HANGİ ÖZGÜRLÜK..

HANGİ ÖZGÜRLÜK..

12:29:11 | 2019-05-05
Ahmet Zorlu
Ahmet Zorlu      a.zorlu38@hotmail.com

Dün, ‘3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ idi..

En çok sosyal medya paylaşımı, “Eğer bir ülkede halkını kandıran bir medya varsa, o ülkenin başka düşmana ihtiyacı yoktur” oldu.

En çok ikinci paylaşım ise, “İstanbul Büyükşehir Belediyesinden vakıflara aktarılan paralar konusundaki haberlere erişim yasağı geldi..” başlığını taşıyordu.

Yaklaşık 9 aydır üzerinde çalıştığım ve ‘100 Büyük Yalan’ adını verdiğim kitap neredeyse basıma hazır. Ama dostlar, ama incelettiğim hukukçular, “Muhteşem bir araştırma ürünü. Ama yapma başın ağırır. Hele Türkiye biraz daha nefes alsın, sonra bastırırsın” tavsiyesinde bulunuyorlar.

Bir dostum 3 Mayıs Sabahı aradı ve “Aslında bu gün Dünya Basın Özgürlüğü Günü, biliyorum Türkiye’deki gazetecileri ilgilendirmiyor, ama yine de günün kutlu olsun” diyor.

Yani alay ediyor.

Yani dalga geçiyor, ama haklı.

Evet Türkiye’de basın var, ama özgürlüğü artık yok maalesef.

Daha önce de örnekledim, ama hilkat garibesi bir karar olduğu için yineliyorum.

Cumhuriyet Gazetesi’nin Dünyaca ünlü karikatüristi Musa Kart, bir yaz döneminde tatile çıkmak için Türkiye’de yaygın hizmet veren bir turizm şirketini arıyor.

Telefon numarasını bırakıyor ve tatil paketleri hakkında bilgi istiyor.

Bir süre sonra turizm şirketinin yetkilisi kendisini arayarak tur fiyatları hakkında bilgilendiriyor.

Ama Musa Kart çizdiklerinden, Cumhuriyet Gazetesi Çalışanları yazdıklarından dolayı Yüce Devletimizin özel ilgisine! mazharlar ya.

Yaptıkları her telefon konuşması dinleniyor.

Bir süre sonra açılan davada Savcı diyor ki, “İks Turizm Şirketi’nin Fetö ile iltisaklı olduğunu bilmiyor muydunuz. Neden aradılar, ne konuştunuz?”

Haydaa..

Musa Kart tane tane anlatıyor, ama buna rağmen ‘Doğrudan Fetö yapılanmasının üyesi olmamakla birlikte yardım ve yataklıktan’ hapis cezasına çarptırılıyor.

Şimdi gelelim asıl ilginç noktaya.

Bu turizm şirketinin sahibi şimdi nerede biliyor musunuz?

Türkiye’nin Turizm Bakanı..

2014 yılında, Fetullah Gülen’in ‘Okyanus Ötesi’ne terfi ettiği dönemde hükümet ile bu ihanet çetesinin reisi arasındaki görüşmeleri yürüten, mektup teatisine aracılık eden Fehmi Efendi bir yazısında ‘Burak Akbay’da Fetö Okulunda okudu’ dedi diye, Sözcü Gazetesi’nin Sahibi Burak Akbay hakkında yakalama kararı çıkıyor ve babasının cenaze töreni için bile Türkiye’ye gelemiyor. Ama Fehmi Koru, hala memleketin yazdığı okunan saygın! Gazetecilerinden biri..

Hele bir başkası var ki, Fetullah Gülen’in yıllarca postalığını yapmış bir isim.

Hüseyin Gülerce..

Ayda ortalama 200 telefon görüşmesi yaparmış kendi beyanıyla, bu çete başına en yakın olan bu zat.

Etkin Pişmanlıktan yararlanmış, memleketin en sözü dinlenen adamı.

Ben hala bu gün bile iddia ediyorum, Türkiye’nin başına bela açan bu zat yarın öldüğünde vasiyetnamesinden, “Bundan sonraki varisim Hüseyin Gülercedir” yazısı çıkarsa kimse şaşırmasın.

Bir bakanın kardeşi Fetöden hapiste.

Bir diğerinin kardeşi darbenin iki numarası olarak yargılanıyor. Ama kendisi Lahey Büyükelçimiz.

Bir parti büyüğü, geçmişin Fetö izlerini silmek için mahkeme kararı üstüne mahkeme kararı aldırıyor, ama buna rağmen izleri kapatamıyor.

Ama bunları yazmayı bırakın, bilmek bile hala Türkiye’de suç.

Gelişmiş çağdaş ülkelerde, basın Yasama, Yürütme ve Yargı’dan sonra 4. Kuvvet olarak tanımlanır.

Ama bizde bırakın 4. Kuvvet olmayı, kuvvet olma vasfı bile kalmadı, bırakılmadı.

Bu mesleğin sütü sulandırıldı.

Türkiye’nin en büyük sorunu haline getirildi, ‘Her alanda özgürlük..’

Böylesi nazik bir dönemde, mesleğin onurunu kendi onuru bilerek, her şeye rağmen doğrunun peşinden koşan ve bunun için bedel ödeyen, yargı huzuruna neredeyse her gün çıkmak zorunda kalan, uydurma sebeplerle içeri tıkılan tüm onurlu kalemlerin önünde saygı ile eğiliyor,  yazıya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü ile nokta koyuyorum;

“Basın bir Milletin Müşterek sesidir.”




ETİKET :  

Tümü