Kamu çalışanlarından TÜİK önünde zam tepkisi!
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı sendikalar Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) aralık ayına ilişkin enflasyon verilerine ve bu veriler ışığında belirlenen memur ve emekli maaşlarına tepki gösterdi. TÜİK verilerinin gerçeği yansıtmadığını belirten kamu çalışanları 'Bu ülkede yaşayan herkes biliyor ki bu verilerin yaşadığımız gerçek enflasyonla hiçbir alakası yoktur.' Dedi. Ayrıntılar Kayseri Olay haberde…
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) aralık ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı. TÜİK’in açıkladığı bu rakamlar aynı zamanda milyonlarca kamu çalışanı ve emeklinin 2026 yılının ilk altı ayı için alacağı zammı da ortaya koyuyordu. TÜİK’in açıklamasının ardından Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı sendikalar TÜİK Kayseri Bölge Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaparak TÜİK’e ve hükümete tepki gösterdi. Basın açıklamasını yapan BES Şube Başkanı Fatmagül Bayat, “Bu ülkede yaşayan herkes biliyor ki bu verilerin yaşadığımız gerçek enflasyonla hiçbir alakası yoktur.” dedi.
Asgari ücret artışının TÜİK’in enflasyonunun bile altında kaldığını belirten Bayat, “Bilindiği üzere 2024 yılında resmi enflasyon yüzde 44,38 olarak açıklanmıştı. Buna rağmen 2025 yılı asgari ücretini bunun yaklaşık 15 puan altında yüzde 30 arttırdılar. TÜİK bugün 2025 yılı enflasyonun yüzde 30,89 olduğunu açıkladı. Ama asgari ücreti 10 gün önce yüzde 27 artırarak, açlık sınırının altında tuttular.
TÜİK’in gerçekleşen enflasyon verileri dahi temel alınmış olsaydı bugün asgari ücretin 32 bin165 TL olması gerekiyordu. Dolayısıyla TÜİK’in sahte enflasyon verilerine göre bile her asgari ücretlinin aylık 4 bin 100 TL’sine yıllık ise 49 bin 200 TL’sine, yani yaklaşık 2 aylık ücretine el konulmuştur.
Kaybeden sadece asgari ücretliler değil, bu düzende hepimizin kayıpları artıyor. Örneğin bugün açıklanan TÜİK verilerine göre: SGK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıkları 6 aylık enflasyon oranında, yani sadece yüzde 12,2 artacaktır.
Bu sahte verilere göre kamu emekçileri ve emeklileri olarak bizler için ise yüzde 6,85 enflasyon farkı doğmuştur. Bu farka Hakem Kurulu dayatması ile biten son “toplu sözleşmeye” göre yapılacak artışı da (yüzde11 artış ve taban maaşlarda bin TL artış) eklediğimizde maaşlarımız Ocak’tan itibaren ortalama sadece yüzde 20 artacaktır.
Öte yandan ‘enflasyon farkı’ adı üzerinde geçtiğimiz altı ay yaşanan enflasyondan doğan farktır. Dolayısıyla kamu emekçileri ve emeklileri olarak 2026 yılına aslında ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile başlıyoruz.
Buna karşın kira, ulaşım, gıda başta olmak üzere temel giderlerimizdeki artışlar maaş artışımızı katlamakta, dolayısıyla reel gelirimiz hızla buharlaşmaktadır.
Bizler 2026 yılına maaşlarımızda ortalama yüzde yüzde 12,5 artış ile başlarken:
1 Ocak’tan itibaren toplu taşıma ücretlerine yüzde 35, sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerine yüzde 30, köprü ve otoyol geçiş ücretlerine ortalama yüzde 22, MTV ve damga vergisine yüzde 19 zam yapılmıştır.” dedi.
14 Ocak’ta iş bırakıyorlar
14 Ocak Çarşamba günü üretimden gelen güçlerini kullanarak, iş bırakacaklarını belirten Bayat, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Kontrat süresi dolanların kirası Ocak’tan itibaren yüzde 34,88 artacaktır. Bugün 55 Bin TL maaş alıp bunun 25 bin TL’sini kiraya veren bir kamu emekçisinin maaşı Ocak ayında 65 bin TL olacak. Ama kirası 33 bin 720 TL’ye çıkacak. Yani cebine giren maaş zammının neredeyse tamamı kiraya gidecek.
Bırakalım eti, süt ürünlerini, yumurtayı son bir yılda en düşük memur maaşı ile alınan ekmek sayısı bile azalmıştır.
Bundan bir yıl önce en düşük memur maaşı ile tanesi 10 TL’den 4 bin 370 adet ekmek alınıyordu. Ekmek fiyatı 1 Ağustos’tan itibaren 15 TL’ye çıktı. Bugün açıklanan TÜİK enflasyon verilerine göre en düşük memur maaşı ile 4 bin adet ekmek alınacak. Bu durumda en düşük maaş alan memurun sofrasından aylık 370 adet, günlük 12 adet ekmek eksilecek. Üstelik ekmeğe zam kapıdadır.
Ayrıca gelir vergisi adaletsizliği de derinleşmeye devam etmektedir. Maaşlarımızdan kaynakta kesilen Gelir Vergisi, Yeniden Değerleme Oranının 5 puan altında tutulmuştur. Dolayısıyla maaş artışımız yine cebimize girmeden buharlaşacaktır.
10 yıl önce bugün bir adet çeyrek altın 175 TL’ydi. En düşük memur maaşı ile 17 adet çeyrek altın alınıyordu. Bugün çeyrek altının fiyatı 10 bin 500 TL. En düşük memur maaşı ile 6 adet çeyrek altın bile alınamıyor. Son 10 yılda en az 11 çeyrek altınımızı elimizden aldılar.
Yıllardır büyüme nutukları attılar. Ama büyüyen sermaye, patronlar, yandaşlar oldu. Bizlerin ise yoksulluğu, sefaleti büyüdü.
2024 yılını ‘emekli yılı’ ilan etmişlerdi. Ama emeklileri kuru ekmeğe muhtaç hale getirdiler. On binlerce emekliyi ucuz otel köşelerinde, otogarlarda yaşamaya sürüklediler.
2025 yılını ‘aile yılı’ ilan ettiler. Ama milyonlarca aileyi açlığa mahkûm ettiler.
Çağdaş dünya ülkelerinde asgari ücret hesabında, işçinin ailesinin giderleri de temel alınıyor. Ama 2025 yılını ‘aile yılı’ ilan edenler asgari ücreti belirlerken işçinin tek başına temel giderlerini dahi yok saymıştır. Her iki işçiden birinin aldığı asgari ücret tarihimizde ilk defa Kasım ayı açlık sınırının dahi altında kalmıştır.
2026 yılını ise emeği ile geçinen tüm kesimler için bir yıkım yılına çevirmek istiyorlar. ‘Sefalete, köleliğe alışın’ diyorlar.
Bizlerin ücretlerini, maaşlarını sefalet düzeyinde arttırırken hep aynı şeyi söylediler. ‘Kaynak yok’ dediler.
Oysa bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılıyor.
Bunu 2026 bütçesinde bir kez daha gördük.
2026’da her 1 dakikada tam 186 asgari ücret faiz olarak yabancı ve yerli sermayeye gidecek.
Her 1 dakikada tam 145 asgari ücret ‘savunma ve güvenlik’ adı altında silahlanmaya aktarılacak.
Her 1 dakikada tam 50 asgari ücret sermayeye, patronlara teşvik olarak akacak.
Her 1 dakikada tam 19 asgari ücret, köprü, otoyol, şehir hastanesi müteahhitlerinin cebine Hazine garantisi olarak girecek.
Saray dakikada 1,5 asgari ücret harcayacak.
Tüm bunlar yükü bizlere yıkılan vergilerden karşılanacak.
Bizler KESK’e bağlı sendikaların üyeleri olarak buradan haykırıyoruz.
Bu kölelik düzenine, sefalete alışmadık. Alışmayacağız.
Çünkü bizler biliyoruz ki alışmak kanıksamaktır, kabullenmektir.
Bugün açıklanan TÜİK verileri ile de ortaya çıkmıştır ki Ağustos ayında Hakem Kurulu dayatması ile biten toplu sözleşme hükümsüz hale gelmiştir. Toplu sözleşmenin gerçek bir toplu sözleşme olacak şekilde yenilenmesi ve bu dönem içerisinde hak kayıplarımızın daha da büyümemesi için maaşlarımızda ek zam yapılmalıdır. Aksi durum kamu emekçilerini açlık sınırına yaklaşması anlamına gelir.
Bizlere her geçen gün daha fazla yoksulluk ve güvencesizlik dayatan bu düzeni kabul etmiyoruz. Bunun bir adımı olarak 14 Ocak Çarşamba günü tüm yurtta üretimden gelen gücümüzü kullanacak, iş bırakacağız.
Bunun için tüm konfederasyonları, sendikaları, kamu emekçilerini;
En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarıldığı;
İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret,
Güvenceli istihdam- güvenli gelecek,
Demokratik- adil bir çalışma yaşamı,
Halktan yana bir kamu hizmeti,
Grev hakkımızın önündeki engellerin kaldırıldığı Gerçek Bir Toplu Pazarlık Sistemi
İçin birlikte mücadele etmeye, omuz omuza vermeye, 14 Ocak’ta hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanmaya çağırıyoruz.
Çağrımız sadece kamu emekçilerine değil, bu sömürü düzenin çarkları altında ezilen herkesedir.
Hepimizi sefalette eşitlemeyi hedefleyenlere artık yeter demenin vakti çoktan gelmiştir.
Gelin yıllardır hepimize kaybettiren bu yoksulluk ve sefalet düzenine karşı insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim.”