ADRES..

ADRES..

17:29:30 | 2019-04-11
Ahmet Zorlu
Ahmet Zorlu      a.zorlu38@hotmail.com

Çok çabuk unutuyoruz bazı çarpık ilişkileri..

Seçmen Sandık Listeleri askıya çıktığı günlerde, İstanbul’un bir ilçesindeki bir dairede 39 Seçmenin aynı adreste oturduklarının beyanı ve ev sahibinin ilçe belediye meclisi üyesi olduğunun anlaşılması üzerine kendisine ulaşan gazetecilere, “Yakınlarım spor tesislerinden yararlanmak için bizim evi adres göstermişler” dediğini mesela.

Polisin iki gündür ev ev gezip, “Niye bu eve taşındınız, izin aldınız mı?” gibi saçma sorularla delil oluşturmaya çalıştığı İstanbul İlçesi’nde, CHP Örgütünün seçmen listelerine itirazları sonucu 700 dolayında seçmenin ilçede oturmadıklarının belirlenip seçmenliklerinin iptal edildiğini..

Bu ilçede Kentsel Dönüşüm Projesi uygulandığı için geride bıraktığımız yaz döneminde 3-4 binanın yıktırıldığını, ama sakinlerinin aynı mahallede başka konutlara taşındığını..

Mesela Kayseri Sahabiye Mahallesini ele alalım.

Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde çok sayıda bina yıktırıldı.

Bu binalarda oturanların kiraları da Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü tarafından ödeniyor.

Şimdi biz bu adamlara, ‘Beyan ettiğiniz evde oturmuyorsunuz. Burada oy kullanamazsınız’ diyebilir miyiz?

Türkiye bu kıskaçtan bir an önce kurtarılmak zorundadır.

İstanbul Tablosu, tamamen ‘Yenilgiyi hazmedememe’ ve ‘Bazı konularda hazırlıksız yakalanma’ ayrıca da ‘milyonluk kıyakların ortaya çıkarılması ve kesilmesi’ telaşından başka bir şey değildir.

İstanbul’un 3-5 kişi tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesinin telaşıdır.

‘Ben boğaza nazır bu tepeyi beğendim’ diyerek bastırıp parayı satın alan Arap Seçkinlerine! ‘Yok arkadaş, bu tepe İstanbullunun nefes aldığı yeşil alandır. Kusura bakma satılık değildir’ denileceğinin telaşıdır.

Belediyelere ait tesislerin, bir takım Atatürk Hayranlarına! tahsis edilmesinin önüne geçilmesinin yarattığı telaştır.

Jet Fadılların, Ali Ağaoğullarının, Mehmet Cengiz’lerin kurduğu saadet zincirinin çat diye ortadan kopmasının endişesidir.

Gazeteleri bayilerde satılmadığı için, balya balya belediye depolarına konulması ve bedelinin belediye bütçesinden ödenmesinin önüne geçilmesinin telaşıdır.

İki Siyasi Partinin oluşturduğu ittifakının, seçim sonuçlarını en doğru ve güvenilir şekilde takip edip sonuçları YSK’dan bile daha önce almaları ve açıklamalarının telaşıdır.

Peki İstanbul Seçimi yenilenirse ne olur?

Bana göre Millet İttifakı’nın adayı bu sefer seçimi açık farkla kazanır.

Zira, gerek seçim sürecinde gerekse sonuçların izlenmesi sürecinde sergilediği tutum ile Ekrem İmamoğlu, sadece İstanbullunun değil, tüm Türkiye’nin gönlünü fethetmiş, Kırmadan, kızmadan, dökmeden, aşağılamadan, Rüz-u Mahşer kartı kullanmadan, ‘Şeyin şeye baktığı gibi bakıyorlar’ diyerek insanları Öküz yerine koymadan da siyaset yapılabileceğini, hizmet odaklı olunması gerektiğini kanıtladı, 3 aylık zaman diliminde.

Ama seçimlerin yenilenmesi demek, sonuç tartışmasının uzaması demek, ekonominin daha da kötü bir noktaya doğru yelken açması anlamına gelir.

Demokratik Sistem, onarılmayacak büyüklükte bir yara daha alır.

Yabancı troller, ‘borç para’ diye kapısını çaldığınız anda, size vereceği borcun faizinin yüzde 1 daha da artması ile sonuçlanır.

Üyesi olduğumuz ve kenara itilmeye başlandığımız Çağdaş Dünya ile iplerin tamamen kopması, dünya kamuoyunca ‘Bir seçimi bile hak edemediler’ imajının yerleşmesi sonucunu getirir.

İstanbul Seçimlerinin iptali, ‘Atı alan Üsküdarı geçti’yle izah edilen referandum  sonuçlarını, 2018 seçim sonuçlarını yeniden tartışma masasına getirir.

Verdiği kararlara bir üst itiraz mercii bile bulunmayan YSK’yı tartışmalı kurumlar listesinden çıkarıp, güvenilmez kurumların başına oturtur.

Hepsinden önemlisi ise, ‘Güvenli’ olmadığı anlaşılan seçimlerde bundan sonra alınacak her sonuç, karşı tarafın şüpheyle bakacağı konuma getirilir.

Hiç bir yönetenin, hiçbir kurumun ve hiçbir yurttaşın da Türkiye’yi bu noktaya sürüklemeye hakkı yoktur, olmamalıdır.

O nedenle diyorum ki;

Etmeyin, kıymayın güzel ülkemin ayakta tutmaya çalıştığımız demokratik sistemine.

YSK ve Tüm Yargı Kurumlarının sahnelenmek istenen bu ‘Büyük oyun’ karşısında kararlı bir duruş sergilemeleri ve bu yangın ortamından ‘Demokratik Sistemi’ çekip çıkarmaları, kurtarmaları, böylece hala bu ülkede Yargı’nın yürütmenin emrinde olmadığını kanıtlamaları gerekir.




ETİKET :  

Tümü