ile aslında tüm yaklaşımını yetkili ağızların yapmış olduğu açıklamalarla ifade etti. </strong>Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ, tecavüze davet çıkarır gibi, &ldquo;Tecavüze uğrayan doğursun gerekirse devlet bakar&rdquo; diyebildi! TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı AKP Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün &ldquo;Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz mağdurundan daha masumdur. Tecavüze uğrayan, kürtaj yaptırmamalı!&rdquo; diyebildi! Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek &ldquo;Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne? Anası ölsün&rdquo; diyebildi!</p><p><strong>Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporunu nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p><p>Meclis Araştırması Komisyonu raporu biz kadınların ve çocukların kazanılmış birçok hakkını ihlal ediyor.</p><p>Yasa hem ruhu hem de içerdiği konular bakımından yıllardır bu alanda faaliyet yürüten biz kadınların esastan itirazlarını fazlasıyla hak ediyor. Çünkü yıllardır kadına yönelik şiddetin önlenmesi için hükümetin yapması gerekenlere dair talepler ifade eden biz kadınlar, hükümetten bu yönlü bir adım yerine sadece aile bütünlüğünü koruma amacıyla hareket ettiğini maalesef bir kez daha  gördük . Rapor bu güne kadar bu alanda yapılmış yasal düzenlemelere, uluslar arası sözleşmelere ve  hükümetin imzalamakla övündüğü İstanbul Sözleşmesine de tamamen aykırılık oluşturuyor.</p><p><strong>Nasıl bir aykırılık oluşturuyor?</strong></p><p>Kadınlara  Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin  ilk olarak Türkiye tarafından  imzalanmış olması ile övündü. Ama 1 Ağustos 2014 tarihinde  yürürlüğe giren sözleşmenin imzalanmasının yetmediğini bir kez daha gördük. Yasa yapmak bir görevin ifası için yeterli değildir</p><p><strong>İstanbul sözleşmesi var bir de &hellip;</strong></p><p>İstanbul sözleşmesinde, &ldquo;kadınlara yönelik şiddet', bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak açıklanmış ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma&rdquo;  şeklinde tanımlanmıştır. Yine ünlü sözleşmede 'aile içi şiddet' aile içerisinde veya hanede veya, mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki eşler veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemi olarak tanımlanmış, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ise,  kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen  şiddet olarak kapsamlı bir şekilde tanımlanmıştır. Bugün imzalanan sözleşmenin giriş kısmında &ldquo;Kadınlar ve erkekler arasında yasal ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadınlara yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunun bilincinde olarak&rdquo; şeklinde yapılan açıklama aslında kadına yönelik şiddetin önlenmesi bakımından da temel olarak yapılması gerekenleri,  tarafı olduğu sözleşme nedeniyle devletin, hükümetin önüne koymaktadır.  Yasa özü itibari ile yasal ve fiili eşitliğin sağlanmasının zorunluluğunu ortaya koymuştur. Oysaki komisyon olarak hazırlanan rapor bu perspektiften oldukça uzaktır. </p><p><strong>Meclis boşanma komisyonu böyle bir rapora neden ihtiyaç duydu.?</strong></p><p>Uzun süredir ülkemizde boşanma oranlarının arttığı yönlü tespitler yapılıyor. Ben bile bir sohbette avukat olduğumu söylesem hemen &ldquo; boşanmalar çok arttı değil mi? avukat hanım, kadınlar hiç sabretmiyor hemen boşanmak istiyor, ne olacak bu toplumun hali &ldquo; şeklinde sorularla karşılaşıyorum.Çünkü alttan alta program ve konuşmalarla bu zihne işlenmeye çalışılıyor. Toplum buna ikna olduktan sonra da çözüme ilişkin bu tasarıyı hazırladık diyebilsinler. Oysaki Komisyon&#39;un kendi taslak raporunda bile  Türkiye AB ve çevre ülkelerde evlenme oranında 45 ülke arasında 6. sırada,  boşanma oranında ise 43 ülke arasında 26. sırada. Türkiye&#39;deki evlenme hızı 7.7 iken boşanma hızı 1.7 olarak tespit edilmiş. Amaç boşanma oranlarının önü alınmadığı takdirde bir yıkıma neden olacağı algısı üzerinden kadınların kazanmış olduğu mevzi geri çekilebilsin.</p><p><strong>Haklı tepki alan bu rapor eşitlik ve adalet içeriyor mu? </strong></p><p>Raporda her ne kadar yer yer ailenin güçlü olmasını aileyi oluşturan bireylerin güçlü kişiliklere sahip olmasıyla mümkün olacağı ifade edilse de , güçlü kadınların oluşmasının tek koşulu  toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması olup, aslında temel eksiklik olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusuna ve bu yönde atılması gerek adımlara yeterince vurgu yapılmamıştır. Bu yaklaşımda sorunu çözen değil, kadını aile içine hapseden bir sonuca yol açar ve var olan durumu güçlendirir. Çünkü kadını güçlendirmek amaçlanmamakta, sadece aileyi korumak amaçlanmaktadır.  Özellikle eşitlik vurgusundan kaçınılmıştır. Zira Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanmadığını, eşitliğin fıtrata aykırı olduğu söylemiş ve eşitlik yerine adalet vurgusu yapmıştı. Bu bakış açısı rapora da yansımış ve kadın ve çocukların hak ihlallerine uğramamasının yolunun ailede adalet ve hakkaniyet duygularının gelişimiyle mümkün olacağı ifade edilmiştir. Oysaki asıl olan eşitliğin sağlamasıdır. Adalet ve hakkaniyet duyguları ile beraber  eşitlik sağlanmadığı müddetçe kime göre hakkaniyet, kime göre ve neye göre adalet sorusu ile baş başa kalırız. Raporda eğitime yönelik öneriler başlığında aile değerlerinin bir bütün olarak ele alınması yerinde olacaktır denilmekle birlikte , özellikle ilköğretim müfredatlarında bulunan kadının aile toplumsal rollerine ilişkin kalıpların nasıl değiştirileceğine ilişkin hiçbir vurgu bulunmamaktadır. Oysaki taraf olarak imzalamış olduğumuz uluslar arası sözleşmeler bu yönlü rol tariflerin değiştirilmesi için imzacı devletlere görev yüklemektedir.</p><p><strong>Diğer bir değişiklik önerisi ise arabuluculuk uygulamasının getirilmek istenmesi gibi sanki &hellip;.</strong></p><p>Evet, arabuluculuk uygulaması  &ldquo;Belli başlı uyuşmazlıklar için bu eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin alınması bir &ldquo;dava şartı&rdquo; gibi görülmeli ve arabuluculuk ve uzlaştırma sürecinden önce başvurulması zorunlu bir yol olarak belirlenmelidir&rdquo; şeklinde öneri yapılmıştır. Boşanma süreçleri kadınlar üzerindeki baskının arttığı bir süreç olup bu aşamalarda kendilerini evliliği sürdürmek zoruna hissettiği bir tablo ile karşı aşıyayız. Bu nedenle arabuluculuk bir dava şartı olduğunda bu durum kadınlar açısından boşanmayı zorlaştıracaktır. Çünkü bu aşamaların hepsi bir ikna sürecine dönüşecek ve her seferinde kadın mutsuz olduğu veya şiddet gördüğü eve geri dönmek zorunda bırakılacaktır.</p><p><strong>Peki boşanma mı sorun sonrası mı ? </strong></p><p>Asıl sorun boşanma değil, boşanma sonrasında kadınlar ve çocuklar açısından doğan olumsuzluklardır. Sürekli boşanmanın çocuklar açısından olumsuz etkileri üzerinde durmak ve bradan aile bütünlüğünün korunmasını salık vermek kadının  temel hakları bakımından başka mağduriyetlere sebebiyet verecektir.</p><p>Sağlıklı bir aile sağlıklı bir toplumun temel yapı taşlarından olmakla birlikte, özellikle kadınlara bakış açısının kutsallaştırılmış bir aile içinde şekillendirilmesi sağlıksız bir yapı oluşmasına neden olmaktadır. Aile kutsanırken, ailesi olan ve olmayan kadınları güçsüzleştiren, çaresizleştiren ve şiddete açık hale getiren süreçler yeniden üretilmemeli, sosyal politikalar biçimlenirken bu gözden uzak tutulmamalıdır. Ailenin toplumsal yapıdaki önemini göz önünde tutmakla beraber aile kurumunu kutsamak yanılgısına düşülmemelidir. Çünkü aileye atfedilen kutsallık bir süre sonra muhafazakar bir bakış açısına yol açmakta, aile kurumunu korumak adına bireysellikler, özellikle kadın hakları törpülenmektedir. Bu olguya raporun genel</p><p> Amaç ne pahasına olursa olsun boşanmaların önüne geçilmesi olmamalıdır. Boşanmalara neden olan sosyal ve kültürel nedenleri ortaya çıkarmak, evliliği sonlandırmayı tercih etmiş bireylerin güvenliğini ve sağlığını korumak olmalıdır. Boşanmak isteyen kadınların boşanmayı sağlıklı gerçekleştirebilmesi ve boşanma sonrasında var olan önyargılar ve ekonomik zorluklar nedeniyle kötü giden evliliklerine mahkum olmamaları için boşanma sonrası kadının kendi istediği hayatı kendi istediği şekilde yaşamasına fırsat verecek ve onu başka birine ya da aileye bağımlılığa mahkum etmeyecek sosyal ve ekonomik koşulların sağlanması gerekmektedir.</p><p><strong> </strong></p><p><strong>Çocukların istismarcılarıyla evlendirilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor öyle bir durumda ki bu çok vahim bir tablo böyle olursa  sorun bitecek mi ? </strong></p><p>Çocukların, istismarcılarıyla/tecavüzcüleriyle evlendirilmesi, evlilik yaşının 15&#039;in altına indirilmesi</p><p>Raporda, çocukların cinsel istismarının &ldquo;rızaya&rdquo; dayalı olabileceği, ancak böyle de olsa suç olarak kalması gerektiği söylendikten sonra, tam tersi, yani istismarcının/tecavüzcünün 5 yıl boyunca istismar/tecavüz ettiği çocukla &ldquo;sorunsuz&rdquo; ve &ldquo;başarılı&rdquo; bir evlilik sürdürmesi halinde denetimli serbestlikten yararlanması öneriliyor. </p><p>Üstelik, her iki tarafın da 15 yaşın altında olması durumunda ise, çocuk istismarı, çocuk tecavüzü &#039;&#039;şahsi cezasızlık&#039;&#039; nedeni sayılıyor, yani suç olmaktan çıkarılıyor. Böylece ailelerin 15 yaş altı çocuklarını (şimdilik resmi nikahla olmasa bile) fiilen &#039;&#039;evlendirmelerinin&#039;&#039; yolu açılıyor.</p><p>Komisyon bu önerileri ile çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi halinde suçu ve suçluyu görmezden gelelim diyor. Çocuk istismarı ile ilgili &ldquo;Bir kereden bir şey olmaz&rdquo; politikası yürüten AKP, hem Eski Ceza Kanunu&#39;nda yer alan çağdışı &#039;&#039;tecavüzcüsüyle evlendirme&#039;&#039; düzenlemesini üstelik de çocuklar için geri getirmeye ve hem de, evlilik yaşını 15&#039;in de altına indirmeye çalışıyor.</p><p>Bir süredir tecavüz vakalarından sonra gündeme gelen hadım uygulaması da raporda tekrar öneriliyor.  Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun&#39;un 108. maddesinde göre, mahpusun &ldquo;tıbbi tedaviye&rdquo; tabi tutulması ve &ldquo;tedavi amaçlı&rdquo; programlara katılması yönünde infaz h&acirc;kimi tarafından karar verilebiliyor.Bu hususta bir yönetmeliğin çıkarılmasını önererek hadım uygulamasının hayata geçmesini öneriyor. Sonuç olarak ne hadım, ne idam nede Özgecan&#39;ın katilinin koğuşta öldürülmesi benzeri kısas ve öç alma yöntemleri kadına yönelik şiddetin son bulmasını sağlayacak yöntemler değildir. Aksine şiddet kültürünü daha da güçlendirecek cezalandırma yöntemleridir.</p><p><strong>Kadına şiddet maalesef ülkemizin bence en önemli sorunlarından bir tanesi kadına şiddeti nasıl etkiler bu durum ? </strong></p><p>Yine raporda 6284 sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun&#39;a dayanan başvurularda  &ldquo;en azından mesai saatleri içinde mülki amir ve h&acirc;kimin görevli olması, mesai saatleri dışında ve resmi tatil günlerinde kolluk amirinin görevli olması&rdquo; önerilmektedir. Yani, karakolların kapılarının mesai saatleri içerisinde şiddete maruz kalan kadınlara kapatılması istenmektedir. Bu öneri, iktidarın kadına karşı şiddeti ortadan kaldırma konusunda hiç bir şey yapmak istemediğinin açık göstergesidir.  6284 sayılı Kanun&#39;a dayanılarak verilecek tüm tedbir kararlarında kadının delil ve belge sunması zorunlu hale getiriliyor. Eğer kadın şiddete ve tehdite ilişkin delil sunamaz ise tedbirin en fazla  15 gün için verilmesini önermektedir. Bu durumda kadınların bunu ispatlayamadığı durumlarda şiddetle yüz yüze kalmasına neden olacaktır. .</p><p><strong>Nafaka ve mal paylaşımında içeriği nedir ne öneriler var? </strong></p><p>Bir diğer olumsuz durum ise , kadınların nafaka hakkının evlilik süresi ile bağlı olarak kısıtlanmasıdır. Her ne kadar süre bitiminde kadının meslek edindirme, istihdam imkanlarından faydalanmasının sağlanması önerilmiş ise de buna ilişkin düzenlemeler konusunda somut önerler yapılmamıştır. <strong>Raporda mal paylaşımına ilişkin davaların açılması için geçerliolan 10 yıllık zaman aşımı süresinin düşürülmesi de önerilmiş. Böylece kadınların mal rejimine ilişkin haklarını kullanmaları kısıtlanmak istenmiştir. </strong>.</p><p><strong>Eşin ölümünde, kadının mal rejiminden kaynaklı %50 payın verilmemesi</strong></p><p>Raporda, evliliğin eşlerden birinin ölümü ile  sona ermesi halinde, evlilik içerisinde edinilen malların tasfiyesinde, sağ kalan eşin sadece kendi miras payını almasını önermiş. Evlilik süresince edinilen mallar geleneksel olarak erkekler üzerine kayıtlandığı için, bu öneri, eşi ölen kadınların mal rejiminden kaynaklı %50 payını alamayacakları anlamına geliyor.</p><p><strong>Bu konuda  </strong>Aile ve Din&icirc; Rehberlik Büroları <strong>çalışmaları da var onlar olumlu etkilemez mi?</strong></p><p>Rapor boyunca evlilik birliğinin sürmesi, yaşanan sorunlar konusunda devletin kurumlarıyla sorunları çözme iradesi hep Diyanet İşleri&#39;nin &ldquo;önemli&rdquo; katkılarıyla açıklanıyor. Aile danışmanlığının en temel eksikliğinin &ldquo;dini hizmetler&rdquo; olduğu vurgulanıyor. </p><p>Uygulamada olan Aile ve Din&icirc; Rehberlik Bürolarına yapılan başvurular yeterli görülmüyor. &ldquo;Bu bürolarda kişisel bilgi tutulamadığı için takip yapılamıyor, ah bir takip yapılabilse ne de güzel çözecekler sorunları&rdquo; vurgusuyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı&#39;na &ldquo;elinizde verisi bulunan ihtiyaç sahiplerini buralara yönlendirin&rdquo; deniliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı&#39;nın hazırladığı Aile Eğitim Programına &ldquo;ailede din&icirc; değerler&rdquo; eğitimi konulması ve bu eğitimi de &ldquo;kanaat önderi&rdquo; kabul edilen din görevlilerinin vermesi isteniyor. </p><p>Aile danışmanlığı alanında çalışacak uzmanların &ldquo;milli kültüre duyarlı&rdquo; yetiştirilmesi talep ediliyor. Aile terapisi ve rehberlik hizmetleri verenlerin psikoloji, psikolojik danışmanlık, rehberlik, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve eğitimi, sosyoloji, hemşirelik, tıp, öğretmenlik alanları ile sınırlandırılmasına karşı çıkılan raporda, İlahiyat Fakültesi mezunlarının da aile danışmanı olarak görevlendirilmesi öneriliyor. Diğer yandan söz konusu yönetmeliğin 16&#39;ıncı maddesinde &ldquo;bireylere, çiftlere veya ailelere sorunlarının çözümüne dönük değişim ve gelişime yönelik hizmetler sunmak, Anne ve babaların çocuk eğitiminde daha bilgili olması, bu bilgilerini hayata geçirmesi, çocuğuyla ve eşiyle ilişkisini geliştirmesi için anne ve babalara yönelik çalışmalar gerçekleştirmek, boşanmış bireylere ve çocuklarına bu durumdan olumsuz etkilenmemeleri için boşanma sonrası uyum programları planlamak ve uygulamak, gerektiğinde aile üyelerini ihtiyaçlarına yönelik olarak ruh sağlığı ve hastalıkları hizmeti veren kurum ve kuruluşlara yönlendirmek.&rdquo; Aile danışmanının görevleri olarak tanımlanmıştır. Lisans düzeyinde bunlara ilişkin eğitim almamış ilahiyat fakültesi mezunlarının bu görevleri yerine getirmesi olanaklı değildir. Aile danışmanlığı eğitiminde amacın &ldquo;ailenin daha sağlıklı, huzurlu ve mutlu olabilmesini sağlamak, aileyi oluşturan bireylerin problemlerini, <strong>ana kaynağına inerek</strong>, <strong>bilimsel, kültürel ve psikolojik yönlerini araştırmak</strong>, bu problemleri ortadan kaldıracak donanıma sahip kişilerin yetiştirilmesini sağlamak amacını taşıdığı&rdquo; göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan yönetmelikte sayılan meslek dallarının dahi bu amacı yerine getirebilecek eğitime ve donanıma sahip oldukları tartışmalı iken bu konularda hiç eğitim almamış İlahiyat fakültesi mezunlarının aile danışmanı olarak görevlendirilmeleri yarardan çok zarar doğuracaktır.</p><p><strong>Çözüm önerileriniz ve yapılması gerekenler nelerdir? </strong></p><p>Yasal düzenlemelerin yapılmasının tek başına şiddeti önlemeyeceğini  ve şiddetin önlenmesinin  çözümünün toplumsal cinsiyet eşitliğinden, kadın ve erkek  arasında gerçek eşitliğin sağlanmasından geçtiğini ısrarla söylüyoruz. Bugün, şiddetle mücadelenin eşitlik mekanizmalarının devreye sokulmasını sağlayarak mümkün olabileceğini ortaya koyan kağıt üstünde düzenlemeler var. &ldquo;Gerçek eşitliğin&rdquo; sağlanmasının kadına yönelik şiddet sorununun çözümünde olmazsa olmaz olduğunu daha ileriden ortaya koymalıyız. Kadının gerçek eşitliği ve buna bağlı olarak haklarını en üst düzeyde kullanabilmesi esas olarak ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel bütün alanlardaki haklarını içinde barındırır ki bu nedenle kadının eşitliği bu alanlarda yapılacak düzenlemelerle ve buna bağlı olarak koşulların sağlanması ile yaşamda bir karşılık bulabilir.</p><p>Örneğin, &ldquo;kadınların çalışmasının önünde hiçbir engel yok, çalışma hayatının yasal kuralları bırakın kadınlara ayrımcılık yapmayı onları destekler niteliktedir&rdquo; sözünün bir karşılığı yoktur. Çünkü çocuk bakım yükünün hala kadının üzerinde olduğu, kreş olanağının olmadığı, eşit ücretin neredeyse hayal olduğu, işyerinde taciz ve şiddetin olağanlaştığı durumlarda kadının erkekle üretim sürecine eşit şekilde katıldığından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Ya da örneğin yasalarda kadına boşanma hakkı tanınmasının da bir karşılığı yoktur. Çünkü birçok kadın bu hakkın elde edilmesinin üzerinden geçen onlarca yıla rağmen bu haklarını kullanamamaktadır. İş olanağı olmadığı, iş bulsa bile çocuklarını göndereceği bir ücretsiz kreş bulunmadığı, toplumun boşanmış kadına bakış açısının olumsuz olması ve boşanma talep ettiğinde can güvenliğinin bulunmadığı gibi sayılabilecek birçok nedenden dolayı kadınlar bu haklarını kullanamamaktadır. </p><p>Bu nedenle kadınların gerçek eşitlik ve demokrasi mücadelesi kadına yönelik şiddetin önlenmesi mücadelesinin temelini oluşturmaktadır.</p><p>Avukat Eylem Sarıoğlu Aslandoğan ile röportajımızın haftaya yayımlanacak ikinci ve son bölümünde ise yine Hükümetin gündeminde bulunan kadın istihdamını artırma  başlığı ile  gündeme getirilen yasal düzenlemelerin içeriğini ve kadınlara nasıl bir çalışma koşulu getiriliyor gibi soruların yanıtlarını bulacaksınız&hellip;</p><p>Röportaj: Güler Ruhsar AKTAŞ </p><p>Fotoğraf: Hüseyin GÖKTAŞ</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kadin-ve-cocuk-haklari-sifirlaniyor-mu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ “ KADIN VE ÇOCUK HAKLARI SIFIRLANIYOR MU?” ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kadin-ve-cocuk-haklari-sifirlaniyor-mu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[BU SESE KULAK VERİN , BU SESİ DUYAN VAR MI?]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/bu-sese-kulak-verin-bu-sesi-duyan-var-mi/8027/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/bu-sese-kulak-verin-bu-sesi-duyan-var-mi/8027/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Sun, 07 Feb 2016 05:10:29 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Mehmet Salih , Ümmet Ekici, Ersin Çimen.  Onlar  şehirde yaşayan onlarca engelliden sadece üçü. Bizler  her gün gözlerimizi açtığımızda sayısız rengi, sayısız nesneyi ve insanı görme imkanını ve şansını yaşarken onların dünyasında tek renk var siyah&hellip; Onları anlamak, yaşadıklarını birebir hissetmek adına  gözlerimizi yarım saatliğine de olsa siyah bir göz bandı ile kapatıp aldım elime bastonu düştüm yola&hellip;  Yaşadıkları zorluklar takıldıkları engeller ve vatandaşların duyarsızlığı ile karşılaştım ve görme engelli olmayı deneyimledim. Cumhuriyet Meydanında başladı görmeme serüvenim.  Gerçekten  dünyam bir anda karardı. Sadece seslere mahkum oldum. Birileri yardım etsin diye bekledim. En üzüldüğüm anlar ise o anlar oldu. Kimse yardım etmeye lüzum görmedi. Oysa unutmamak gereken hepimizin birer engelli adayı olması değil miydi? Gözümdeki siyah bant ile  tramvay durağından geçmeye çalıştım, direklere çarpmadan yürümeye ,malumunuz ne bir ses sistemi ne de  izli yol var Kayseri&#39;de.  Bu kadar zorlaştırdığımız bir hayatı ,görmüyorlar diye görmezden geldiğimiz insanların sesine ses olmaya çalıştım.  Onlar da hayatın içerisinde bizler gibi ama bizlerden daha zor şartlarda yaşam mücadelesine omuz veriyorlar. İşte ben de bu hafta  onların dünyasını sizinle paylaşıyorum umarım sorunlarının giderilmesine bir damla kadar da olsa katkı koyabilirim. </strong></p><p>Engelli Vatandaşların en zorda kaldığı durum şüphesiz trafik ışıklarının olduğu bölgelerde karşıdan karşıya geçme anı. Görme Engelli  Ümmet Ekici  sesli trafik lambalarının 1997 yılında Türkiye&#39;de ilk Kayseri&#39;de yapıldığını  ses sisteminin kırmızı ve yeşil ışıklarda uyardığını ve bunun kendilerine o dönem fazlasıyla kolaylık getirdiğini belirterek, &ldquo; Görme engelli vatandaşlar için konulan sesli sinyalizasyon sistemini vatandaş geceleri rahatsız oluyoruz diye hoparlörlere iğne batırarak patlattı ve zamanla bu uygulama tamamen ortadan kalktı. Artık bu sistemin daha ilerlemiş hali var isterlerse yeniden yapılabilir. Biz bunun Kayseri&#39;ye gelmesini istiyoruz. O zaman belki görme engelli sayısı azdı ama şimdi oldukça fazla. Valimiz bizim sorunlarımızla ilgileniyor, biz onun yardımlarını ve alakasını görüyoruz. Fakat siyasilerin sadece seçim dönemi bizi hatırlamasından üzüntülüyüz. Bizler görmüyoruz diye mi görmezden geliniyoruz?&rdquo;  dedi.</p><p><strong>&ldquo;SAHABİYE&#39;DE GÖRME ENGELLİLERİ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?&rdquo;</strong></p><p>Görme Engelli Ersin Çimen ise;   &ldquo;Şehirdeki yapılaşma görme engellilere uygun değil. Sahabiye Projesi&#39;nde görme engelliler için bir çalışma düşünülmüş müdür? Biz bu konuda es geçilmek istemiyoruz. Bu şehirde hep beraber yaşıyoruz. Erişilebilirlik konusunda çok geride kaldık. Birçok şehirde erişilebilirlik çalışması yapıldı ama hala Kayseri&#39;de bir çalışma yok.&rdquo;  diye sordu.</p><p><strong>&ldquo;NİĞDE&#39;DE DE VAR, KAYSERİ&#39;DE NEDEN YOK?&rdquo;</strong></p><p>Mehmet Salih ise yaşadıkları zorlukları anlatırken adeta içinde bırakıldıkları duruma isyan etti. Salih  &ldquo;Kayseri sınıfta kalan bir şehir.  Sarı çizgi yok, izli yol yok, bir kanun çıkınca belediye sıkıştırıyor işletmeleri ama kendi yapması gereken şeyleri ne kadar yapıyor? Bizim hayatımız sadece AVM&#39;de geçmiyor caddelerde ve sokaklarda da biz varız. Oralarda da bu çalışmaların yapılması lazım. Belsin kadar nüfusu olan Niğde&#39;de sarı çizgi var, sinyalizasyon var ama Kayseri&#39;de yok. Madem başkaları sesinden rahatsız oluyor sinyalisazyonun onları rahatsız etmeyecek sistemler yapılabilir. 2015 yılında valilik önünde engelliler haftasında empati çalışması için izli yol yapıldı. Seçim arifesinde milletvekili adayları gezdi. O dönem oy için şunu yaparız bunu yaparız diyenlerin seçimden sonra sesi kesildi adeta bunlar unutuldu. Bu caddelerin kenarlarına yollara koyulan mantarlar çok ayağımızı acıtıyor, düşmemize sebep oluyor. Bu sadece görme engellilere kurulan bir tuzak bize göre. Asansörlere yapılan dokunmatik tablolar bizim kullanımımıza uygun değil. Birinden yardım almadan binemiyoruz asansöre. Sadece bizim için değil ki yaşlılar için de sorun teşkil ediyor. Estetik görünsün diye yapılıyor ama kullanışlı değil. Bizler haline şükreden , mücadelesini veren insanlarız. Görme engelli veya tekerlekli sandalyedeki vatandaş otobüse nasıl biner hiç düşündünüz mü? &ldquo; şeklinde konuştu.</p><p>Belediyelerin bir an evvel tamamen erişilebilir araçlar edinmesi izli yol projesi sarı çizgili yollar yapması ve mantar sistemine çözüm bulması şart. Bu  hayatta biz de varız.Biz kimseye yük olmadan yaşamak istiyoruz. Artık engelliye engel olunmasın istediğimiz bu&hellip; &ldquo;diyor.</p><p>Bütün bunların ötesinde onlarında bir hayatı var. Onlar spor dalları ile uğraşıyor sosyal aktivitelerde bulunuyorlar. İşte sorunlarının ötesinde aktiviteleri ve uğraştıkları spor dallarını sorunlarını gündelik yaşamlarını  konuştuk onlarla .</p><p><strong>Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? </strong></p><p>Ben ümmet ekici, 1977 kayseri doğumluyum. Evli 4 çocuk babasıyım bir kamu kuruluşunda 17 yıldır devlet memuru olarak çalışıyorum. 2001 yılında Kayseri Görme Engelliler Spor kulübü kurulmasında öncülük etmiş ve kurucular kurulunda da yer aldım. Kurucular kurulu başkanlığı ve 2011 yılına kadar da kulübün başkanlığını yürüttüm. 2006 yılın Türkiye Görme engelliler Spor Federasyonu il temsilciliğine atandım ve 10 yıldır da bu görevi yapmaktayım. 2011 yılında federasyonumuzun yapılan genel kurulunda yönetim kuruluna seçildim. 5 yıldır da halen bu görevi devam ettiriyorum.</p><p><strong>Ülkemizde ve şehrimizde engelli insanlar görmezden geliniyor es geçiliyor gibi buna katılıyormusunuz?</strong></p><p>Kısmen evet. Gerek görme engelliler için yapılması gereken sarı çizgi adındaki belirli çizgiler gerek ışıklarda ve otobüs duraklarındaki sinyalizasyon sistemlerinin olmayışı bizlere zorluklar yaşatmakta ve bu konu üzerine yapılmayan çalışmalar da bizlerin ikinci plana atıldığını öne sürmekte. Belediyemizin ben inanıyorum ki bu çalışmaları en kısa zamanda tamamlayıp görme engellilerin şehrimizde daha rahat bir şekilde hayatı sürdüre bilmeleri için gerekli çalışmaları yapacaktır. Ülkemizde birçok şehrimizde gerek sesli sinyalizasyonlar gerek belirli izler yapılmıştır. Bizim şehrimizde bu konuda biraz geri kaldığını söyleyebilriz. Ayrıca şunu da belirteyim engellilerin kamu kurumlarına yerleştirile bilmeleri için alımların daha fazla olması işsiz engelli sayısının en aşağıya çekilmesi ve işsiz engelli kalmamasını temenni ediyorum. Özel sektör iş verenlerinde maalesef ülkemizde engellilerin çalıştırılması konusun çok yetersizler devletimizin bu konuda gerekli iş yerlerine ciddi cezalar vermesi gerekmekte bunu da kanun olarak kağıt üzerinde değil gerçekte uygulaya bilmeleri gerekmektedir.</p><p><strong>Siz görme engelliler spor federasyonu il temsilcisisiniz federasyonunuzun ne gibi faaliyetleri var?</strong></p><p>Görme engelliler spor federasyonumuz 2000 yılı öncesinde 4 engelli federasyonun birleşmesi ile Türkiye Engelliler Spor Federasyonu adında kurulmuştur. 2000 yılında ise devlet politikası olarak engel grupları ayrılarak Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu kuruldu. Federasyonumuz görme engellilerin yapabildiği 1950 yılında 2. Dünya savaşından sonra Almanların savaşta gözlerini kaybeden askerlerinin rehabilitasyonu amacıyla başlamış ve daha sonradan takım sporu olarak devam eden  ve günümüzde de Paralimpik Dünya ve Avrupa şampiyonaları olarak birçok ülkenin yapmış olduğunu görme engellilerin ana sporu Goalball&#39;dır. Goalball branşında Milli takımımızın en büyük başarısı 2012 yılındaki paralimpik 3.lüğüdür. 2015 yılında ise hem erkeklerde hemde bayanlar goalball takımımız Avrupa şampiyonu olarak Brezilyaya gitmeye hak kazanmıştır.B1 futbol dünyada ve ülkemizde yeni popüler olan bir spor dalıdır. Hiç görmeyenlerin oynamış olduğu bu oyun 1 kaleci ve 4 oyuncudan oluşmaktadır. Kale arkalarında ve kenarlarda ise antrenör ve yönlendiriciler bulunmaktadır. Uluslararası olara paralimpik olan bu oyun da dünya ve Avrupa şampiyonaları yapılmaktadır. B1 futbol branşımız federasyon olarak 2007 yılında ilk kez turnuva şeklinde başlatılmış. 2010 yılında iki ayaklı lig olarak devam ettirilmiş. 2013 yılında ise 1.ligini deplasmanlıya çevirerek 8 takımlı lig  müsabakaları haline getirilmiştir. 2.ligimiz ise 8 takımdan oluşup 2 ayaklı turnuva şeklinde devam etmektedir. Yükselme grubu ise alt gruptan gelen takımlar liglere çıkmak için tunuva şeklinde mücadele etmektedir. Milli takım düzeyinde B1 futbol başarısı 2012&#39;de  ilk kez paralimpiklere katılmış 2013 yılında ise Avrupa şampiyonasında 3. Olarak ülkemize 3.lük madalyası getirmiştir. 2015 yılında  İngiltere&#39;de yapılan Avrupa şampiyonasında şampiyon olarak ülkemizin İstiklal Marşını okutmuşlardır ve 2016 yılında brezilya&#39;da yapılacak olan paralimpiklere katılacaktır. Ülkemizde de bu branşa çok önem verilmiş ve TRT maçlarımızı 2013 yılından bu yana canlı yayınlamaktadır.  2015 yılı federasyonumuz için Erkek Goalball, bayan Goalball ve B1 futbol takımlarımızın Avrupa şampiyonu olması ile 3 takım branşınıda Brezilya&#39;da yapılacak olan paralimpiklere gönderebilmemiz Türkiye&#39;de tüm federasyonlar içerisinde tarih yazarak 3 de 3 yapma başarısını göstermiştir. Diğer branşlarımız ise Judo, Atletizm ve yüzmedir. Bu branşlarımız da paralimpiktir. Bu branşlarda da paralimpiklere sporcularımız gidecektir. Diğer branşlarımız satranç, halter ve b2-b3 futsaldır. B2-B3 futsal sporunu kısaca bahsedecek olursak ise salonda oyanmaktadır normal futsal oyun  kuralları kullanılmakta olup ulusal anlamda Dünya ve Avrupa şampiyonaları oynanmaktadır.</p><p><strong></strong></p><p><strong>Hepimiz birer engelli adayıyız çok farkında gibi davranmasak da sizler ne gibi zorluklar ile karşılaşıyorsunuz günlük yaşantınızda?</strong></p><p>İkinci soruda da bahsettiğimiz gibi erişebilirlik konusu çok önemlidir. Erişebilirlik konusunda ne kadar çok iyi işler yaparsanız engelli kişiler yaşantısını kolaylaştırırsınız. Bir toplu taşıma aracına binerken veya caddeden caddeye geçerken kaldırımlarda yürürken birçok engellerle karşılaşmaktayız vatandaşlarımızın ise yardım etme konusunda duyarlılar fakat bir Ankara, İstanbul, İzmir illerine göre düşüktür.</p><p><strong>Engellilerin ilimizde ve ülkemizde en büyük sorunu nedir?</strong></p><p>İlimizde ve ülkemizde engellilerin en temel sorunu erişilebilirlik sorunudur. Bunun yanında vatandaşlarımızın engellilik konusunda yeterince bilgi sahibi olmamaları da önemli sorunlardan birisidir. Engellilerin toplumsal hayata katılmaları anlamında ise gerek ailelerinin gerekse toplumun yeterince bilinçlendirilmemeleri engelli vatandaşların eğitim , iş , ve toplumsal hayata katılmalarını güçleştirmektedir.</p><p><strong></strong></p><p><strong>Spora dair unutamadığınız bir anınız var mı?</strong></p><p>2008 yılında Çanakkalede yapılan Türkiye Goalball şampiyonasında takımın şampiyonaya eksik sporcuyla gitmesiyle kaynaklaşan bir eksiklikten dolayı sporcu olarak hemde kulüp başkanı olarak sahadan goalball oynamak durumda kalmıştım.</p><p><strong>Yarışmalara katılıyorsunuz sanırım. En son satranç şampiyonasına katıldınız. Nasıl hazırlanıyorsunuz peki günleriniz nasıl geçiyor, ne sıklıkla antrenman yapıyorsunuz?</strong></p><p>Satranç  oyunu her yerde oynanabilen bir spor olduğundan sporcularımız genellikle kulüpte veya bilgisayar üzerinden diğer sporcular ile antrenman yapmaktayız. Yıl içerisinde açmış olduğumuz satranç geliştirme kurslarıyla antrenmanlarımız desteklemekteyiz.</p><p><strong>Spordan kalan zaman değinmek gerekirse, neler yaparsınız, nelere gitmekten hoşnut olur, neler dinler, neler okursunuz?</strong></p><p>Federasyon yönetim kurulu yönetici ve ilimizin federasyon temsilcisi olduğum için söylemek gerekirse boş zamanım olmamaktadır. Türk halk müziği dinlemeyi severim roman ve tiyatro dinlemeyi severim.</p><p><strong>Türkiye&#39;de engelli sporlarına verilen önemi geliştirmek adına önerileriniz var mı? </strong></p><p>Ülkemizde bulunan engelli birey ve ailelerinin seminerler  ile desteklenerek bilinçlendirilmesi ve engellilerinde spor yapabildiğinin tanıtılmasına yönelik projeler ve kurslar düzenlenmeli. Görme engelli okullarının ziyaret edilerek spor yapmalarını teşvik edilmesi sporcu yaşının alt yaşlara kadar çekilmesi gerekmektedir.</p><p><strong>Engellileri Türkiye&#39;de nerede görmek istiyorsunuz ve siz bu hayalin neresinde olacaksınız?</strong></p><p>Hayatımızın her alanında olan engellilerin daha fazla sorumluluk edindirilmesi ve neler yapabileceklerinin herkese gösterilmesini istiyorum. Spor alanında engelli olmayanlara göre daha fazla başarıya sahip olan engelli takımlarının bu başarısını normal hayatta da görmek istiyor ve bu konuda elimden gelen ne varsa yapmayı da kabul ediyorum.</p><p><strong>Engelli insanlara sporculara ve ailelerine verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?</strong></p><p>Engelli olmak spor yapmaya engel değildir. Evlerde oturan ve dışarıya adım atmamış engelli kardeşlerimiz halen bulunmakta onları spor kulüplerimize davet ediyorum. Spor yaparak daha fazla hayatın içinde olmalarını istiyorum. Çünkü spor tüm engelleri kaldırmak için çok önemli bir araçtır.</p><p><strong></strong></p><p><strong>Spora başlamanızda itibaren bugüne kadar olan süreçte neler değişti dünyanızda?</strong></p><p>Spora başlamadan önce iletişimde olsun yeni yerleri keşfetmek olsun hem bir korkum vardı. Sporla birlikte yeni insanlar tanıdım onlarla konuştum muhabbet ettim iletişimimi bu sayede geliştirdim. Şehir dışına maçlara gittim sürekli gezdim eğlendim ve bu sayede kendi başıma da gezebileceğimi fark ettim.</p><p><strong>Ailenizin ve yakınlarınızın aktivitelerinize bakış açısı nasıl?</strong></p><p>Hepsinin ki hep olumlu yönde çünkü bu sayede benimde daha rahat olduğumun farkındalar ailemde çevremdeki arkadaşlarımda bana hep destekte bulundular. Onların bana vermiş olduğu destekler sayesinde hep başarılı olmak için çabaladım. İlk başlarda ailem spor yapmamda korksalar da daha sonraların da benim mutlu olduğumu fark ettiklerinde beni daha çok desteklediler.</p><p><strong>Engelliler için ne istiyorsunuz şehirde ne olsa sizi mutlu eder sizin sorununuza büyük oranda çözüm sağlar?</strong></p><p>Her defasında söylüyorum, şehrimizde sarı çizgilerin çoğaltılması ve bu sayede bizlerin şehir içinde daha rahat gezmemizin sağlanması. Aynı zaman da ışıklarda ve otobüslerde sesli sinyalizasyonların çoğaltılarak görme engellilerinde daha rahat bir hayat sürmesine katkıda bulunulabilir. </p><p><strong>İlinizde kaç görme engelli spor kulübü vardır ve faaliyet alanları nelerdir?</strong></p><p>İlimizde görme engelli spor kulübü olarak 2001 yılında açılan Kayseri Görme Engelliler Spor Kulübü ilimizin ilk açılan spor kulübü olmuş olup federasyonumuzun kulüpler arasında da ilk açılan 10 kulübü arasındadır. İlimizin ikinci görme engelli spor kulübü ise Erciyes Görme Engelliler Spor Kulübü 2004 yılında kuruldu ve 2006 yılında ise feshedilmiştir. Üçüncü kulübümüz ise Genç Görme engelliler Spor Kulübü 2006 yılında kurulmuş olup halen faaliyet yürütmektedir. Dördüncü spor kulübümüz ise Kayseri Erciyes Görme Engelliler Spor kulübü idi. 2014 yılında kuruldu ve aynı yıl içerisinde tekrar feshedilerek kapatıldı. Beşinci spor kulübümüz ise 2015 yılında kurulan Gençlik Hizmetleri Görme Engelliler Spor Kulübüdür. Bu zamana kadar beş kulüp kurulmuş olup şuan itibari ile üç tanesi aktif halde çalışmaktadır. Bunlardan en köklüsü Kayseri Görme Engelliler Spor Kulübüdür. Bu kulübümüzün Turkcell Sesi Görenler Deplasmanlı B1 Futbol liginde takımı bulunmaktadır. Bu sene hedefi ise şampiyon olarak Kayseri&#39;yi gururlandırmaktır. Ayrıca Goalball branşında 2.ligde bu yıl mücadele edecek olup B2-B3 Futsal 2.liginde olan takımımız Judo, atletizm, satranç ve yüzme branşlarında da sporcu yetiştirerek her branşta aktif olmak için çabalamaktadır. Genç görme engelliler spor kulübü ise genellikle bireysel branşlarda ve sporcu yetiştirmeyi hedeflemiş bir kulüptür. Gençlik hizmetleri görme engelliler spor kulübü ise yeni açılan bir kulüptür.Şuan itibari ile de yüzme ve satranç faaliyetlerinde boy göstermiştir. Diğer branşlar için de sporcu yetiştirmektedirler.</p><p><strong></strong></p><p><strong>İlinizde kaç görme engelli bulunmakta, bunun kaç tanesi sivil toplum örgütlerine üye ve kaç tanesi spor yapmaktadır.</strong></p><p>Aile ve sosyal politikalar il müdürlüğünün verilerine göre ilimizde yaklaşık olarak 3000 civarında görme engelli vatandaşımızın yaşadığı bilinmektedir. Bunlardan 700 civarında görme engelli vatandaşlarımızın STK&#39;lar da üye olduğu bilinmektedir. Bunların içerisinde de 200 civarı görme engellinin spor lisansı bulunmakta 100 civarı görme engellinin ise aktif olarak spor yaptığı bilinmektedir.</p><p>Röportaj: Güler Ruhsar AKTAŞ </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bu-sese-kulak-verin-bu-sesi-duyan-var-mi_1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ BU SESE KULAK VERİN , BU SESİ DUYAN VAR MI? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bu-sese-kulak-verin-bu-sesi-duyan-var-mi_1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[&quot;BİZ ÜYELERİMİZİN TAMAMINI KUCAKLAYAN VE FİKRİNİ ALAN BİR ODAYIZ&quot;]]></title>
            <link>https://www.kayseriolay.com/biz-uyelerimizin-tamamini-kucaklayan-ve-fikrini-alan-bir-odayiz/7769/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.kayseriolay.com/biz-uyelerimizin-tamamini-kucaklayan-ve-fikrini-alan-bir-odayiz/7769/</guid>
            <category domain="https://www.kayseriolay.com/haberler/roportaj/">Röportaj</category>
            <pubDate>Tue, 19 Jan 2016 10:36:45 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Makine Mühendisleri Odası  bugün seçime gidiyor.  2615 üyenin oy kullanacağı seçimlerde tek aday mevcut başkan Ersin Fener. &ldquo;Yapılacak seçimlerde şu an için tek adayız. Biz tüm üyelerimizin seçimlere katılmasını sorumluluğumuzu bize daha çok hissettirmesini istiyoruz 12 senede Kayseri&#39;nin duruşu vardı. Odacılığın nasıl yapılacağına dair bir duruşumuz var. Burada sadece yönetimsel yükümlülüğümüz olsa da üyemizin tamamımı kucaklayan fikrini alan bir oda olduk. Birlikte üreten birlikte karar alan bir odacılık ortaya koyduk. Takdir ve beğeni aldık. Birlik olgusunu oluşturma gayretinde olduk. Siyasal etnik kavramlara takılmadık. Biz sorunların giderilmesine çaba koymak adına yeniden adayız&rdquo; diyen Ersin Fener HAFTANIN RÖPORTAJI&#39;na konuk oldu. </p><p><strong>Kısaca Kendinizden Bahseder misiniz?</strong></p><p>Ersin Fener 1973 yılı Kayseri doğumlu. İlk, Orta, Lise Eğitimini Kayseri&#39;de tamamladı. 1994-1998 yılları arasında Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümünde Eğitim Gördü. 1999-2001 Yıları arasında Niğde Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak çalıştır, bu arada yüksek lisans eğitimini tamamladı.2001-2003 yılları arasında Yozgat ili Bayındırlık ve İskan il Müdürlüğünde görev yaptı. 2003 yılından itibaren Kayseri Bayındırlık ve isk&acirc;n il müdürlüğünde, halen Kayseri çevre ve şehircilik il müdürlüğünde Makine Mühendisi olarak çalışmaktayım. Evli ve İki çocuk babasıyım.</p><p><strong>Ne Kadar Zamandır Makine Mühendisleri Odasında Görev Yapmaktasınız?</strong></p><p>Makine Mühendisleri odasına ilk olarak 2004 yılında Yönetim Kurulu Üyesi olarak girdim. Burada 8 yıl Yönetim Kurulu üyeliği, ardından 2 yıl Sayman üyeliğinin ardından, 2014 yılı 12. Dönem Genel Kurulunda Şube Başkanı olarak seçildim ve halen Makine Mühendisleri odası Kayseri Şubesinde Yönetim Kurulu Başkanı olarak hizmet etmekteyim.</p><p><strong>Bu güne kadar yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></p><p>Makine mühendisleri odası anayasal bir kuruluş olup, kamu kurum ve kuruluşu niteliğinde bir meslek odasıdır. Kuruluşunda görev ve sorumluluk kısmında, Meslektaşlarının mesleki faaliyetlerini düzenleme, mesleki denetimlerini gerçekleştirme, meslektaşlarının hak ve edinimlerini koruma ve geliştirme, bilim ve teknolojinin gelişimine katkı koyma ve kamu kaynaklarının kamu yararına kullandırılması noktasında kamusal denetim gerçekleştirmesi amaçlanmıştır. Kurulduğu günden bu güne kadar, gerek anayasadan, gerekse kanun ve yönetmeliklerden güç alarak mesleki ve kamusal alanda birçok hizmet gerçekleştirmiştir. Kısaca değinecek olursak;</p><p>            Makine Mühendisleri odası kayseri şubesi olarak, mesleğimizin faaliyet alanları belirlenmiş, mesleki branşlaşma ve uzmanlaşmaya önem verilmiştir. Mesleki 18 uzmanlık alanı belirlenmiş ve meslektaşlarımızın bu alanlarda eğitim almaları, belgelendirilmeleri ve bu alanlarda hizmet etmelerinin yanı sıra, vermiş oldukları hizmetin denetimleri de odamızca gerçekleştirilmiştir.</p><p>Meslektaşlarımızın mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı koyma, bilgi ve birikimlerini güncel tutma, gelişim ve değişim gösteren teknolojiyi üyelerimizle eş zamanlı paylaşma amaçlanmış ve belirlenen konularda haftalık seminerler düzenlenmiştir. Meslektaşlarımız sektör problemlerini paylaşma ve çözüm bulma adına, sektörel toplantılar, çalıştaylar ve paneller düzenlenmiştir. Meslektaşlarımızın bilgi ve birikimlerine katkı koyma adına Odamızca düzenlenen sempozyum, kongre ve sergilerine, Fuar organizasyonlarına üyelerimizin katılması noktasında çalışmalar yapılmıştır. Üyelerimizin hak ve edinimlerini koruyucu ve geliştirici birçok yasal düzenlemenin yapılmasında etkin olunmuştur.</p><p>Meslektaşlarımızın yanı sıra, öğrencilerimize yönelikte birçok program düzenlenmiştir. Öğrenci üye kapısı açılmış, öğrencilerimize yönelik, konferans, söyleşi, proje yarışmaları, teknik geziler düzenlenmiş, yaptıkları bilimsel çalışmalar odamızca desteklenmiş, staj yerlerinin belirlenmesinde ve ilk işe başlamalarında etkili olunmuştur.</p><p>Mesleki faaliyetin yanı sıra, üyelerimize ve yakınlarına yönelik birçok sosyal ve kültürel etkinlik de şubemizce düzenlenmiştir. Bu kapsamda, İl içi ve il dışı sosyal-kültürel geziler, tiyatro, oratoryo, şiir dinletisi, meslek dışı konferans, seminer, söyleşiler, canlı maç gösterimi, çocuklara yönelik satranç, zihinsel gelişim oyunları, dil kursları, hızlı okuma ve birçok etkinlik düzenlenmiştir.</p><p>Makine Mühendisleri odası kayseri şubesi olarak, kanun, yönetmelik ve protokol esaslı mesleki faaliyetlerimiz sürdürülebilir kılınmış ve sürekli artırılma gayretinde olunmuştur. Bu kapsamda;</p>Asansörlerin Peryodik KontrolleriKaldırma İletme Makinalarının Peryodik KontrolleriBasınçlı Kapların Peryodik KontrolleriSes ve Gürültü Ölçümleriİş Makinalarının Peryodik Kontrolleriİş Makinalarının Kapasite TespitleriLPG&#39;li araçların Sızdırmazlık KontrolleriServis araçlarının Peryodik KontrolleriAraçların Şase Tespit HizmetleriMesleki birçok konuda bilirkişilik hizmetleriMeslek içi eğitimler<p>A tipi Muayene Kuruluşu olarak Uzman ve eğitimli personelimizle gerçekleştirilmektedir.</p><p>Yine kamusal sorumlulukla vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi, bilinç ve sağduyu oluşturulması amacıyla mesleğimizle alakalı birçok konuda paneller düzenlenmiş, basın bildiri ve açıklamaları yapılmıştır.</p><p>Makine Mühendisleri Odası Kayseri şubesi olarak, Üniversite, STK, Meslek Odaları, Yerel Yönetimler, Siyasi Partiler, Sanayi, Kamu Kurum ve Kuruluşları ilişkilerine önem verilmiş, birçok konuda paylaşım içerisinde olunmuştur. Şubemiz ilimiz genelinde toplumu ilgilendiren birçok konuda öncülük etme amacında olmuş, oluşan birçok platformda etkin yer almış ve kamu yararına birçok faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde etkin olmuştur.</p><p><strong>Makine Mühendisleri Mesleğinin Sorunları Nelerdir?</strong></p><p>            Her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizin ve meslektaşlarımızın da birçok problemi vardır.</p>Meslektaşlarımızın sayısı ülke ihtiyacından çok fazla artmakta buna bağlı olarakİşsizlikÖzlük haklarında kayıpMesleki popülaritede azalmaMeslektaşlarımızın özlük haklarının denetimsizliği ve buna bağlı olarakMeslektaşlarımızın sermayenin inisiyatifine terkedilmesiMesleki denetimsizliğin yasalaştırılması ve buna bağlı olarakRekabet şartlarında bozulmaHizmet kalitesinde düşüşBölgesel farklı uygulamalarÜniversitelerimizde verilen eğitim ve bu eğitimlere bağlı olarakGenç meslektaşlarımızın iş hayatında uyum problemiİşletme içi meslektaşlarımızın kendilerini kabullendirme zorluğuMeslek Odalarının siyaseten muhalefet koltuğuna oturtulması ve toplum nezdinde itibarsızlaştırılma çalışmaları.<p><strong>Siz bu problemlerin çözümü konusunda neler yaptınız? </strong></p><p>Bu problemlerin çözümü noktasında MMO Kayseri Şube problemlerin belirlenmesinde, duyurulmasında ve yasal düzenlemelerle bertaraf edilmesi konusunda etkin olma gayreti içerisinde oldu. Birçok problemin çözümü şube olarak elimizde olmasa da, çözüme kavuşturulma noktasında konunun muhataplarından talep etmede, takipçisi olmada ve kamuoyu oluşturma noktasında gerekli sorumluluğu göstermiş, gerek oda genel merkeziyle, gerek kamu kurum ve kuruluşlarıyla irtibat sağlanmış problemler ve çözüm önerileri ortaya konmuştur. Hazırladığımız raporlar siyasilerimizle geçmişte paylaşılmıştır.</p><p>Bugün bu problemlerin çözümü yapılacak yasal düzenlemelerle çok kısa bir sürede çözülebilecek pozisyondadır. Çözüm noktasında problemleri genel değerlendirecek olursak;</p><p>61 yıllık TMMOB geçmişinde MMO üye sayımız 100.000 civarında iken, bugun 1 yılda bu sayının %20 si sektöre kazandırılmaktadır. Bizim talebimiz meslektaşlarımızın sayısının belirlenmesinde, Türkiye&#39;nin büyüme hızı, sanayileşme hızı, istihdam olanakları ve mevcut meslektaş sayıları dikkate alınarak, 5 yıllık, 25 yıllık ve 50 yıllık planlamaların yapılması ve YÖK tarafından öğrenci kontenjanlarının belirlenmesi şeklindedir.</p><p>Geçmiş yıllarda SGK ve TMMOB arasında imzalanan protokol kapsamında mesleğe yeni giren meslektaşlarımızın özlük haklarını koruma noktasında, protokol sorumluluğunu denetimlerle SGK&#39;nın yerine getirmesidir. Bu sayede meslektaşlarımız belirlenen Mühendis asgari ücretinden çalıştırılacak ve özlük hakları sermaye tarafından gasp edilemeyecektir.</p><p>Ülkemizde her ilde üniversiteler açılmış, yükseköğretim ticarethane mantığına büründürülmüştür. Gerekli donanım ve altyapısını tamamlamamış üniversiteler öğrenci almakta ve mezun vermektedir, kürsüsü bulunmayan, akademik kadrosu olmayan, laboratuvar altyapısı olmayan birçok öğrencimiz mezun olmaktadır. Mesleğimizle alakalı bölümler 10 yıl önce %5&#39;lik dilimde öğrenci alırken, bugün %50&#39;lik dilimle öğrenci alan mühendislik fakülteleri oluşmuştur. Buda yetmezmiş gibi Teknik Öğretmenler ve ön lisans mezunlarının Mühendislik yolu açılmış, mesleğimizin popülaritesi düşürülmüş ve meslektaşlarımız itibarsızlaştırılmıştır. Tüm bunlar bu problemlerin temelini oluşturmuştur. Yapılması gereken ise öğrenci kontenjanının belirlenmesi ve bu kontenjanın her türlü altyapısı tamamlanmış üniversitelere verilmesiyle çözülecektir.</p><p>Özellikle son yıllarda yasal düzenlemelerle kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık yapılmak istenmiş ama düzenlemeler ters tepki oluşturmuştur. Bu düzenlemelere göre Kadın çalışanlar işletmeye maliyetlerinin yüksek olması gibi sebeplerle tercih edilmez pozisyona gelmiş, kadın meslektaşlarımız evlerine hapsedilmiştir. Hatta kamuoyunda kadın mesleği olarak bilinen sekreterlik bile günümüzde erkek personelle çözülmeye çalışılmaktadır. Bu problemin çözümünde de yapılacak yasal düzenlemelerle kadın personel istihdam zorunluluğu getirilmeli ve iş güvencesi sağlanmalıdır.</p><p>Makine Mühendisleri Odası Kayseri Şubesi olarak, bizler meslek ve meslektaş odaklı, mesleğine, meslektaşına, iline ve ülkesine hizmet etme anlayışında ve aşkında hareket eden bir odacılık ortaya koyduk, şube olduğumuz ilk günden bu güne kadar sağladığımız birlikle bu misyonumuzu hiç bozmadan, hiçbir zaman ideolojik veya etnik tabanda hareket etmeden, en büyük değerimiz olan üyemizle, birlikte üreten, birlikte karar alan ve birlikte uygulayan bir meslek odası olduk ve olmaya devam edeceğiz. Kamu yararına, her türlü paylaşım içerisinde hizmet etme gayreti içerisinde olduk ve olacağız.</p><p><strong>Sizin görev yaptığınız dönem içerisinde neler değişti?</strong></p><p>            Burada şunu ifade etmek istiyorum, Makine Mühendisleri Odası Kayseri Şubesi kurumsal bir yapıya sahiptir, bizim odamızda da sürdürülebilirlik hakimdir. Biz hiçbir zaman bizden öncekiler sonrasılar ayrımına girmedik hizmette sürdürülebilirliği amaçladık, birlikteliği amaçladık ve evvelinde olduğu gibi tüm kaynaklarımızı meslek odaklı faaliyetlerimizle meslektaşlarımızın hizmetine sunma gayretinde olduk.</p><p><strong>Bundan sonrası için  hedefleriniz nelerdir?</strong></p><p>Şubemizce gerçekleştireceğimiz genel kurul sağladığımız birlikle tek listeli olarak gerçekleştirilecek olup, hizmet etmek nasip olacak olursa, geçmişte yaptığımız faaliyet ve hizmetleri çeşitlendirerek yapma gayretinde olacağız. Diğer taraftan Erzincan ve Nevşehir Temsilcilik Binalarımızın yenilenmesi, İlimiz genelinde hizmet verecek Uygulamalı Eğitim Merkezi yaptırılması, Organize sanayi bölgemiz içinde Periyodik Kontrol Birimi ve Laboratuvar çalışmalarını yapabileceğimiz bir birim oluşturulması, Geçmiş yıllarda şubemizce gerçekleştirilen ve son 4 senedir yapamadığımız, sempozyum faaliyetinin tekrar yapılması noktasında çalışmaların yapılması, Meslektaşlarımızın Solid, Cad-Cam ve Cad tabanlı birçok paket programın lisanslı eğitimini almaları noktasında çalışmaların yapılması, Yılda bir defada olsa il dışı kültürel gezi düzenlenmesi, Ayda bir il içi kültürel etkinlik düzenlenmesi, Tüm uzmanlık alanlarına yönelik en az bir kez çalıştay, panel etkinliği düzenlenmesi, 13. Dönem içerisinde yapılacak her türlü faaliyetlerin planlanması ve faaliyet çizelgesi ile üyelerimize duyurulması, Mesleğimizi, meslektaşlarımızı, odamızı, ilimizi ve ülkemizi ilgilendiren tüm konularda meslek odaklı etkin bir çalışma dönemi amaçlamaktayız.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.kayseriolay.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/biz-uyelerimizin-tamamini-kucaklayan-ve-fikrini-alan-bir-odayiz.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ &quot;BİZ ÜYELERİMİZİN TAMAMINI KUCAKLAYAN VE FİKRİNİ ALAN BİR ODAYIZ&quot; ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.kayseriolay.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/biz-uyelerimizin-tamamini-kucaklayan-ve-fikrini-alan-bir-odayiz.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Kayseri Olay Haber ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Kayseri Olay Haber</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>