GÖÇER TÜRK’ÜN PSİKOLOJİ

15:22:36 | 2017-07-28
Uğur Seten
Uğur Seten      ugurseten@gmail.com

Türk göçebeliği , tarihsel süreç içinde yerleşik düzene geçmiştir.toplumsal yaşantımızda halen süren göçebelik izleri vardır. Yazın şehirden bağa göçmek gibi. Göçebe yaşam tarzı kendine özgü bir zihniyet, davranış kalıbı ve savunma   düzenekleri oluşturur…

Göçebeliğin toplumsal yaşantımızda ve psikolojimizde nasıl etkiler gösterdiği ve bu etkilerden  bu güne ne gibi izler kaldığına bir göz atacak olursak;

 

"Ekin ekme eğlenirsin,

Bağ dikme bağlanırsın,

Sür sürüyü çek davarı;

Günden güne beğlenirsin…

 

Göçebe dar anlamıyla zamana ve mekana bağlı kalmaksızın ,doğanın kendilerine yaşama fırsatı  verdiği yerlere doğru sürekli ya da mevsimlik olarak hareket etme halidir…     

Konar-göçerlik , toprağa ve sabit bir konuta bağlı olmadan , sürekli çadır hayatı yaşayan, üyeleri arasında akrabalık bağları olan, tek geçim kaynağını hayvancılığın oluşturduğu göçer ve konar göçer olarak nitelenen toplulukların yaşama biçimi şeklinde tanımlamaktır. ( Mutlu 1992/21),

 

 

n   Çağdaş psikiyatri ve psikoloji literatüründeki göç olgusu, ekonomik, toplumsal sosyal ve siyasal nedenlerle bireylerin ya da toplulukların yerleşmek amacıyla bir başka coğrafyaya gittikleri ve orada tutunmaya, yaşamlarını sürdürmeye çalıştıkları durumu tanımlar.

 

Biz Türkler, tıpkı Oğuz Kağan Destanı’ndaki gibi, “Gün tuğ olsun, gök korikan” (“Güneş bayrak olsun, gök çadır”) diyerek yola çıkan ve Anadolu’ya göçebe olarak gelen Türk boylarının torunlarıyız.

                                  

 

Kader bizi insan denizi Çin’in dizi dibinde tarih sahnesine çıkardı. Aradaki nüfus dengesizliğine rağmen devamlı Çinlilerle boğuşuyor , zorlandığımızda da bozkıra geri çekiliyorduk. O tarihlerde biz Çinlilerin yüzde biri kadardık. Bir şehir kurup oturursak orada düşman bizi yok ederdi. Nitekim Göktürk hakanı Bilge Kağanın şehir kurma fikrine kurultay karşı çıkmıştı. İdeal olanı göçerliliğimizi sürdürmekti , çünkü zayıf olduğumuz zamanlarda çekilir , güçlü olduğumuz zamanlarda ilerlerdik.

 

      Oğuzlar şehirlerde oturanlara yatuk ( tembel) demekteydi. 15. yüzyılda Akkoyunlu Devletinin kurucusu oğullarına “sakın oturak yaşayışa geçmeyiniz “ diye öğüt vermiştir. Batı’ya göç edip Müslüman olduktan sonra da bizden çok kalabalık Hristiyan topluluklarıyla yüzleşmek zorunda kaldık. Hristiyanlar girdikleri memleketlerde kendilerinden başka bir ümmet bırakmıyorlardı. Milletimiz , varlığını devletin varlığıyla birleştirdi. Dualarımız “ Allah devlete ve millete zeval vermesin” cümlesiyle zenginleşti.

 

     Göçerin kendine özgü bir yaşamı , zihniyet , tutum ve davranış kalıbı vardır . İlk bakışta konup-göçtüğü alanla ilgili ne kadar yüzeysel görünür, “eğreti” yani sanki yarın gidecekmiş gibidir. Ancak zihninde kervanı hep hazırdır. Bu yaşam biçimi tutumlarını da etkiler  Göçerin otantik eşyası , araç ve gereci saklayıcı sandık , kilim içinde bohçadır ve daha az tüketicidir.

 

     Göçer hayatında yaşanan olaylara kayıtsız değil ancak , sabırlı ve doğayla baş etmeye yöneliktir. Göçer zihni mevsimin değişmesini , hareket vaktinin gelmesini heyecansız , telaşsız ,  doğal seyir içinde yapar. Göçe hazırdır ; inanılmaz sabır ve tahammülle bekler.

     Göçerde dini yaşam , tevekkül , kanaatkarlık , örf-adet , töreye dayanan cömertlik misafirperverlik üzerine kuruludur çünkü gözü hep yolda olan göçer için dünya cenneti hep ötelerde olmuştur. Orta Asya’dan başlayan göç ise hâlâ devam etmektedir, Avrupa içlerine kadar. ( Erol GÖKA seminer notları)

 

Göçebelerde dini tevekkül, kanaatkarlık misafirperverlik  örf, adet, töreye dayanan bir cömertlik vardır. Göçebelerin tasarrufları çıkı (çıkın, bohça) şeklinde yapıp düğünde, hastanede harcamaları göçebe ruh halinden kaynaklanmaktadır.

 

Ütopyamız, dünya cennetimiz  hep ötede olmuştur.Bulunduğumuz yerde kendimize bir cennet yaratmak düşüncesi, tarihimizde hemen hemen hiç görülmedi. Ancak, burayı bırakıp, daha iyi bir yere gidebiliriz   diye çok dar bir  görüşle  yetindik. Bulunduğumuz yerde cenneti yaratmak, yepyeni bir büyük şehir yaratmak, yepyeni  bir uygarlık kurmak idealimiz olmadı. kendimize uygun kent yaşamı üzerinde fazlaca düşünmedik. Büyük Osmanlı Uygarlığımız bile sıfırdan  bir şehir yaratmadı. Göçebeliğin verdiği en büyük zararlardan birisidir bu. Demokrasimizin yerleşmesinde, güzel şehirler kuramayışımızda göçerlik unsurları etkilidir.(Erol GÖKA seminer notları)

 

     Göçerleri Çukurova’da yerleşik düzene geçirmek isteyen Osmanlı , bağcılığı öğretmek için onlara fidan dağıtmıştı. Göçerler ise kendilerine dağıtılan fidanları köklerini yakarak toprağa dikmişlerdi. Bu olay , onların yerleşik düzene geçmek istemediklerini ifade ediyordu. Şartları hazırlanmadan göçerleri toprağa bağlamak aslında onların mahvolmalarına sebep olurdu. Göçer toplumlar , besicilikle uğraştıkları için belli bir yere bağlanmaksızın mevsimine göre yurt değiştirirler. Göçerlikte hayvanı için otlak ve avlak olmadan yaşam olmaz. Nitekim bir Türkmen deyişinde şöyle denilir :

    

       Göçer her türlü doğa etkisi altındadır. Yaşam şartları güç ve acımasızdır. Göçer ekip biçmediği için ihtiyaçlarının bir kısmını yağma yoluyla karşılar. Yağma açıktan herkesin gözü önünde güç kullanılarak yapılır.

         Göçerler al baharlı , ala karlı ve soğuk pınarlı yaylalardan vazgeçemez. Göç günlerinde rengarenk giysiler giyilir, kınalı eller develeri çeker. Deve , çanları ile kendi havasındadır. Bazı göçerleri padişah fermanı bile engelleyememiştir.

     Dadaloğlu’nun ;

       “Kalktı göç eyledi Avşar Elleri,

       Ağır ağır giden eller bizimdir,

       Hakkımızda devlet vermiş fermanı

       Ferman padişahın , dağlar bizimdir. “Dizeleri göçün bir özetidir.

 

       Bazı göçerler yaylaya gitme zamanı geldiğinde , hareketlenen göç olayları esnasında yaman kavgalar ( kovgun) yaparlar , baskına giderler. Yada sürülerini istediği yerde otlatan göçerler , şayet hayvanları bir yerleşik halkın tarlalarını talan etmişlerse ve tarla sahibi bundan şikayetçi olursa , yerleşik halka “sen tarlanı kaldır “ diyecek kadar kafa tutarlar. İbn-i Haldun ‘a göre yerleşik , tarımcı biçimi nedeniyle barışçıdır, kurulu düzenin bozulmasını  istemez. Çoban ise savaşçıdır. ( Doğan Avcıoğlu Türklerin Tarihi , 1. Cilt, sayfa 209)

 

      “ Göç yolda düzülür “ anlayışı nedeniyle genel yaşamda bir plansızlık doğurduğundan söz ederken göçerin eşyayla ilişkisi , çok daha sahihtir. Kayıtsızlıkla cevap vermesi , sabrederek baş etmeye çalışması gelir. Doğal bir seyir içinde yapmayı bilir. Bu yüzden inanılmaz bir sabır ve tahammülle bekler. Bu , umursamazlık değildir. ( Erol GÖKA seminer notları )

        Göçerin psikolojisini ,onun yaşam koşulları belirler. Göçer, doğaya kulak vermek , hayvanının ihtiyaçlarını kollamak, düşmanın saldırılarına karşı sürekli tetikte durmak zorundadır. Daha güzel yerlere gitmek , her zaman mümkündür . Türk kültürünün dinamizmi bu şekilde gelişmiş , hem “ vatan “ kutsal bellenmiş, hem dar günde sığınılacak aday vatanlar aranmış , başka dünyaların hayalleri kurulmuştur.

Köşe yazısı




ETİKET :  

Tümü -- Adversting 8 --