Kayserili Finans Profesörü Boztosun, vatandaş için acı ama net gerçeği açıkladı!
Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, Türkiye ekonomisindeki asıl krizin enflasyondan ziyade piyasadaki para yokluğu ve likidite sıkışıklığı olduğunu vurguladı.
Kayserili Finans Profesörü Derviş Boztosun, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu "sıkışmışlık" olarak tanımlayarak ezber bozan bir analiz yayınladı. Boztosun, piyasada paranın dönmediğini ve asıl korkunun enflasyon değil, gelirin tamamen kesilmesi olduğunu vurguladı.
Ekonomideki asıl meselenin sadece fiyat artışları olmadığını belirten Boztosun açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Türkiye’de bugün yaşanan şey ne sadece enflasyon ne de geçici bir piyasa dalgalanması. Asıl mesele çok daha net: piyasada para dönmüyor. İnsanların, esnafın, şirketlerin cebinde para yok. Olan da elde tutuluyor, harcanmıyor. O yüzden herkesin hissettiği ortak duygu aynı: sıkışmışlık.
Faiz düşüyor, kredi zorlaşıyor, vadeler kısalıyor. Banka ‘risk’ diyor, esnaf ‘iş yok’ diyor, vatandaş ‘geçinemiyorum’ diyor. Hepsi aynı fotoğrafın farklı köşeleri.
Enflasyonun arkasındaki asıl gerçek
Evet, fiyatlar yüksek. Ama bugün insanların asıl korkusu ‘fiyatlar artacak mı?’ değil. Soru şu: ‘Bu parayı tekrar kazanabilecek miyim?’, ‘İşim devam edecek mi?’, ‘Borcu nasıl çevireceğim?’ Çünkü enflasyonla bir şekilde yaşanır. Ama gelirin kesilmesi her şeyi durdurur.
Kredi musluğu kapanınca ne olur?
Türkiye’de ekonomi yıllardır krediyle döndü. Esnaf çekle döndü, şirket borçla büyüdü, vatandaş taksitle yaşadı. Para bolken sorun değildi. Şimdi musluk kısılıyor. Sonuç ortada: Vadeler kısalıyor, teminat isteniyor, kefil soruluyor. Bu da zincirleme bir etki yaratıyor. Esnaf mal almıyor, üretici yavaşlıyor, işçi tedirgin oluyor. Kimse batmak istemiyor, herkes frene basıyor.
Herkes aynı anda tasarrufa giderse
Ekonomide şöyle bir gerçek var: Herkes aynı anda kısmaya başlarsa ekonomi durur. Bugün tam olarak bu yaşanıyor. İnsanlar harcamayı kesiyor çünkü yarından emin değil. Bu, kâğıt üzerinde ‘dengelenme’ gibi görünür ama sahada adı durgunluktur.
Türkiye’nin kırılgan yeri
Türkiye’nin en zayıf noktası şudur: Borç var ama nefes alma süresi kısa. Döviz borcu olan şirketler, yüksek faizle dönen işletmeler, günü kurtaran esnaf… Bunlar için zaman çok kritik. Bir-iki ay değil; birkaç çeyrek sürecek bir sıkılık ciddi hasar bırakır.
Vatandaş için acı ama net gerçek
Bu dönemde: Borçlu olan zorlanır, geliri sabit olan ezilir, nakit tutan ayakta kalır… Kimseye masal anlatmaya gerek yok. ‘Sabredin geçecek’ lafı tek başına işe yaramaz. İnsan, ay sonunu görmek ister.
Çıkış var mı?
Var. Ama hızlı değil. Bu süreç bir ‘temizlik’. Kolay para dönemi bitti. Ayağı yere basmayan işler ayakta kalamayacak. Sağlam işi olan, borcunu bilen, harcamayı kontrol eden yoluna devam edecek.
Son söz
Türkiye ekonomisinde bugün yaşanan şey ani bir kriz değil. Uzun süredir birikenlerin sonucu. Para pahalılaştı, risk gerçek oldu, ezberler bozuldu. En büyük hata şudur: ‘Bir şey olmaz, eskisi gibi döner’ demek. Çünkü bu sefer oyun gerçekten değişti."